İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

Çeviren: Özgecan KOCAMAN

Yaşanan son kızamık salgınları boyunca popüler medya, hastalığa yakalananların aşılı olmaları ve de aşıların etkisizliğinin ispatlanmış olması gerçeğine rağmen, suçu sadece ve sadece asışız çocuklara yüklemiştir. Popüler medya sürekli olarak en ufak bir fark göz etmeksizin, sadece aşılar hakkında biraz tereddüdü olan aileleri dahi “aşı karşıtı” olarak yaftalamış, onları Andrew Wakefield’in aşıları otizm ile ilişkilendiren “hileli” çalışmasına dayalı mantık dışı korkuları olan, sorumsuz ve yanlış bilgilendirilmiş kişiler olarak lanse etmiştir. (Dr. Wakefield’ın ve ona minnettar küçük otizmli hastalarının yer aldığı Lima B. Romeo’nun ‘Shots in the Dark’ belgeselini izlemenizi tavsiye ederiz.)

Gerçekte, ‘aşı karşıtı’ denilenlerin birçoğunun aşılara öyle TÜMÜYLE karşı filan olmadığını görüyoruz. Her tür aşılamayı kesinlikle reddeden bir grup bulunduğu gibi, çoğunluk-ki bu gruba doktorlar ve sağlık uzmanları da dahildir- belirli bazı aşıları, aşılarda kullanılan maddeleri ve/ya aşı takvimini sorgulamaktadır. Bu ifade bir anket çalışmasının sonucu olmayıp, benim gazeteci olarak son 5 yılda okuduğum hatırı sayılır miktardaki makaleye dayalı kişisel çıkarımımdır. Gerçek anlamda bağımsız araştırma yürütmüş çok sayıda doktor ve sağlık uzmanı bulunmaktadır ve bu kişiler aşı uygulamasını bilimsel araştırmalar ve somut delillerle eleştirmektedirler.

Neden popüler medya ilaç kartellerini eleştirenleri, akıldan yoksun, eğitimsiz, bilimden uzak ve sorumsuz olarak yaftalamaya bu kadar düşkün peki?

marcia

Dr. Marcia Angell 20 yıldan uzun bir süre The New England Journal of Medicine’da editör olarak çalışmıştı. Ancak bilimsel literatüre geniş çaplı olumsuz etkisi yüzünden ilaç endüstrisini eleştirince görevine son verildi. Kendisi şöyle demişti:

“Günümüzde yayınlanan çoğu klinik araştırmaya inanmak artık pek mümkün değil.”

Çok sayıda gazeteci ise aynı şeyin popüler medya için de geçerli olduğunu söylemekte.

Burada aşılar ve ilaç endüstrisi hakkında bugüne kadar yapılmış geniş çaplı bağımsız, bilimsel araştırmaların sadece kısmi bir bölümü olan 27 gerçeği okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz. Popüler medyanın geçmişte yayınlamış olduğu, ancak bügün yaratmaya çalıştıkları ‘aşı karşıtı’ portresine uymadığı için görmezden gelmeyi tercih ettiği haber makalelerine de yer verdik.

Bu listenin hazırlanmasındaki amaç, ilaç endüstrisinin propagandasını körü körüne yayıp ajandasını desteklemekten başka bir şey yapmayan popüler medyanın yapmadığını yapıp, sizlere bağımsız araştırma sonuçları ile bilgi kaynaklarını ulaştırmak:

(Tüm vurgulamalar sonradan eklenmiştir. Başlıkların büyük çoğunluğu ekli makalelerden alınmış cümlelerdir.)

İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

1) Çin’de kızamık salgını, fakat yakalananların %99’u aşılı

Son dönemde PLoS’ta yayınlanan bir araştırmanın başlığı şöyleydi:
“Kızamık eliminasyonunda ve kabakulak ile kızamıkçığı kontrol altına almadaki güçlükler: İlk dozu ‘kızamık ve kızamıkçık’ aşısı olarak, ikinci dozu ise ‘kızamık, kızamıkçık ve kabakulak’ aşısı olarak uygulanmış aşılamada hastalık prevalansı çalışması.” Bu araştırma, iki aşının da (kızamık – kızamıkçık (MR)) ve kızamık, kızamıkçık ve kabakulak (MMR) iddia edilenin aksine, yüksek oranda aşılanmış popülasyonlarda salgın oluşumunu önlemekte düpedüz etkisiz olduklarını gözler önüne sermiştir. (Sayer Ji, Nüfusunun %99’u Aşılı Çin Neden Kızamık Salgınları Yaşıyor? GreenMedInfo, 20 Eylül 2014)

2) Araştırmaya göre, zorunlu su çiçeği aşısı hastalığa yakalanma oranını arttırıyor

Varicella, ya da diğer adıyla suçiçeği aşısı Güney Kore’de 2005’ten beri zorunlu aşılar kapsamında. 12 – 15 ay grubundaki bebekler kanun gereği aşılanmak zorunda. 2011’e gelindiğinde su çiçeği için aşı kapsayıcılığı ülke çapında neredeyse %100’ü buluyor, ancak su çiçeğine yakalananlarda bir azalma gözlemlenmiyor; aksine, zorunlu aşılama kapsamında %100’e yakın seviyelere ulaşılmasıyla birlikte vakalarda artış oluyor.

Suçiçeği vakaları, Kore Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (KCDC) raporuna göre 2006’da 100.000’de 22,6 vakadan, 2011’de 100.000’de 71,6’ya yükseliyor.
Bu müthiş fark, aşı uygulamasının hastalığın yayılmasını önlemede işe yaramadığının reddi mümkün olmayan ispatıdır. (Christina Sarich, %97’lik Aşılanma Oranlarına Rağmen Su Çiçeği Aşısı Yüzünden Ortaya Çıkan Salgınlar, Natural Society, Ocak 08, 2015)

3) 2012’de Kanada’da yaşanan kızamık salgınında vakaların yarıdan fazlasını aşılı gençler oluşturuyor

Ağır bir kızamık salgınına maruz kalan kasabadaki lisede yapılan incelemede, vakaların yarıdan fazlasının önerilen iki doz kızamık aşılarını küçükken olmuş–hani herhangi bir salgın durumunda resmi yetkililerce kızamığa yakalanmayacak kesim diye düşünülen– gençler olduğu ortaya çıkıyor.

Genel kabul, erken çocukluk evresinde yapılan iki doz kızamık aşısının sizi kızamık enfeksiyonundan %99 olasılıkla koruması gerektiği şeklinde. Bu nedenle, kızamığa yakalanan 98 gencin 52’sinin tam aşılı çıkması incelemeyi yapan araştırmacılarda şok etkisi yaratıyor. (The Canadian Press, Quebec’te Aşılı Çocuklarda Görülen Kızamık Vakaları İncelemeye Alındı, CBC, 20 Ekim 2011)

4) 1987’de tam aşılı bir grup çocukta görülen kızamık salgını kayıtlara geçiyor

Örneğin, 1987’de New England Journal of Medicine (NEJM)’de, Texas’ın Corpus Christi kasabasında 1985 baharında yaşanmış bir kızamık salgınını belgeleyen bir çalışma yayımlanıyor. 14 adolesan öğrenci, hepsi de KKK ile kızamığa karşı aşılanmış olmasına rağmen hastalığa yakalanıyor. Araştırmacılar okulun %99’unun – yani nereden baksanız tamamının– aşılı olduğunu, ve üstelik bu öğrencilerin %95’ten fazlasının kanında ölçülebilir oranlarda kızamık antikoru tespit edilmesine rağmen salgının oluştuğunu not düşüyor. (Ethan A. Huff, Tam Aşılı Çocuk Grubunda Başgösteren Kızamık Salgını, Natural News, 15 Şubat 2015)

5) Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin kendi verileri Aşılar ve Ani Bebek Ölümleri arasında bağlantı bulunduğunu gösteriyor

Peki ya bu devlet kurumlarının kendi çıkardığı bilimsel ve klinik literatür, kendi aşı politikalarıyla çelişirse?

