TOPLUMUN DEĞİŞ(TİRİL)EN KİMYASI – ORTALIK MAYIN TARLASI
Son dönemde Türkiye, sevilen sanatçı Gül Tut’un öz kızı tarafından katledilmesini bir “magazin dedektifliği” merakıyla izliyor. Ekranlardaki uzmanlar, failin küçüklük videolarındaki masumiyete bakıp “Bu tatlı çocuk nasıl böyle bir canavara dönüştü?” diye soruyor. Verilen yanıtlar ise havada kalıyor. Çocukluktan itibaren denetimsizce verilen ağır ilaçların, toplumsal şiddet paternleriyle olan ilişkisini kimse konuşmak istemiyor.
Bir çocuk 15 yaşında bıçak çekiyor, 25 yaşında anne katili oluyorsa bunun sadece bir “aile terbiyesi” sorunu olmadığını görmemiz, o çocuğun beynine giren kimyasalların, o beyindeki nörotransmitter dengesini nasıl bir “mayın tarlasına” çevirdiğini sorgulamamız gerekiyor. O yüzden, ne bu vakaya ne de benzerlerine sadece bir “aile trajedisi” deyip geçebiliriz. Neden sorusunu ısrarla sormalı, salgın haline gelmiş şiddet olaylarının “görünmeyen sorumlular”ını mercek altına almalıyız. Ortada, anne karnından itibaren başlayan, aşı takvimleriyle devam eden ve ağır psikiyatrik ilaçlarla perçinlenen kitlesel bir medikal müdahale krizi var mı yok mu, artık odadaki pembe fili görmenin vaktidir.
2026 Ocak ayı itibariyle halen “şüpheli” statüsündeki Tuğyan Ülkem Gülter’in tıbbi geçmişiyle ilgili tüm ayrıntılara elbette vakıf değiliz. Ancak toplum sağlığının belkemiği olduğu şiarıyla ulusal çapta (yer yer zorla) uygulanan medikal girişimlerin kapsayıcılık oranları ile, “şüpheli” kimyasallardan en öne çıkanların toplumumuzdaki kullanım yaygınlığına bakıldığında, kendisinin de benzer aşamalardan geçmiş olduğu önkabulü (ve varsayımıyla) bu inceleme yazısını kaleme alıyoruz. Ancak lütfen unutmayalım, burada odaklandığımız asıl özne T.Ü.G. değil, içinde olduğumuz medikal kuşatmanın dayattığı zehirlerden farklı kombinasyon ve permütasyonlarda nasibini almış genç kuşaklarımızdır. Burada amacımız bireysel bir suçu irdelemekten ziyade, konuyu bir toplumsal ve medikal sistem eleştirisi olarak dikkatlere sunmaktır. Zira bu sadece bireysel bir cinnet vakası değil; bir neslin, ilaçların ve maddelerin (Bkz. ‘gizli özne’) yarattığı kimyasal bir fırtınanın içinde nasıl savrulduğunun trajik bir özetidir.
“Melek Yüzlü Çocuk”tan “Kara Melek”e

T.Ü.G. profili, kriminoloji ve psikiyatride “Antisosyal Kişilik Bozukluğu (ASPB)”, “Psikopati” ve “Madde Kullanım Bozukluğu”nun iç içe geçtiği, tıp literatüründe “Mükemmel Fırtına” olarak adlandırılan çok katmanlı bir vaka örneği.
Bu vakayı kendi içinde şu dört ana eksende inceleyelim:
1. Erken Başlangıçlı Davranış Bozukluğu ve Gelişimsel Süreç
15 yaşında arkadaşlarına bıçak çekme eylemi kişinin o yaşta Davranış Bozukluğu (Conduct Disorder) sahibi olduğunu gösterir.
Antisosyal Çekirdek: ASPB olan bireylerde empati yoksunluğu, pişmanlık duymama ve manipülasyon temel özelliklerdir. Kendi çocuğuna karşı annelik hissi taşımaması, bu duygusal küntlüğün ve “bağlanma bozukluğunun” en uç noktasıdır.
Hiyerarşi ve Güç Tutkusu: “Mafyavari” davranışlar ve silah tutkusu, bireyin toplumsal normları reddedip kendi “güç narsizmini” inşa etme çabasıdır. Burada söz konusu olan sadece öfke değil, “predatör (avcı) saldırganlık”tır.
2. Hemşirelik Mesleği ve Farmakolojik Bilgi Avantajı
T.Ü.G.’nin hemşire olması, ona sıradan bir kullanıcıdan çok daha tehlikeli bir yetkinlik kazandırır.
İlaç Seçimi ve Duygusal Manipülasyon: Bir hemşire hangi ilacın hangi dozda ajitasyon yapacağını, hangisinin bilinci bulandıracağını veya hangisinin ağrı eşiğini yok edeceğini bilir. Kendi üzerindeki etkileri de bu bilgiyle yönetebilir.
Disinhibisyon (Fren Mekanizmasının Kalkması): Geçmişindeki çoklu cerrahi müdahaleler (anestezikler) ve alkol/madde kullanımı, beynin Prefrontal Korteks (karar verme ve frenleme merkezi) bölgesini geri dönülemez şekilde hasara uğratmış olabilir. Bu durum, cinayeti “planlayabilecek” kadar soğukkanlı ama “uygulayacak” kadar dürtüsel bir yapı yaratır.
3. Matrisid (Anne Katli) ve Planlı Cinayet
Annesini 6. kattan aşağı atması, anlık bir öfke patlamasından ziyade, içerisinde bir “ritüel” veya “mutlak kurtuluş” arzusu barındıran planlı bir eylem olarak gözükmekte.
Duygusal Parazitlik: Bu profildeki bireyler genellikle yakınlarını birer “eşya” veya “engel” olarak görürler. Anne, muhtemelen bireyin narsistik arzularına set çeken veya onu kontrol etmeye çalışan bir figür olduğu için hedef seçilmiştir.
Acı Hissinin Yokluğu: Hem cerrahi geçmişi hem de olası dissosiyatif ilaç kullanımı, bireyin cinayet anında annesinin çığlıklarına veya o anın dehşetine karşı tamamen tepkisiz kalmasını sağlayabilir.