Journal of Pediatrics‘te yayımlanan yeni çalışmayla olan şey tam olarak bu işte. Çalışmanın başlığı şöyle: “Aşıya Bağlı İstenmeye Etki Bildirim Sistemi’ne 1990-2013 yılları arasında Bildirilmiş ‘Haemophilus influenza tip b [Hib]’ Aşısına Bağlı Yan Etkiler”. Bu çalışmada CDC ve FDA’de görevli araştırmacılar Hib aşısına bağlı 749 ölüm vakası tespit ediyor, bu ölümlerin %51’inin de Hib aşısı uygulamasına bağlı ‘ani bebek ölümleri’ olduğu kayda geçiyor. (Sayer Ji, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin Kendi Verileri Aşılarla Ani Bebek Ölümleri Arasında Bağlantı Gösteriyor, GreenMedInfo, 23 Ocak 2015)

6) Japonya’da 1993’te 1,8 milyon çocuğa uygulanan iki farklı MMR aşısının ardından yaşanan rekor seviyede non-viral menenjit vakası ve başka istenmeyen etkiler sebebiyle Japonya MMR (KKK) aşısını yasaklıyor

Japon hükûmeti MMR (KKK) aşısıyla ilgili bir sorun olduğunu aşılamanın zorunlu tutulduğu 1989 Nisan’ında aşı uygulaması daha başlar başlamaz fark ediyor. O dönem aşı yaptırmayı reddeden ailelere cüzi bir miktar para cezası uygulanıyor Japonya’da.

Aşılamayla ilgili 3 aylık gözlem döneminde her 900 çocuktan birinin problem yaşadığı ortaya çıkıyor. Her 100,000 ila 200,000 çocukta 1 olması beklenen yan etki oranı gerçekte tam 2,000 kat fazla çıkıyor. ( Jenny Hope, Japonya MMR Aşısını Neden Yasakladı, Daily Mail)

7) Yapılan bir araştırma, daha yüksek dozda aşı uygulayan ülkelerde bebek ölümü oranlarının da daha yüksek olduğunu gösteriyor

Amerikan aşı takvimi uyarınca 1 yaş altı bebeklere 26 doz aşı vurulmakta ve Amerika bu oranla dünyada en fazla aşı uygulayan ülkeler sıralamasında birinci. Gelgelelim, Bebek Ölüm Oranı (BÖO) istatistiklerine bakıldığında ABD’yi tam 33 gelişmiş ülkenin gerisinde görüyoruz.

Bazı ülkelerin BÖO’su Amerika’nın yarısı kadar: Singapur, İsveç ve Japonya’da oran 2.80’in altında. Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi’ne (CDC) göre “Amerika’nın bebek ölüm oranının, düşük oranlı ülkelere kıyasla giderek daha kötüye gittiği gözlenmekte.”

Bu bulgular, aşılarla ilgili sağlık beklentilerine uymuyor, hatta aksini işaret ediyor. Bir ülkede uygulanan aşı dozu arttıkça, bebek ölüm oranları da artıyor. (Neil Z. Miller ve Gary S. Goldman, Rutin Aşı Uygulamalarında Doz Azaldıkça, Bebek Ölüm Oranları da Azalıyor: Biyokimyasal ya da Sinerjik Bir Zehirlenme Mi Sözkonusu? (U.S. National Library of Medicine, Eylül 2011)

8) ABD’de “Üreticileri Yasal Sorumluluktan Koruma” amacıyla kurulmuş bir aşı mahkemesi bulunuyor

Şirketleşmiş medya kuruluşları yıllarca bu mahkemenin varlığını dahi kabul etmekte zorlandı. Ancak aşı mağdurlarının davalarının görülmesi amacıyla kurulmuş olduğu halde, bugünkü işlevi dosyaları mümkün olduğunca çabuk şekilde halı altına süpürmeye indirgenmiş bu özel mahkeme sisteminin aşı mağduru çocukların ailelerine tazminatlarını gerekli ve uygun biçimde sağlama görevini yerine getirmediğine dair haberler artık anaakım medyada dahi yerini almaya başladı. (Ethan A. Huff, Aşı Mahkemesinin Gizli Görevi: Aşı Üreten Firmaların Kanun Önünde Hesap Vermesini Önlemek, Natural News, Kasım 2014)

9) CDC tarafından KKK aşısını aklamada kullanılan 2004 tarihli bir çalışmada sahtecilik yaptıkları itirafının da ötesinde, halen CDC’deki görevine devam etmekte olan bilimadamı William Thompson aşılarda kullanılan cıva (timerosal) ile otizm arasında bağlantı olduğunu da ifade ediyor. (Jon Rappoport, ABD Hastalık Kontrol Merkezi’nden Çıkan İtirafçı: Aşılardaki Cıva (Timerosal) Otizme Neden Oluyor, No More Fake News, 5 Eylül 2014)

10) William Thompson, ta 2002 yılında KKK aşısını Afrika kökenli Amerikan çocuklarda çok yüksek oranda otizm artışı riskiyle ilişkilendiren çalışma sonuçlarından haberdar aslında. Brian Hooker’ın CDC’nin kendi veri tabanı üzerindeki analiziyle KKK (MMR) aşısı olmuş Afrika kökenli Amerikalı çocuklarda otizm görülme riskindeki %340’lık artışı gözlerönüne seren çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz. (Mike Adams, İşte Otizmin Aşıyla Bağlantısı: İtirafçı, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin Delil Karartma Yoluyla İşlediği Suçu İfşa Etti, Natural News, Ağustos 2014)

11) CDC’nin Amerikalı 100,000 çocuğun tıbbi kaydını tuttuğu dev veritabanını analizi sonrası Tom Verstraeten adındaki CDC epidemiyoloğu, aşılarda koruyucu olarak kullanılan cıvan (timerosal), çocuklardaki otizm ve bir dizi başka nörolojik bozukluktaki dramatik artıştan sorumlu gözüktüğünü buluyor. (Robert F. Kennedy Jr, Aşılar: Ölümcül Bağışıklık. Cıva/Otizm Skandalına Devlet Örtbası, Rollingstone.com, 20 Temmuz 2005)

12) Kamuoyunu derhal durumdan haberdar edip aşılardan timerosal adlı cıva türevini çıkarma çalışmalarına girişmek yerine resmi yetkililer ve şirket yöneticileri biraraya gelerek kendileri için tehlike oluşturan bu verileri nasıl gizleyeceklerini tartışıyor. (Ibid.)

CDC, Tıp Enstitüsü’ne timerosalin risklerini temize çıkaracak yeni bir çalışma yapması için ödeme yapıyor ve araştırmacılara bu kimyasalın otizmle bağıntısını “ortadan kaldırma” talimatı veriliyor.

CDC aynı zamanda hemen yayımlanması planlandığı halde Verstraeten’in bulgularını yayına vermiyor ve inceleme yapmak isteyen diğer bilim adamlarına Verstraeten’in kullandığı orijinal verilerin “kayıp” olduğunu ve yeniden elde edilmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Bilgi Alma Özgürlüğü yasası gereğince başvuru yapıldığı takdirde belgeleri teslim etmesi gerekeceğinden, bunu engellemek için CDC elindeki aşı kayıtlarının bulunduğu dev veritabanını özel bir şirkete devrederek bağımsız araştırmacıların verilere ulaşmasının önünü kesmiş oluyor. Verstraeten’in çalışması 2003’te nihayet yayımladığında, kendisi çoktan GlaxoSmithKline adlı İngiliz ilaç/aşı firmasında çalışmaya başlamış ve çalışma verileri üzerinde timerosal ile otizm ilişkisini tarihe gömecek oynamalar yapılmış oluyor.