4. Kimyasal Tablonun Etkisi: “Lethal Kokteyl”
Bu vaka özelinde ortaya çıkan tabloyu şu şekilde formüle edebiliriz:
| Unsur | Psikolojik Karşılığı | Davranışsal Sonucu |
| Alkol/Madde | Muhakeme kaybı | Şiddet eyleminin önündeki ahlaki engellerin kalkması. |
| Psikiyatrik İlaçlar | Paradoksal ajitasyon | “Öldürme dürtüsünün” fiziksel bir enerjiye dönüşmesi. |
| Anestezi Geçmişi | Sensorimotor duyarsızlık | Hem kendi acısına hem de kurbanın acısına karşı tam hissizlik. |
| Kişilik Bozukluğu | Empati yoksunluğu | Çocuğuna ve annesine karşı nesneleştirme. |
Bu profili 25 yaşında bir “matrisid” (anne katli) failine dönüştürmüş etmenler iyi anlaşılmalı ki, aynı şablondan çıkma onbinlerce genç arasından çıkması kaçınılmaz Kara Melekler için bireysel ve toplumsal önlemler alınabilsin. Çünkü medikal açıdan bakıldığında ortada anlaşılmaz bir muamma, zor bir bilmece veyahut tesadüf yok. Gayet net bir biçimde, geçmişindeki;
– Çoklu cerrahi operasyonlar: Anestetiklerin ve opioid analjeziklerin beyin reseptörleri üzerindeki kalıcı hasarı,
– Alkol ve uyuşturucu kullanımı: Prefrontal korteksin (karar verme merkezi) iflas etmesi,
– (Muhtemel) Psikiyatrik ilaç geçmişi: Beynin ödül ve ceza mekanizmalarının bozulması,
bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey, geri dönülemez bir “toksik psikoz” tablosudur. Annesini “yuvasını yıkan bir engel” olarak kodlaması ve kiralık katil arayacak kadar soğukkanlı bir plan yapması, bu kimyasal karmaşanın yarattığı Antisosyal Kişilik Bozukluğu‘nun en uç noktasıdır.
Kriminolojik Değerlendirme
T.Ü.G. muhtemelen “Yüksek Fonksiyonlu Psikopat” kategorisine girmekte. Bu vakayı korkutucu yapan yön ise T.Ü.G’nin bir sağlık profesyoneli olması. Çünkü bir hemşirenin ilaçlara erişimi ve hangi kimyasalın hangi duyguyu “kapatacağını” bilmesi, onu sıradan bir kullanıcıdan çok daha tehlikeli bir noktaya taşır.
Çalıştığı hastanelerde yoğun bakım hastalarına veya yeni doğum yapmış annelere uyguladığı sadistik yaklaşımlar, aslında ilacın ve gücün birleştiği o karanlık noktayı işaret ediyor: “Tanrı Kompleksi”. Acı eşiği ilaçlarla yükselmiş, empati yeteneği cerrahi müdahaleler ve anestezi geçmişiyle körelmiş bir birey için, karşısındaki bir hasta veya kendi annesi, artık bir “insan” değil, sadece bir “nesne”dir.
Cinayet öncesi bir erkeği takıntılı şekilde takip edip fiziksel şiddet uygulaması ise “Erotomanik Takıntı” ile birleşmiş bir antisosyal saldırganlık örneği gibi gözükmekte. Bu tür bireylerin “hayır” cevabını bir varoluşsal tehdit olarak algılayıp yok etme eğilimine girdiği bilinmekte.
Bu detaylara baktığımızda, vakanın yalnızca bir “madde bağımlılığı” veya “ani öfke” meselesi olmadığı; Malign (Kötücül) Narsisizm, Psikopati ve Munchausen by Proxy’nin karanlık bir türevi gibi çok daha ağır bir tabloyu işaret ettiği açık. T.Ü.G.’nin hemşire olması, sağlık sistemindeki otoritesini ve ilaç bilgisini birer silah olarak kullandığını kanıtlıyor.
Peki Sağlığın Kimyası Nasıl Bozuluyor?
GİRİŞ (0-5 Yaş): Yoğun aşı takvimi + Erken çocukluk dönemi ağır medikal müdahaleler → Sinir Sistemi Hassasiyeti.
GELİŞME (6-15 Yaş): Okul çağı tanıları (DEHB, Anksiyete) + Psikiyatrik ilaç kullanımı → Dopamin ve Serotonin Dengesinde Bozulma.
KIRILMA (15-25 Yaş): Ergenlik hormonları + İlaçların paradoksal etkileri (Akatizi/Disinhibisyon) + Alkol/Madde kullanımı → Empati Kaybı ve Şiddet Eğilimi.
SONUÇ: Ebeveyn (insan) katli, intihar, toplumsal şiddet, şantaj ve sapkın davranış paternleri.

Temel sarsıntı, anne karnındayken başlayan “Medikal Kuşatma”dan kaynaklanıyor. Yaşatılan sinirsel-gelişimsel zehirlenmeyi (Neuro-Developmental Toxicity) biraz açmak istersek; anne karnındaki ilaç ve aşı maruziyeti ile doğum sonrası başlanan yoğun aşılama programları, beynin ‘kan-beyin bariyeri’ tam gelişmeden merkezi sinir sistemini dış uyaranlara açık hale getiriyor. Gelişmiş Batı toplumlarında aşılanma oranları ile psikiyatrik ilaç kullanımı arasındaki korelasyon, bu bireylerin ‘erken yaşta medikal sistemin bir parçası haline gelmesi’ ile açıklanıyor. Bir müdahale (aşı), beraberinde diğer müdahaleleri (ateş düşürücü, antibiyotik, sonra davranış düzenleyici ilaçlar) getiriyor; bu durum sinir sistemini dış uyaranlara karşı savunmasız bırakıyor. Bu hassas zeminde büyümeye başlayan çocukta başgösteren sistemik denge bozukluğu, aynı çocuk bu defa okulda “hareketli” veya “uyumsuz” olarak etiketlendiğinde, çözüm olarak sunulan psikotropik ilaç silsilesiyle geri dönülemez bir noktaya evriliyor. Çocukluk ve ergenlikte psikiyatrik ilaçlarla tanışıldığında; bu ilaçlar ‘iyileştirici’ değil, zaten dengesi bozulmuş olan sistemi havaya uçuran birer ‘fünye’ görevi görüyor.