13) 1991’de CDC ve FDA’nın, çok küçük bebekler için Timerosal bazlı koruyucunun kullanıldığı üç aşıyı daha takvime eklemesiyle 2,500 çocukta 1 oranında seyreden otizm oranları [2005’e gelindiğinde] 15 kat artış göstererek her 166 çocukta 1’e yükseliyor. (Ibid.)

Bugün CDC’nin internet sitesinde verilen tablo şu şekilde:

cdccd

Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırma görevlilerinden biri tarafından otizmle Monsanto’nun RoundUp adlı herbisitinin etken maddesi Glifosat arasında bağıntı tespit edilmiştir.

14) Aşı üreticileri […] stoktaki cıva içeren aşılarını satmayı 2004’e dek sürdürüyor.

CDC ve FDA cıvalı aşıları satın alıp gelişmekte olan ülkelere ihraç ettikleri gibi, ilaç şirketlerinin bu koruyucuyu Amerikan aşılarından bazılarında kullanmaya devam etmesine de izin veriyor. Bunlar arasında bebek ve çocuklara yönelik birkaç çeşit grip aşısı ile onbir yaşındaki çocuklara rutin olarak uygulanan tetanoz kompanentli pekiştirme aşıları bulunuyor. (Ibid.)

15) İlaç endüstrisinden 873,000$ tutarında bağış alan Senato Çoğunluk Lideri Bill Frist, aşıdan zarar görmüş ailelerce açılmış 4,200 davaya karşı firmalara yasal koruma sağlamak üzere çalışmalarda bulunuyor. (Ibid.)

16) Mevsimlik Grip Aşılarında hala timerosal (cıva) kullanılıyor

Monograflara bir bakınız. Mesela Sanofi Pasteur’den Vaxigrip‘e bakıldığında, 4. sayfada cıva içeren koruyucunun çok dozluk flakonlarda bulunduğu yazıyor:
“Aşıda Kullanılan Klinik Açıdan Alakalı İlaç Dışı Maddeler: thimerosal, formaldehyde,Triton® X-100†, neomycin.”

17) Daha önce Phizer ilaç firması adına çeşitli kongrelerde konuşma yapan hekim grubunun bir üyesi olan Dr. Scott Reuben’in tıp dergilerine yayımlattığı çok sayıda uydurma çalışma olduğu ortaya çıkıyor

Dr. Reuben 2005’te Pfizer’dan, Celebrex adlı ilaç hakkında bir çalışma yapması için 75,000 $’lık ödeme alıyor… Bir tıp dergisinde de yayımlanan çalışmasına bugüne kadar yüzlerce doktor ve araştırmacının, Celebrex’in ameliyat sonrası ağrıları hafifletmede yardımcı olduğunun “kanıtı”dır diye atıfta bulunmuşluğu varHalbuki Reuben’ın çalışmasına katılmış tek bir hasta dahi yok!

Kendisi ayrıca Bextra ve Vioxx adlı ilaçlar için de sahte çalışma verileri üretiyorHakemli tıp dergisi Anesthesia & Analgesia, Reuben tarafından kaleme alınmış tam 10 “bilimsel” yayını geri çekmek zorunda kalıyor… Dr. Reuben tarafından yazılmış ve çeşitli tıp dergilerinde yayımlanmış diğer 21 makale de uydurmadır ve geri çekilmelidir. (İlaç Karteli’nin kaleminden Pfizer ve Merck firmaları için düzinelerce sahte çalışma hazırladığına dair itiraf, Mike Adams, Natural News.com, 18 Şubat 2010)

18) Timerosal grip aşılarında bugün dahi kullanılmakta

Örneğin, Vaxigrip monografında geçen ifade şu: “Bu aşının çok dozluk flakonların koruyucu olarak timerosal kullanılmaktadır. Timerosal, alerjik reaksiyonlarla ilişkilendirilmiştir.”

19) Aşılarla otizm arasında bağlantı olduğunu gösteren en az 123 çalışma var.

20) CDC bir taraftan “aşılardaki düşük doz timerosalin zararlı olduğuna dair ikna edici delil bulunmadığını” ileri sürerken, diğer yandan da sağlık otoritelerinin “tedbir olarak timerosalin aşılardaki miktarının azaltılması veya aşılardan tamamen çıkartılması gerektiği hususunda uzlaştıklarını” söylüyor 

Timerosal hakkında CDC’nin internet sitesinde şöyle denilmekte:

“2001’den bu yana timerosal, bazı influenza (grip) aşıları haricinde, rutin çocukluk çağı aşılarında koruyucu madde olarak kullanılmamaktadır. Thimerosal cıva bazlı bir koruyucu madde olup bazı aşılarda ve diğer bazı ürünlerde 1930’lardan beri kullanılmaktadır. Enjeksiyon yerinde kızarıklık ve şişkinlik gibi hafif reaksiyonlar dışında aşılarda kullanılan düşük dozdaki timerosalin yarattığı başka herhangi bir yan etkiye dair delil bulunmamaktadır. Yine de, 1999 Temmuz’unda Toplum Sağlığı Hizmetleri’ne bağlı idari kurumlar, Amerikan Pediatri Akademisi ve aşı üreticileri tedbir olarak timerosalin aşı preparatlarındaki miktarının azaltılması ya da tamamen kullanımdan kaldırılması gerektiği yönünde fikir birliğine varmıştır.”

21) Tıp dergilerinde yayımlanmakta olan endüstri destekli deneylerin hepsi sponsorlarının lehine sonuçlar gösteriyor

“Sağlık piyasasına hakim bu kontrol atmosferi ve boğazına kadar batılmış çıkar çatışması bataklığında, endüstrinin sponsor olduğu ve tıp dergilerinde yayınlanan deneylerin istikrarlı şekilde sponsorların istediği sonucu verdiğini görmek hiç de şaşırtıcı değil aslında. Ana mekanizma şu: olumsuz sonuçlar yayımlatılmıyor, olumlu sonuçlar üstünde küçük değişiklikler yapılarak tekrar tekrar yayımlatılıyor ve hatta olumsuz sonuç gösteren çalışmalar dahi olumluymuş gibi yorumlanarak lanse ediliyor. Antidepresanlar üzerine yapılmış 74 klinik deney incelendiğinde mesela, olumlu sonuç gösteren 38 çalışmanın 37’sinin yayımlanmış olduğunu görüyoruz. Halbuki olumsuz sonuç gösteren 36 çalışma var ve bunların 33’ü yayımlanmamış, yayımlanmış olanlar da sonuçlar sanki olumluymuş gibi yorumlanacak formatta sunulmuş.” – Dr. Marcia Angell (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karşı Dikkatli Olun: Bizi Nasıl Kandırıyorlar; “İlaç Karteline Eleştiri“, Global Research, 16 Şubat 2015)

22) Bilimsel dergilerde yayımlanmış makalelerin neredeyse yarısı hatalı bulgular içeriyor (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karsı Dikkatli Olun: Bizleri Nasıl Kandırıyorlar: “İlaç Karteline Eleştiri, Global Research, 16 Şubat 2015)