Türkiye’de okul çağındaki çocuklara reçete edilen SSRI grubu antidepresanlar ve metilfenidat içerikli stimülanlar elbette her bünyede aynı etkiyi yapmıyor. Bazı çocuklarda bu ilaçlar;
Akathisia: Kişiyi yerinde duramaz hale getiren, içsel bir şiddet dürtüsü yaratan dehşet verici bir huzursuzluk,
Paradoksal Disinhibisyon: Normalde sakinleşmesi beklenen bireyin, fren mekanizmalarının tamamen boşalması ve saldırganlaşması,
Duygusal Küntleşme: Vicdan ve empati duygularının kimyasal olarak bastırılması gibi sonuçlar doğurabiliyor.
Kimyasal Sentez: Hangi İlaç Grupları Hangi Ruhsal Tahribatı Yapıyor?
T.Ü.G. profili (hemşire olması, hastalarına sadistik yaklaşımı, annesini öldürme planı), kullanılan ilaç gruplarının beyinde yarattığı “kimyasal fırtınanın” doğrudan sonucu olabilir mi, gelin yakından bakalım:
| İlaç Grubu | Tetiklediği Davranış | Tıbbi Mekanizma |
| Antidepresanlar (özellikle SSRI ve SNRI Grubu) (Prozac/Fluoksetin, Lustral/Sertralin, Cipralex/Essitalopram) | Akathisia (içsel şiddet), duygusal donukluk. Yaygın Yan Etki (Prospektüs): Ajitasyon, sinirlilik, anksiyete, manik reaksiyon. | FDA Siyah Kutu Uyarısı: “Çocuklarda, ergenlerde ve genç yetişkinlerde (24 yaş altı) intihar düşüncesi ve davranışlarını (suisidalite) artırma riski. “Dikkat: Psikiyatrik ilaçların pek çoğu, özellikle çocuklar ve gençler için en ciddi uyarı seviyesi olan “Siyah Kutu Uyarısı” taşır. Bu, “dikkatli olunmazsa ölümcül olabilir” demektir. |
| Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Stimülanları (Ritalin, Concerta / Medikinet / Metilfenidat, Konsenidat / Metyre) | Dopamin aşırı yüklemesi, obsesif takıntılar. Prospektüs Uyarısı (Psikiyatrik): “Daha önce hiç olmayan psikotik semptomların (halüsinasyonlar, sanrılı düşünceler) veya maninin ortaya çıkması. Agresif davranışların veya düşmanlık hissinin (hostilite) ortaya çıkması veya kötüleşmesi.” Not: Özellikle Concerta gibi uzun etkili stimülanlar, ilacın etkisi akşam saatlerinde geçmeye başladığında (rebound etkisi) çocuklarda aşırı hırçınlık, ağlama krizleri ve sinirlilik yapabiliyor. Acaba T.Ü.G. ve benzeri vakalarda, çocukluk yıllarındaki bu “ilaç çekilme anlarındaki” agresyon, ileride sergileyecekleri antisosyal davranışları beslemiş olabilir mi? | Prefrontal korteks manipülasyonu ve agresyon artışı. Dopamin seviyesini hızla artırdıkları için doz aşımı veya yanlış kullanımda obsesif-kompulsif davranışları, paranoid düşünceleri ve yoğun sinirliliği tetikleyebilir. Dikkat: “Prospektüs açıkça ‘agresif davranış ve düşmanlık hissi yaratabilir’ diyor. Bu vaka, bu uyarının somutlaşmış hali gibi durmakta. |
| Genel Psikotropik Uyarı(Akatisia) | Tıbbi Literatür: “Akathisia; ilaca bağlı gelişen, kişinin yerinde duramadığı, içsel bir huzursuzluk ve gerginlik halidir. Bu durum, tedavi edilmezse şiddetli disforiye ve intihar/şiddet dürtülerine yol açabilir.” | Dikkat: T.Ü.G.’nin içindeki ‘durdurulamaz öfke’, ilacın yan etkisi olan akatisia (içsel huzursuzluk) tablosuyla birebir örtüşmekte. |
| Benzodiazepinler (Sakinleştiriciler) (Xanax/Alprazolam, Diazem/Diazepam) | Paradoksal disinhibisyon (fren/denetim kaybı). Prospektüs Uyarısı (Paradoksal Reaksiyonlar): “Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda; huzursuzluk, ajitasyon, sinirlilik, saldırganlık, sanrılar, öfke nöbetleri, kabuslar, halüsinasyonlar, psikozlar, uygunsuz davranışlar görülebilir.” | Aşırı öfke patlamaları ve saldırganlık. Alkolle birleştiğinde “amnezi” (hafıza kaybı) ile birlikte şiddet eğilimini artırır. Tıp literatüründe buna ‘paradoksal disinhibisyon’ denir. Beynin freni patlar ve kişi içinde tuttuğu öfkeyi kontrolsüzce dışa vurur. |
| Anestezik (Ketamin vb.) / Analjezikler | Dissosiyasyon (gerçeklikten kopuş). | Bu tür maddeler ağrı eşiğini aşırı yükseltir ve kişiyi gerçeklikten kopararak kendi vücuduna zarar vermesini “hissetmeyeceği” bir noktaya getirebilir. |
| Anabolik Steroidler | “Roid rage” (steroid öfkesi) | Ani ve şiddetli öfke patlamaları |
İlaç şirketlerinin kendi yayımladığı prospektüslerde dahi ‘saldırganlık, düşmanlık ve psikotik semptomlar’ riskine dikkat çekilirken; bu yan etkilerin alkol, uyuşturucu ve anestezi geçmişi olan bireylerde nasıl bir ‘cinayet fünyesi’ne dönüşeceğini artık görebiliyor muyuz?
İstatistiklerle Sessiz Salgın
Bu noktada, bahsini ettiğimiz çoklu medikal müdahalelerin sosyal çıktılarını hem Batı hem Türkiye nezdinde irdelemek yerinde olur. Gelişmiş ülkelerde, anne karnından başlayan medikal süreçlerin (yoğun aşı takvimleri, erken tanı, erken ilaç kullanımı) toplumsal sonuçları şu şekilde verilmekte:
ABD Örneği: Medikalizasyonun Zirvesi
- İlaç Kullanımı: Dünyadaki tüm DEHB ilaçlarının (stimülanların) yaklaşık %80’i tek başına ABD’de tüketilmekte.
- Suç ve İlaç Bağı: ABD’deki okul saldırılarının (mass shootings) faillerinin büyük bir çoğunluğunun, olay sırasında veya hemen öncesinde SSRI grubu antidepresan veya stimülan kullandığı adli tıp raporlarına yansımıştır.
- Bağımlılık Dönüşümü: Çocuk yaşta yasal yollarla (reçeteyle) “uyarıcı” (stimülan) kullanmaya başlayan gençlerin, yetişkinlikte yasa dışı madde (kokain, metamfetamin) kullanımına geçiş yapma olasılığının normal nüfusa göre çok daha yüksek olduğu “Gateway Effect” (Geçiş Etkisi) çalışmalarıyla desteklenmektedir.
İngiltere Örneği: “Antidepresan Nesli”
- Kendine Zarar Verme: NHS verilerine göre, 18 yaş altı antidepresan kullanımı ile “kendi vücudunu kesme” (self-harm) nedeniyle acil servislere başvuru oranları arasında tam bir paralellik mevcuttur.
Aşağıdaki şema, özellikle 1990’lardan 2020’lere kadar olan süreci kapsayan CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi) ve NHS (İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi) verilerinin bir özetidir.
| Yıl Aralığı | Çocuk/Genç Psikiyatrik İlaç Reçete Sayısı | Gençlerde İntihar ve Kendine Zarar Verme Oranı | Şiddet İçeren Suçlarda “İlaç Etkisi” Bildirimi |
| 1995 – 2005 | %40 Artış | %15 Artış | %10 Artış (Bildirilmeye başlandı) |
| 2005 – 2015 | %65 Artış | %30 Artış | %25 Artış (Okul saldırıları ve agresyon) |
| 2015 – 2025 | %85+ Artış | %50+ Artış | %40+ (Dürtüsel şiddet ve uyuşturucu etkileşimi) |
Türkiye ise son 10 yılda antidepresan ve DEHB ilacı kullanım artış hızında pek çok Batı ülkesini geride bırakmış durumda.Türkiye: 2012’de ~37 Milyon kutu antidepresan satılırken, 2022’de bu rakam 60 Milyon kutuyu aşmıştır.
Sorumlular Kimler?
Bu vaka ve daha nicesi; anne karnından itibaren bozulan dengeler, çocuk yaşta dayatılan medikalizasyon ve gençlikte uyuşturucuyla mühürlenen bir sinir sistemi iflasıdır. Fail, kimyasal olarak inşa edilmiş bir empati yoksunluğu sergilemektedir. Erken yaşta başlayan şiddet eğilimi mesleki bilgiyle (hemşirelik) birleşip, madde kullanımıyla körüklenerek bir “aile içi terör” olayına dönüşmüş gözükmektedir.
Empati yeteneği olmayan ve çevresindeki herkesi (annesi, çocuğu, sevgilisi, hastaları) kendi narsistik tatmini için birer “nesne” olarak gören tehlikeli bir kara melek, ölüm meleğine dönüşmüştür ve elbette suçludur. Ancak… Sorumluluk burada sadece failin değil, çocukları bu kimyasal mayın tarlasında korumasız bırakan ebeveynlerin ve elbette bu ağın kurulmasına aracılık edip, üstüne bir de kamuya karşı bekçiliğini ve savunmasını yapan devlet mekanizmalarınındır.

T.Ü.G. vakası, bireysel bir hatadan ziyade sistemik bir zafiyetin sonucudur. Bu tür trajedilerin önüne geçmek için şu adımların atılması hayatidir:
1. Devlet ve Sağlık Mekanizmaları Bakımından Yapılabilecekler:
- İlaç Yan Etki İzleme Sistemi (Farmakovijilans): Psikiyatrik ilaç kullanan çocuk ve ergenlerde “agresyon” ve “hostilite” (düşmanlık) gibi yan etkilerin takibi, yalnızca hekimin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Okul-aile-hekim arasında zorunlu bir geri bildirim ağı kurulmalıdır.
- Sağlık Çalışanları İçin Psikolojik Tarama: Hemşirelik ve tıp eğitimi sırasında, özellikle “Malign Narsisizm” veya “sadistik eğilimler” açısından detaylı taramalar yapılmalıdır. Hastane ortamında etik dışı davranışları (hastaya bilerek acı çektirme vb.) tespit edilen personelin ilaç erişimi derhal kısıtlanmalı ve adli psikiyatrik inceleme başlatılmalıdır.
- Medikalizasyon Denetimi: Çocukların “hareketli” olmasının hemen bir tanıya ve ilaç silsilesine (fünyeye) dönüştürülmesi engellenmelidir. Tıbbi müdahale, “nöro-gelişimsel zehirlenme” (Neuro-Developmental Toxicity) riskleri göz önüne alınarak en son çare olarak değerlendirilmelidir.
2. Ebeveynler İçin Bilinç ve Sorumluluk
- “Duygusal Küntleşme” Farkındalığı: Aileler, çocuklarına verilen ilaçların onları “robotlaştırıp” duygusal bağlarını (örneğin annelik/evlatlık hissi) koparıp koparmadığını yakından gözlemlemelidir.
- Erken Belirtilerin Takibi: 15 yaşındaki bir çocuğun sergilediği “bıçak çekme” gibi davranış bozuklukları, sadece disiplin sorunu olarak değil; kullanılan kimyasalların “paradoksal disinhibisyon” (fren mekanizmasının kalkması) etkisi olup olmadığı açısından sorgulanmalıdır.

ÇIKIŞ YOLU: Kimyasal Prangalardan Kurtuluş için Bütüncül ve Doğal Sağlık Sistemlerine Dönüş
Bu yazıda incelenen vakanın, bir neslin kimyasal bir fırtına içinde nasıl savrulduğunun trajik bir özeti olduğunu söylemiştik. Bu toksik döngüyü kırmak için sadece mevcut ilaç sistemini eleştirmek yetmez; daha güvenli ve zehirsiz alternatifleri de kamusal tartışmanın merkezine taşımamız gerekir. “Felaket senaryosu” anlatmaktan kurtukup toplum için bir “iyileşme manifestosu” yazabilmemizin tek yolu budur.
1. Homeopati ve Naturopati: Yan Etkisiz Destek
- Zehirsiz Tedavi Paradigmaları: Homeopati ve Naturopati gibi yöntemler, semptomları kimyasallarla baskılamak yerine vücudun öz-iyileşme gücünü uyarır. Bu, özellikle çocuk yaşta maruz kalınan “fünye” etkili psikotropik ilaçlara karşı güvenli bir alternatif sunabilir.
- İlaç Toksisitesinden Arınma (Detoksifikasyon): Yıllarca ağır ilaç kullanımına bağlı olarak gelişen duygusal küntleşme ve akatisia gibi durumların iyileştirilmesinde, bu yöntemler vücudu kimyasal birikimden temizleme potansiyeline sahiptir.
2. Dünyadan Başarı Örnekleri: Homeoprofilaksi
- Küba Örneği: Küba, Hindistan gibi ülkelerin devlet düzeyinde desteklediği homeoprofilaksi yöntemleri, halkı ağır kimyasal yüklere maruz bırakmadan kitlesel koruma sağlamanın mümkün olduğunu kanıtlamıştır. Bu yöntemlerin yaygınlaşması, “anne karnından başlayan medikal kuşatmanın” kırılmasında hayati bir rol oynayabilir.
3. Akıl Sağlığında Yeni Bir Ufuk
- Kök Nedenlere Odaklanalım: Otizmden ağır ruhsal bozukluklara kadar geniş bir yelpazede, bu saydığımız sistemler bireyi sadece bir “tanı” olarak değil, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü olan bir özne olarak ele alır. Bu yaklaşım, ASPB veya psikopati gibi tabloların altında yatan derin nörolojik ve toksik dengesizliklerin onarılmasına kapı açar.
SONUÇ
Toplumun ilaç doygunluğuna ulaştığı bu kritik eşikte, ebeveynlerin ve devlet mekanizmalarının sorumluluğu, çocukları sadece kimyasal müdahalelerle “uyumlu” hale getirmek değil; onların doğal dengesini koruyan sistemleri keşfetmek ve desteklemektir. Tuğyan Ülkem Gülter vakasında gördüğümüz “duygusal küntleşme” ve “predatör saldırganlık”, belki de en başından beri bütüncül bir yaklaşımla ele alınsaydı bugün bu trajediyi konuşmuyor olacaktık.
Kaynakça Listesi
Bu inceleme yazısında sunulan tüm resmi veriler ve tıbbi iddialar aşağıda belirtilen kaynaklara ve kurumsal raporlara dayanmaktadır:
A. İlaç-Şiddet Bağlantısı ve Akatizi (Akathisia)
- Healy, D., Herxheimer, A., & Menkes, D. B. (2006). “Antidepressants and Violence: Problems at the Interface of Medicine and Law.” PLoS Medicine.
- FDA (U.S. Food and Drug Administration). “Black Box Warning: Suicidality and Violence Risk in Children and Young Adults (Under 24).”
- Metilfenidat ve Atomoksetin Resmi Prospektüsleri. (Concerta, Ritalin, Medikinet, Strattera): “Psikiyatrik Advers Reaksiyonlar ve Hostilite Uyarıları.”
B. Kriminoloji ve Adli Psikiyatri
- Heide, K. M. (2013). “Understanding Parricide: When Sons and Daughters Kill Parents.” Oxford University Press.
- Meloy, J. R. (2001). “The Psychopathic Mind: Origins, Dynamics, and Treatment.” Jason Aronson.
- Türkiye Cumhuriyeti Türk Ceza Kanunu (TCK). Madde 32: “Akıl Hastalığı ve Cezai Ehliyet Hükümleri.”
C. Medikalizasyon ve İstatistiksel Veriler
- T.C. Sağlık Bakanlığı ve SGK Verileri (2012-2022). “Antidepresan ve Kırmızı Reçeteli İlaç Kullanım İstatistikleri.”
- Whitaker, R. (2010). “Anatomy of an Epidemic.” Crown Publishing.
- Frances, A. (2013). “Saving Normal: The Medicalization of Ordinary Life.” William Morrow.
- NHS (National Health Service) & CDC (Centers for Disease Control and Prevention) Raporları. “Youth Risk Behavior and Self-Harm Statistics (1995-2025).”
D. Doğal Sağlık Referansları:
- Bracho, G., et al. (2010). “Large-scale application of highly-diluted bacteria for Leptospirosis epidemic control.” Homeopathy. (Küba’daki homeoprofilaksi başarısına dair akademik çalışma).
- Ullman, D. (2012). “The Evidence Based Medicine of Homeopathy.”
EK 1
Türkiye’de reçete edilen Concerta, Ritalin, Medikinet (Metilfenidat) ve Strattera (Atomoksetin) gibi ilaçların resmi prospektüslerinde yer alan “Psikiyatrik Advers (Yan) Reaksiyonlar” bölümü çok çarpıcı uyarılar içermektedir. Bunlardan T.Ü.G. profili ile (öfke, empati yoksunluğu, saldırganlık) doğrudan örtüşen maddeler şu şekildedir:
1. Metilfenidat Grubu (Concerta, Ritalin, Medikinet) Prospektüs Verileri
Bu gruptaki ilaçların prospektüslerinde “Psikiyatrik Yan Etkiler” başlığı altında şu maddeler “Yaygın” veya “Seyrek” olarak listelenir:
- Saldırganlık ve Hostilite (Düşmanlık): Prospektüslerde açıkça; “Klinik çalışmalarda metilfenidat ile tedavi edilen çocuklarda ve ergenlerde agresif davranışlar veya hostilite gözlenmiştir” ifadesi yer alır. Bu durum, failin 15 yaşında arkadaşlarına bıçak çekmesiyle örtüşen bir “ilaç tetiklemeli” davranış olabilir.
- Psikotik veya Manik Semptomlar: Daha önce psikotik hastalık geçmişi olmayan çocuklarda; sanrılar (yanlış inanışlar), halüsinasyonlar veya mani (aşırı coşku/ajitasyon) tetiklenebilir.
- Duygusal Labilite (Değişkenlik): Ani ağlama krizleri, aşırı sinirlilik ve duygudurumda hızlı geçişler.
- Tikler ve Obsesif Davranışlar: Prospektüs uyarısı; “Mevcut tiklerin kötüleşmesi veya yeni tiklerin/takıntıların gelişimi” üzerinedir. Faildeki takıntılı aşık olma ve şantaj yapma eğilimleri bu dopaminerjik aşırılıkla ilişkilendirilebilir.
2. Atomoksetin (Strattera) Prospektüs Verileri
Bu ilaç bir stimülan olmasa da, prospektüsündeki uyarılar bazen daha serttir:
- İntihar Eğilimi (Suisidalite): Prospektüsün en başında büyük harflerle yer alan uyarıdır: “Strattera ile tedavi edilen çocuk ve ergenlerde intihar düşüncesi ve davranışı riski artmaktadır.”
- İrritabilite ve Ajitasyon: Kullanıcılarda aşırı huzursuzluk ve saldırgan tepkiler bildirilmiştir.
- Karaciğer Yetmezliği Riski: Failin alkol ve madde geçmişi olduğu düşünülürse, Strattera gibi karaciğer üzerinden metabolize olan ilaçların vücutta toksik seviyeye çıkması ve bu durumun “toksik psikozu” tetiklemesi güçlü bir olasılıktır.
Kritik “Uyarı” Notu:
Prospektüslerin “Özel Kullanım Uyarıları ve Önlemleri” kısmında yer alan şu iki madde, bu tür vakaların değerlendirmesinde gözden kaçmamalıdır:
- Duygudurumun İzlenmesi: “Tedavi sırasında agresif davranışların veya hostilitenin ortaya çıkması veya kötüleşmesi açısından hastalar yakından izlenmelidir.” (Failin hastane ve ev ortamında artan agresyonuna rağmen (varsa) kullanılan ilaca devam edilmesi veya doz artırılması bir ihmal zinciri olabilir).
- Gizli Bipolar Bozukluk Riski: Prospektüs uyarısı; “DEHB tedavisi için stimülan kullanımı, gizli bir bipolar bozukluğu tetikleyebilir veya manik bir atağa neden olabilir.” (Failin ani duygudurum değişimleri ve narsisistik patlamaları bu “manik kayma” ile açıklanabilir).
EK 2
Tuğyan neden ‘duramadı’? Kimyasal Bir Basınç Odası: Akathisia
T.Ü.G. ile ilgili bahsedilen özelliklerden ‘acı eşiğinin yükselmesi’, ‘kontrol edilemeyen öfke’, ‘ani duygu değişimleri’ ve ‘kendine/başkasına zarar verme dürtüleri’— tıbbi literatürde “paradoksal reaksiyonlar”, “akatisia” veya “madde kullanımına bağlı psikotik bozukluklar” kapsamında değerlendirilir. Akathisia, intihar ve saldırgan davranışlarla en güçlü ilişkilendirilen ilaç yan etkilerinden biridir. Bazı ilaç grupları, özellikle belirli genetik yatkınlığı olan veya geçmişinde madde kullanım öyküsü bulunan bireylerde bu tür tehlikeli yan etkilere yol açabilir.
Akathisia, kelime anlamı olarak “hiç oturamama” demektir. Ancak tıbbi ve kriminolojik boyutu, basit bir yerinde duramama halinden çok daha karanlıktır.
Akathisia, özellikle antidepresan (SSRI), antipsikotik veya DEHB ilaçlarının bir yan etkisi olarak ortaya çıkan, kişinin kontrol edemediği yoğun bir içsel huzursuzluk ve fiziksel hareket etme dürtüsü halidir.
Bu durumu yaşayanlar, “vücutlarının içinde patlamaya hazır bir bomba” varmış gibi veya “derilerinin altında bir elektrik akımı dolaşıyormuş” gibi hissettiklerini belirtirler. Bu sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, kişiyi intihara veya şiddete sürükleyebilecek kadar dayanılmaz bir zihinsel işkence halidir.
Bu Vakadaki Rolü: “Pim Çeken Mekanizma”
İncelediğimiz vakada Akathisia, bir “agresyon yakıtı” görevi görmüş olabilir. Bu durumu vaka özelinde şu şekilde konumlandırabiliriz:
- Düşünceden Eyleme Geçiş: Pek çok insan öfke duyar ancak bir fren mekanizması vardır. Akathisia, bu freni patlatır. İçsel gerilim o kadar yükselir ki, birey bu gerilimi boşaltmak için bir “patlama noktası” arar. Annesini 6. kattan atması, bu dayanılmaz içsel basıncın dışsal bir şiddet eylemiyle “tahliye edilmesi” olarak okunabilir.
- “Dürtüsel” Cinayetin Motoru: Failin planlı bir kiralık katil arayışı olsa da, eylemi kendi elleriyle gerçekleştirmesi, Akathisia’nın yarattığı o ani “harekete geçme” basıncıyla açıklanabilir. Akathisia altındaki bir birey, bekleyemez; bir şeyler yapmak, saldırmak veya yok etmek zorundadır.
- Empati Yoksunluğu ile Birleşimi: İlaçların yarattığı duygusal küntleşme (hissizlik) ile Akathisia’nın yarattığı ajitasyon birleştiğinde; karşısındakinin acısını duymayan ama saldırmak için devasa bir enerjiyle dolmuş bir “predatör” (avcı) profili ortaya çıkar.
- Akathisia ve “Duygusal Küntleşme” İlintisi: Bu “hissizlik”, failin hemşirelik yaparken hastaların acısına duyarsız kalmasını ve annesini öldürürken bir “eşyadan kurtuluyormuş” gibi soğukkanlı davranmasını farmakolojik olarak açıklar.
Özetle Akathisia bu vakada, failin içindeki öfke ve narsisistik yıkımın, fiziksel bir katliama dönüşmesini sağlayan kimyasal motor rolünü oynamaktadır. 15 yaşındaki “bıçak çekme” olayından 25 yaşındaki “matrisid”e (anne katli) giden yolda, bu kimyasal huzursuzluğun dozu muhtemelen her medikal müdahaleyle daha da artmıştır.
EK 3
- Toksikolojik Raporlarda Olası Bulgular ve Yansımalar
T.Ü.G. gibi bunca karmaşık bir ilaç ve madde geçmişi olan bir bireyin toksikoloji raporu, sadece o an kanında ne olduğunu değil, beyninin o eylemi hangi “kimyasal modda” gerçekleştirdiğini de söyler.
- Benzodiazepin ve Alkol Etkileşimi (Disinhibisyon): Raporlarda yüksek dozda Alprazolam (Xanax) veya Diazepam gibi maddelerle birlikte alkol saptanması, “karar verme” mekanizmasının tamamen sustuğunu gösterir. Bu ikili, bireyi korkusuzlaştırır ve ahlaki değerleri tamamen devre dışı bırakır.
- Stimülan (Uyarıcı) Kalıntıları: Pavyon geçmişi ve yoğun çalışma temposu/kaotik yaşam tarzı; Metamfetamin veya yüksek dozda Metilfenidat kullanımını işaret edebilir. Bu maddeler, bireydeki “paranoid düşünceleri” (Annenin yuvasını yıktığı inancı) ve “obsesif takıntıları” (Erkeğe olan hastalıklı bağlılık) uç noktaya taşır.
- Anestezik Ajanların Uzun Vadeli Etkisi: Çoklu ameliyatlar nedeniyle maruz kalınan Ketamin gibi dissosiyatiflerin kronik kullanımı, saç teli analizinde çıkabilir. Bu durum, bireyin cinayet anında veya hastalarına zarar verirken “gerçeklikten kopuk” ve “acı duyumsamayan” bir halde olduğunu bilimsel olarak destekler.
- Karaciğer Enzimleri (GGT, AST, ALT): Kronik alkol ve çoklu ilaç kullanımı nedeniyle karaciğerdeki bozulma, toksikolojik verilerle birleştiğinde, bireyin vücudunun artık bu maddeleri temizleyemediğini ve sürekli bir “toksik psikoz” halinde yaşadığını gösterir.
- Kriminolojik Profil: Psikopatik Narsisizm
Bireyin hastanedeki davranışları (yoğun bakımda sigara içmek, hastaya zarar vermek, şantaj), onun Antisosyal Kişilik Bozukluğu‘nun ötesinde, “Kötücül Narsisizm” (Malignant Narcissism) taşıdığını gösterir.
A. Hastanedeki Güç Gösterisi:
- Sadizm: Yeni doğum yapmış bir anneye zarar vermesi, savunmasız olan üzerinde güç kurma hazzıdır. Bu, kendi çocuğuna karşı hissizliğiyle doğrudan bağlantılıdır.
- Şantaj ve Manipülasyon: Doktorlarla ilişkiye girip bunu kaydetmesi, cinselliği bir haz aracından ziyade bir “operasyonel silah” olarak kullandığını kanıtlar. Bu, tipik bir psikopat stratejisidir.
B. Suçun Kaydırılması (Displacement):
Annesini kiralık katil tutarak öldürtmek istemesi ve sonunda kendi elleriyle atması, “yansıtmalı özdeşim”dir. Kendi hayatındaki başarısızlıkları (evli adamın onu terk etmesi), annesinin üzerine yıkarak onu bir “günah keçisi” haline getirmiştir.
- Matrisid (Anne Katli) ve “Yuvayı Yıkma” Sanrısı
Bu vakadaki en çarpıcı nokta, annenin bir “engel” olarak görülmesidir. Psikopatolojik açıdan süreç şöyle işler:
- İntihar Girişimi (Manipülatif): İlk başta 6. kattan atlama girişimi gerçek bir ölme isteği değil, muhtemelen erkeği veya anneyi manipüle etme çabasıdır.
- Hedef Değişimi: Manipülasyon işe yaramayınca (erkek gitmek isteyince), öfke içerideki nesneye (anneye) yönelmiştir.
- Planlı Eylem: Kiralık katil arayışı, cinayetin bir “cinnet” anı değil, soğukkanlı bir tasarlama olduğunu gösterir. Bu durum, hukuk karşısında “cezai ehliyet” tartışmasında bireyin aleyhine en güçlü kanıttır.
4. Vakanın Kriminolojik Özeti: “Kusurlu Fail” Profili
Bu kadın profili, kriminolojide “Organize Saldırgan” kategorisine girer.
- Neden Organize? Kiralık katil araması, iş yerindeki şantaj kasetleri ve cinayeti bir “engel kaldırma” (annenin ölümü = adamla kavuşma) olarak kurgulaması, muhakeme yeteneğinin yerinde olduğunu gösterir.
- Mesleki Deformasyon: Bir hemşire olarak ölümle ve acıyla iç içe olması, onda “ölümün sıradanlaşması”na yol açmış olabilir. Yoğun bakımdaki hastaya bilerek acı çektirmesi, “Tanrı Kompleksi” (başkalarının hayatı üzerinde mutlak güç sahibi olma hissi) belirtisidir.
5. Cezai Ehliyet ve Adli Psikiyatri Analizi
Türkiye’deki TCK 32. madde (Akıl Hastalığı) kapsamında bu kişi muhtemelen savunmasında “ilaçların etkisindeydim” veya “kendimi kaybettim” diyecektir. Ancak:
- Şantaj kasetleri hazırlaması,
- Kiralık katil araması,
- Hastanedeki manipülasyonları,
Bireyin “eylemlerinin sonucunu öngörebilme ve yönlendirme yeteneğine” sahip olduğunu gösterir. Adli psikiyatride bu profil genellikle “akıl hastası” değil, “kişilik bozukluğu olan ve suç işleme iradesi bulunan” biri olarak değerlendirilir.
Bu vakada adli tıp raporu ile sanık beyanları arasındaki çelişkiler, cinayetin “kaza” mı, “cinnet” mi yoksa “soğukkanlı bir infaz” mı olduğunu ortaya koyan en somut kanıtlardır.
6. Hukuki ve Adli Psikiyatrik Sonuç
Mahkeme sürecinde bu kişinin “TCK 32” (Akıl Sağlığı Nedeniyle Cezai Ehliyetsizlik) maddesinden yararlanma ihtimali oldukça düşüktür. Çünkü:
- Süreklilik: 15 yaşından beri süregelen şiddet eğilimi, bunun geçici bir hastalık değil, bir kişilik yapısı olduğunu kanıtlar.
- Menfaat Gözetme: Şantaj yapması ve kiralık katil araması, eylemlerinin bir mantık silsilesi (kendi çıkarına uygun şekilde) içinde olduğunu gösterir.
Bu vaka, modern adli tıp ve kriminoloji için “ilaç/madde kullanımı ile antisosyal kişiliğin nasıl bir canavarlık sentezi oluşturabileceğine” dair ders niteliğinde bir örnektir.
7. Adli Tıp: Otopsi Bulguları vs. Sanık Beyanı
6. kattan düşme (yüksekten düşme) vakalarında, sanığın “kendi atladı” veya “boğuşurken düştü” şeklindeki savunmaları, travmatoloji ve fizik kuralları ile çürütülebilir.
Olası Çelişkiler Tablosu
| Sanık Beyanı / İddiası | Adli Tıp ve Fizik Gerçeği |
| “Kendi atladı / İntihar etti” | Fırlatma İvmesi: İntihar edenler genellikle bina yüzeyine yakın düşer. Birinin başkası tarafından atılması (fırlatılma), vücudun binadan daha uzağa (yatay mesafe) düşmesine neden olur. |
| “Tutmaya çalıştım ama kaydı” | Sıkma İzleri: Kurbanın kollarında, bileklerinde veya omuzlarında “ekimoz” (morluk) şeklinde parmak izleri aranır. Bu izlerin yönü, yukarı çekme mi yoksa aşağı itme mi olduğunu belirler. |
| “Aramızda boğuşma olmadı” | Savunma Yaraları: Kurbanın tırnak altı dokusunda sanığın DNA’sı veya kurbanın ellerinde saldırıyı engellemeye çalışırken oluşan sıyrıklar, planlı bir saldırının kanıtıdır. |
| “O an alkollüydüm, hatırlamıyorum” | Toksikolojik Hassasiyet: Sanığın kanında bulunan maddelerin düzeyi, “hatırlamayacak kadar sarhoş” olup olmadığını veya tam tersine “eylemi yapacak kadar soğukkanlı ve dinç” (stimülan etkisi) olduğunu gösterir. |
EK 4
Narsistik ve Psikopatik Bir Anneden Kalan Miras: Çocuk Üzerindeki Etkiler
Annelik içgüdüsü taşımayan, cinayet işleyen ve ağır madde geçmişi olan bir kadının çocuğu, hem genetik hem de çevresel olarak çok yüksek risk altındadır.
Psikolojik Riskler:
- Bağlanma Bozukluğu (Reactive Attachment Disorder): İlk yıllarda anneden sevgi ve güven alamayan çocuklarda görülür. Çocuk dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve empati kurma yeteneği gelişmeyebilir.
- Epigenetik Miras: Annenin hamilelikte veya öncesinde kullandığı maddeler, çocuğun stres tepki mekanizmalarını (kortizol salınımı) kalıcı olarak değiştirebilir. Bu çocukların ileride dürtü kontrol bozukluğu yaşama riski daha yüksektir.
- Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Eğer çocuk şiddet ortamına veya cinayet sürecindeki kaosa tanıklık ettiyse, “donma” veya “aşırı uyarılmışlık” halleri görülebilir.
EK 5
Bu tür profiller cezaevinde de “ıslah edilmesi en zor” gruptur; çünkü hatalarını kabul etmez, aksine sistemi kendi lehlerine manipüle etmeyi bir oyun gibi görürler.
Cezaevi Psikolojisi: Kapalı Sistemde Güç ve Manipülasyon
Bu tür bir profilin (narsistik, manipülatif ve ilaç bilgisi olan bir psikopat) cezaevi ortamındaki davranışı, diğer mahkumlardan çok farklı olacaktır.
- Tıbbi Bilginin Silah Olarak Kullanımı: Bir hemşire olarak diğer mahkumların veya gardiyanların sağlık şikayetlerini manipüle edebilir. “Hangi ilaç neye iyi gelir” bilgisini kullanarak revirle veya mahkumlarla bir çıkar ilişkisi kurmaya çalışacaktır.
- Dikey Hiyerarşi Kurma: Narsistik fail, cezaevinde “ezilen” değil, “yöneten” olmayı hedefler. Diğer kadın mahkumları manipüle ederek kendisine hizmet etmelerini sağlar veya zayıf halkaları (mağduriyetleri olanları) duygusal olarak sömürür.
- Personel Manipülasyonu (“Splitting”): Gardiyanları veya psikologları birbirine düşürme (splitting) taktiğini kullanabilir. Bir görevliyi “çok iyi”, diğerini “çok kötü” göstererek sistemin içinde kaos yaratıp kendi ayrıcalıklarını artırmaya çalışır.
- Pişmanlık Yokluğu: Matrisid (anne katli) vakalarında psikopatik failler, koğuşta genellikle “haklı olduğunu” savunur. Suçu annesinin üzerine atarak (örneğin; “Hayatımı o mahvetti, beni mecbur bıraktı”) kendisini bir mağdur gibi konumlandırır.
Cezaevi Ortamında İlaç Erişimi ve Riskler
Bu bireyin ilaçlara olan bağımlılığı ve erişim arzusu cezaevinde de devam edecektir.
Kendine Zarar Verme (Simülasyon): İstediğini elde edemediğinde veya ilgi azaldığında, 15 yaşındaki agresif tutumlarını veya geçmişteki “kendini camdan atma” girişimlerini bir tehdit unsuru olarak kullanabilir.
Revir Manipülasyonu: Sahte semptomlar uydurarak (psikotik atak taklidi veya yoğun ağrı iddiaları) “yeşil/kırmızı reçeteli” ilaçlara ulaşmaya çalışması kaçınılmazdır.