“Bundan 6 yıl önce, Yunanistan’daki Ioannina Tıp Fakültesi’nden epidemiyoloji profesörü John Ioannidis yaptığı araştırma sonucu bilimsel dergilerde yayımlanmış makalelerin hemen hemen yarısında hatalı bulgulara yer verilmiş olduğunu, bu bulguların bağımsız araştırmacılar tarafından denendiğinde replike edilememiş olduklarını ifade ediyor. Ve bu sorun, bu tür hakem değerlendirmesinden geçmiş makaleler milyonlar hatta bazen milyar dolarlarla ifade edilen harcamalar için verilecek kararlarda kilit rol oynadığından, özellikle tıbbi araştırmalarda çok yaygın görülüyor deniyor. Çıkar çatışmaları yüzünden dergilerin editoryal nötralitesinden arada sırada ödün verilmemesi şaşırtıcı olurdu zaten, kaldı ki tıbbi araştırmalardaki taraflılığı gayet açık ve net görebiliyorsunuz.

23) Tıp dergilerinin çoğu, gelirlerinin yarısını ve hatta daha fazlasını ilaç şirketlerinin verdiği reklamlardan ve yeniden basım siparişlerinden elde ediyor. Geri kalan onlarcasının sahibi de Wolters Klower gibi, aynı zamanda ilaç endüstrisine pazarlama hizmeti de sunmakta olan tıbbi yayın firmaları. – Helen Epstein, “Grip Alarmı: İlaç Şirketlerine Karşı Dikkatli Olun” çalışmasının yazarı (http://aaci-india.org/COI/Flu_web_final.pdf) (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karsı Dikkatli Olun: Bizleri Nasıl Kandırmaktalar: “İlaç Karteline Eleştiri, Global Research, 16 Şubat 2015)

24) FDA’nın kendi internet sitesinde, güvenlidir diye onay verdiği ilaçların her yıl 100.000 ölüme sebep olduğunun itirafı yer alıyor. (ABD Federal İlaç Dairesi (FDA)’da Yolsuzluk, Yanlış Bilgilendirme ve Tehlikelerinin Üstünü Örtme Konusunda Anayasa Savcısı’nın Görüşleri, Activist Post, 8 Şubat 2015)

25) FDA, bizzat kendi bünyesindeki tıbbi konularda inceleme yapmak ve görüş bildirmekle görevli çalışanlarının itirazlarını rutin şekilde görmezden gelerek ilaç onaylamaya devam ediyor. (Ibid.)

26) FDA’nın onay vereceği tıbbi ürünler üzerinde kendi yürüttüğü bağımsız test/deney sayısı sıfır.

Menfaat ilişkileri üzerine inşa edilmiş bu sistem yüzünden tüketici, kullandığı ilaç kartellerine ait ürünün sağlığı için yaratacağı tehlikenin gerçek boyutunu hiçbir zaman bilemiyor. (Ibid.)

27) 2012’de GlaxoSmithKline ilaç/aşı şirketi, haklarında “Dolandırıcılık ve Güvenlik Verilerini Eksik Bildirme” iddiasıyla açılan davada suçunu kabul ediyor ve 3 Milyar Dolar tazminat ödüyor.

ABD Adalet Bakanlığı’nın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Bu karar, Amerika Birleşik Devletleri tarihinde sağlık sektöründe meydana gelmiş bir yolsuzluk için verilmiş en büyük mahkumiyet kararı ve aynı zamanda bir ilaç firması tarafından bugüne kadar ödenmiş en büyük mebladır…

GSK’nın suçunu kabul ettiği 3 ayrı dolandırıcılıktan ikisini, eyaletlerarası ticari dolaşım için onaylattığı Paxil ve Wellbutrin ilaçlarında yanlış etiket bilgisi kullanma oluştururken, bir diğeri de Avandia adlı ilacın güvenlik verilerini Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) gerektiği gibi sunmamış olmaları.

Makalenin orijinali Global Research sitesinde yayımlanmıştır.

Author: 4myLilliput

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir