Çetin ne Tüker ne Tükmez

Çetin ne Tüker ne Tükmez

‘Şüpheli Şüphecilerin Sosyal Medya Şov Kayıtları’ başlığı altında Facebook sayfamızda da tüm ilgililerin ziyaretine açık notlarımız arasında kalıcı yerini alan ‘Yıldız ve A Milli Şüphecilerimiz’in astroturflük becerilerini geliştirme çalışmalarında tarihe not düşmek, kimin toplumun yüksek menfaatine gece-gündüz internette ne “bilgi”ler paylaştığına buradan da bakalım istiyoruz.

İsmi Çetin Tüker.

Bekar ve bu durumda çocuksuz olduğunu tahmin ettiğimiz Çetin arkadaşımızın sosyal medyada aşı konusunda ortaya koymuş olduğu performansa yakından bakalım.

12800390_993325054088857_384005831635009799_n

Global Medikal Kartelin Amerika’da propaganda ve dezenformasyondan sorumlu vitrin mankenleri Sosyal Şüphecilerin ininden bağlantılar paylaşma konusunda bizim “yıldız çakma-şüpheci” Tüker arkadaşımız ilk Tükme alıştırmalarını yapıyor bakınız.

12800109_993323654088997_5351086520573215272_n

Her şeyden, özellikle kendi klanları dışındakilerin zeka ve düşünme kabiliyetinden şüphe eden bizim ‘Pollyanna Skeptikler’imiz her nedense bir tek resmi birimlerin bildirimlerinden şüphe etmez, tarih ortaya çıkarılmış nice resmi komplo ve tezgahla dolu olsa ve bunların hepsi kayıtlı olsa da, haşa, bizim şüpheci gençler işlerine ve ajandalarına gelmeyen her haklı itirazı “komplo teorisi” diye yaftalayıp kendi masal alemlerinin korunaklı dünyasına halel gelmesine izin vermezler.

Eski CDC Şefi Julie Gerberding, 38,368 Merck Hissesini Satıp 2.3 Milyon Doların Sahibi Oldu

irtikâp Şebekesi

Bilim Kimin Cebinde?

CDC’nin çöküşü: Suçüstü 1; aşılardaki cıva ve otizm bağıntısını ortaya koyan veriler nasıl saklandı?

CDC: Kovuldun! Üzeri kapatılan Otizm gerçekleri.

İyi, Kötü ve Çirkin – CDC yapımı bir Bilim Kurgu-Macera Filmi

Yalanlar, Kuyruklu Yalanlar ve Dr. PrOffit

İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

O yüzden aşı özelinde verecekleri kaynaklar ya DSÖ ya CDC olacaktır. Bu kurumların idareleri çünkü ilaç kartellerinin etkisinden muaftır, salt bilim icra edilir oralarda, o halde DSÖ kıtalardan polio eradike ettik diyorsa bizlere “amin” demek, bu komik ifadeyi kesin doğru kabul etmemiz gerekir. Çetin Bey de “bilim”e inanan her mümin gibi açılışı DSÖ ile yapıyor. Daha geçtiğimiz hafta tarihte en büyük global operasyonla kaynatmak, yakmak ve gömmek suretiyle YOK ETME, dünya yüzünden eradike etme çalışmalarını DSÖ gözetiminde yürüttükleri bizim “güvenilir” polio aşılarımızın göz kamaştırıcı parlaklıktaki karnesi ile açılış yapıyor.

12805744_993326490755380_3651804930133945289_nTrolü yorumla besleyenler oldukça heveslenen ve güçlenen Çetin arkadaşımızı merak ettiği ve aşıların zararlarına dair kanıt varsa görmek istediğini söylediği çalışmalar ortaya konduğunda bize o çalışmalardaki “şans” faktörünü canla başla açıklamaya çalıştığı– biz buna işimize gelmeyeni inkar etme ve tartışma kazanmak için polemik yapmak da diyebiliriz, ya da skeptikçede “confirmation bias” filan–yorum denemelerini görüyoruz.

Bilimtapar trollere lütfen yiyecek atmayınız.

Bilimtapar trollere lütfen yiyecek atmayınız.

Aşılamadan sonra yaşayacağınız tıbbi sorunlar hangi “gerekçe” ile tesadüfe(!) bağlanıyormuş, hangi bilimsel çalışmalar muteber, hangileri değilmiş gelin öğrenelim “biliminsanı” Çetin Bey’den. Belli ki aşılarla ilgili tüm literatürü taramış, sistematik review’ları hatmetmiş, bir bildiği var ki konuşuyor bize?!

12804640_993328514088511_4355326339609163719_n

Ve asıl bombayı patlatıyor Çetin Bey. Çocuğu yok, aşı gibi bir derdi de yok fakat bizler için bakınız cımbız kullanmayı öğrenmiş! Fakat çok fena bir yere denk gelmiş cımbızı, çok can yakar bu hareket, bizden uyarması 🙂

1937045_993329990755030_1541651893158795217_n

Yani sen kalk istersem dünyanın düz olduğunu bile kanıtlarım istatistiksel oyunlarla diye at tut, ders ver, sonra bunu bizzat yapıp bir de NEJM’lerde yayımlatmış koca kadroyu tanıma?!

Çalışmayı elbette linkler paylaştığı YALANATAR blogunun NAFTALİN KOKAN dezenformatif “yazı dizisi”nden aldığı için bindiği yüksek attan böyle tepetaklak düşmesi de kaçınılmaz.

12804669_993330850754944_3117608863226132882_n

Yalandaşı Kaynar Kerem’e de daha önce defalarca ilettiğimiz, ancak nedense bir türlü bilginin tam yerleşmemiş olduğunu gördüğümüz (ki bazıları bunu “intellectual dishonesty=entellektüel sahtekarlık”a da bağlayabilir?) hatırlatmayı Çetin arkadaşımıza da yapalım. Sürekli olarak öne sürdükleri “sağlam ve güvenilir” bilimsel(!) çalışmaları yapanların kim olduğunu görsünler ve insanları yanıltıcı, dezenformatif bilgileri yaymaktan vazgeçsinler. Çocukların hayatları sözkonusu burada çünkü!

12795156_993334074087955_8345406738389503048_o

Çetin Bey ve arkadaşlarını kati çıkarımlar yapmaktan çekinmedikleri, ancak hakkında belli ki okudukları 2 dezenformatif blog yazısının ötesine geçememiş oldukları konularda sosyal medyada yalan(!) yanlış bildirimler yapmaktan ve başkalarının çocuklarının hayatlarıyla fütursuzca oynamaktan vazgeçmeleri konusunda uyarıyoruz!

Bilginin kimden geldiğine insanlarımız lütfen dikkat etsin. Sürekli aynı linkleri aynı istihza, aşağılama, karalama ve hakaret dizgisiyle topluma itinayla enjekte eden bu çocuk sahibi dahi olmayan, konu hakkında ne bir birikimi ne de konuya dahli olan fakat bizim ve çocuklarımız adına sözümona toplum fedailiğine soyunmuş kadroyu mercek altına alsın.

O aşıları olacaksınız!! E heh hee!!

O aşıları olacaksınız!! E heh hee!!

Yeni yetme, yıldız skeptiğimizin ‘best-off Çetin’  derlemesi ile ilk round performansını görelim, daha sonra Çetin ne Tüker ne Tükemez yayınımıza arkadaşımızın kerameti kendinden menkul açıklamaları ile devam edelim.

12801351_993340094087353_2097277730834449871_n

Dikkat! Çetin Bey belli ki İngilizce tükebiliyor! Çetin Bey 1, siz 0! Devam…

12799120_993340220754007_6394946016216473486_n

Çetin Bey Kartezyen Mantık ile tüker. Gözüyle görmediğine inanmaz. Şüphe eder! Pat kurar deneyi, körler, dener, bakar, test eder, replike eder, sonra konuşur! Görün, siz de öğrenin!

12809571_993340394087323_6859165209267792950_n

Tüker Beyi sosyal şüpheciliğin altın kuralını ve “inananlar”ının ortak karakter özelliğini icra ve ifşa ederken görüyoruz yukarıda. “Bilimsel” tartışmanın bir gereği, sosyal şüpheciliğin olmazsa olmazı aşağılama, alay ve hakaret… Bir yıldız doğuyor, gurur duyuyoruz Sn. Tüker ile!

12814320_993340907420605_3781694007663730962_n

Yoruma ne hacet! 🙂

12795491_993341090753920_3423251310577628669_n

Arkadaşlar aslında bizleri aşıların bilimsel faydaları ile ilgili bilgilendirecekti ama araya karpuz lobisi girdi maalesef. Bu ‘bilim-psikopatları’nın (kısaca buna sci-copathy diyoruz) ne tür üstün yeteneklerle donanmış olduğu kimsenin gözünden kaçmasın, çalışın siz de yapın rica ederim.

Çakma-şüphecilik akımının süper kahramanları

Çakma-şüphecilik akımının süper kahramanları

12809608_993341207420575_5670303015914345333_n

Fedakarlık, cefakarlık, bonkörlük… Hepsi var bizim şüpheci klanımızda. Hani neredeyse diyecek ki getirin toplumun yüksek menfaati için ben ne var ne yok bütün aşıları olayım! Çünkü hiç tanımadığı bilmediği birtakım genç hasta ve yaşlılar olduğu duyumunu almış, onların olamadıklarını da vurun bana diyor, siz de vurunun. Kendini öyle bir inançla adamış ki, o bahsini ettiği hastalara da aşı yapıldığının “henüz farkında bile değil.”

download (1)

The Passion of Christ! İnsanlık adına çektiği çile, inancı adına kendini feda edişi, insanlığın tüm “günahları”nın bedelini üstlenme büyüklüğü gösterişi. Bizim Çetin Bey’i de işte aynen böyle Tükerken görmek istiyoruz.

İşte bu fedakar ve cefakar toplum gönüllülerimizin sosyal sorumluluk projelerine bizlerin de karınca kararınca destek vermemiz, duyulmaları görülmeleri tanınmaları için elimizden ne geliyorsa bu “püritan bilimci” müritler için yapmamız gerek. Tam TV’lere de çıkmaya başlamışlarken önleri kesildi, talihsizlik oldu, toplanıp gizli ayinlerini yaptıkları ve kutsal metin yazdıkları Açık Bilim de heyhat yayın hayatını tamamlamış, o halde bu gençleri desteklemek bizlere düşer! Onlar ki biz ve çocuklarımız için “zorla çivilenme”, pardon “zorla aşılanma” yasaları geçsin diye kan ve ter döküyor, o halde bizler de minnettarlığımızı “bir iki kişi”ye de olsa çabalarını ulaştırıp anlatmalıyız! Süphaneke bilim dinimiz amin!

İşte bu görev bilinciyle Çetin Bey’in Bilimsel Tüküş serisinin geri kalanını da yayımlıyoruz, boynumuzun borcu zira!

ÇT1

Bilim dininin ilk emri neymiş?

Faith_Militant_1

Temsili Aşı Dini Militanı. Bilim dinine inanmayıp aşı olmayanlar rezil edilecek, saçları kesilip küçük düşürülecek ve işaretlenecek. Utanç yürüyüşü ile halka teşhir edilecek, lanetlenecek diyor militan mürit!

“O” aşıları olacaksın!

Aşı konusunda siz siz olun, size içinde Dr. Andrew Wakefield ile ilgili YALAN YANLIŞ cümle kuran kişinin o konuda hiçbir şey bilmediğini farz edip konuyu kendiniz araştırmaya girişin.

Screenshot from 2016-04-23 17:55:41

Screenshot from 2016-04-24 11:53:45

 

Screenshot from 2016-04-24 11:57:55

ÇT5

 

ÇT6

giphy

Bilim dininin rahip ve rahibeleri sizi ciddiye almıyor! Utan ey aşı karşıtı!

ÇT7

ÇT8

çt

ÇTson

ÇTsonson

 

12800390_993325054088857_384005831635009799_n

İsmi Çetin. Soyadı Tüker. Kendisinden bu yazışmalardan sonra bir daha haber alınamamıştır. İnsaniyet namına internette özellikle “Facebook köşelerinde” yerli yersiz, hadli hadsiz tükerken görüldüğünde, kendisine “alüminyumdan haç” tutarak savuşturunuz. Çocuklarınızdan uzak tutunuz, çocuklarınızı bu tür bilim dini yobazlarının şerrinden canınız pahasına koruyunuz.

skeptikkkkk

Aşı Efsanesi – Söylence 1: “Aşılar Güvenlidir”

Aşı Efsanesi – Söylence 1: “Aşılar Güvenlidir”

Alan G. Phillips tarafından kaleme alınan “Dispelling Vaccination Myths: An Introduction to the Contradictions Between Medical Science and Immunization Policy” adlı makale, modern tıbbın kutsal ineği aşıların türeyiş ve yayılış efsanesindeki büyük gedikleri bilimsel çalışma ve referanslar desteğiyle tıkayan vurucu çalışmalardan yalnızca biri.

Phillips, çoğu anne-baba gibi aşıların herhangi bir risk taşıdığını bilmeden 2 aylık oğlunu aşılanması için kliniğe götürdüğünde, kendisine verilen aşı bilgi formunda bir bilgi dikkatini çekiyor. Formda, çocuğunun DPT (difteri-tetanoz-boğmaca) aşısı sonrası ciddi reaksiyon geçirme şansı 1750’de 1 olarak verilmişken, boğmaca geçirdiği takdirde bu hastalıktan ölme riskinin birkaç milyonda 1 olduğu yazıyor. Bunu klinikteki hekime işaret ettiğinde ise hekim kızgınlıkla böyle bir şey olamayacağını söyleyip odayı terkederken ağzından şu kelimeler dökülüyor: “Şu formu bir ara okumak gerekecek herhalde…” .

Bu deneyimden kısa bir süre sonra aşıdan kalıcı şekilde zarar görmüş bir çocukla ilgili haberleri de duyunca konuyu bizzat kendi araştırmaya karar veriyor ve bulgularını da herkesle paylaşmaya karar veriyor.

Sağlık yetkililerinden dünyanın her yerinde hastalıkların aşılar sayesinde azaldığını duyuyoruz ve doktorlar aşıların güvenle kullanılabileceği ve bizleri hastalıktan koruyacağı yönünde bizleri temin ediyor. Oysa Phlillips, tıpkı özel çabayla bu konuda mesai harcamış ve bilginin kaynağına  giderek araştırma yapmış diğer sağlık uzmanları, ünlü hekimler ve sıradan vatandaşlar gibi, bu varsayımların devletin resmi istatistik kayıtları, yayımlanmış tıbbi çalışmalar, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Hastalıklarla Mücadele Merkezi (Centres for Disease Control/CDC) raporları ve dünyanın dört bir yanından saygıdeğer araştırmacı bilimadamlarının fikirleriyle doğrudan çeliştiğini tespit ediyor. Varsayımların aksine, bulaşıcı hastalıklar kitlesel aşılama kampanyaları uygulamaya konulmadan önceki onyıllar boyunca istikrarlı bir düşüş seyri izliyor, Amerika’daki doktorlar popülasyonda her sene yüzlerce ölüm ve kalıcı sakatlık da dahil olmak üzere binlerce ciddi aşı reaksiyonu rapor ediyor, bütün aşılarını olmuş topluluklarda salgınlar başgösteriyor ve araştırmacılar son birkaç onyılda çığ gibi artan düzinelerce kronik immün ve nörolojik hastalığı uygulanan kitlesel aşılama programlarına bağlıyorlar.

Dünyanın önde gelen tıp dergilerinde onyıllardır yayımlanmakta olan çalışmalarda aşıların işe yaramadığı vakalar ile ölüm de dahil olmak üzere aşılar sonucu oluşmuş ciddi yan etkilerin raporların olduğunu belirten Phillips, ayrıca hekimler, araştırmacı bilim adamları ve diğer bağımsız araştırmacılar tarafından kaleme alınmış düzinelerce kitapta, hakim bağışıklanma teorisi ve uygulamalarındaki ciddi hataların ortaya konmuş olduğunu söylüyor. Şaşırtıcı olan ise, tüm bunlara rağmen çocuk doktorları ve ebeveynlerin büyük kısmının bu bulgulardan habersiz olması. Ancak son zamanlarda tüm dünyada gerek anne-babalar gerekse sağlık çalışanları arasında sorunları fark eden ve zorunlu hale getirilen kitlesel aşılama kampanyalarını sorgulayanların sayısı gitgide artıyor. Artık uluslararası camiada zorunlu kitlesel aşılama aleyhtarı bir hareket oluşmuş durumda. Phillips’in bu raporu işte bu hareketin temelini oluşturan bilgilerden bir kısmını okuyucuya sunuyor.

Phillips’in gayesi insanlara aşı olun veya olmayın demekten ziyade, herkesin aşılanıp aşılanmama kararını vermeden önce gerçekleri neden incelemesi gerektiğine dair birkaç geçerli neden ortaya koymak. Yeni çocuk sahibi bir baba olarak, çocuk doktorlarını aşılanmanın riskleri hakkında tam manasıyla bilgi sahibi olmaya mecbur tutan herhangi bir mesleki etik ilkesi veya yasal zorunluluk olmaması ve aynı şekilde ebeveynlere aşılamanın çocukları için ölüm veya kalıcı sakatlık riskini de beraberinde getirdiğini bildirme zorunluluğu bulunmaması karşısında yaşadığı büyük şaşkınlığı paylaşıyor okurlarıyla. Aynı şekilde, her ne kadar iyi niyetli olursa olsunlar, eksik ve hatta bazı durumlarda tamamen yanlış bilgiye dayanan tıbbi girişimleri uygulayan hekim sayısının fazlalığına da işaret ediyor.

Phillips’in bu raporu konuya yalnızca kısa bir giriş – okuyucuyu konuyu şahsen araştırmaya ve derinine inmeye davet ediyor. Duygusal yoğunluğu bu kadar fazla ve şaibeli bir konuda objektif bir görüşe varabilmein tek yolu da bu.

Son olarak bir uyarısı var Phillips’in. Çoğu çocuk doktorunun bu konuya açık fikirli ve sakin bir tavırla yaklaş(a)madığını ve bunun belki de bu doktorların aidiyet ve mesleki itibarlarının aşıların varsayılan güvenilirlik ve etkinliği üzerine kurulu olmasından ve meslekleri icabı toplumda aşılanma oranlarını arttırmakla yükümlü olmalarından kaynaklandığını belirtiyor. Nedeni her ne olursa olsun, anekdotal olarak aktarılanın, doktorların kanıta rağmen aşıyla ilgili bir sorun olabileceğini kabul etmeye yanaşmadıklarıdır diyor. Kendi tecrübesinde örnekle, konuyu sakin bir şekilde açtığı ilk pediyatristin kendisine öfkeyle bağırmasını anımsatıyor ve aşı konusundaki yanılgıların kökünün çok derinlerde olduğunu söylüyor.

 

Yazıda ele alınan söylence başlıkları ise şu şekilde sıralanıyor:

 

Söylence 1: Aşılar güvenlidir …

Söylence 2: Aşıların koruyucu etkisi çok yüksektir …

Söylence 3: Bugün Amerika’da görülen düşük hastalık oranları aşılar sayesindedir …

Söylence 4: Aşılamanın temeli sağlam immünolojik teori ve uygulamalarına dayanır …

Söylence 5: Çocukluk çağı hastalıkları son derece tehlikelidir …

Söylence 6: Çocuk felci, aşılamanın tartışmasız en parlak başarı öykülerinden biridir …

Söylence 7: Çocuğum aşılara herhangi bir olumsuz reaksiyon geliştirmedi, o halde endişelenecek bir şey yok demektir …

Söylence 8: Hastalıkları önlemenin tek yolu aşılanmaktır …

Söylence 9: Aşı yaptırmak kanunen zorunludur ve aşıyı olmamak gibi bir seçenek yoktur …

Söylence 10: Halk sağlığı yetkilileri mutlak surette halkın sağlığını ve çıkarını gözetir …

 

Şimdi bunları teker teker, Phillips’in aktardığı şekliyle ele alalım..

 

Söylence 1:

“Aşılar güvenlidir…”

…mi acaba?

Federal hükümetin VAERS (Vaccine Adverse Events Reporting System; Türkiye’deki karşılığı “Aşı Sonrası İstenmeyen Etki İzleme (ASİE) Sistemi”dir) sistemi Amerikan Kongresi tarafından, 1986 yılında yürürlüğe giren Ulusal Çocuk Aşıları Tazminat Yasası uyarınca oluşturulmuştur. Bu sisteme her yıl ortalama 11,000 adet aşı sonrası yaşanan ciddi reaksiyon bildirimi yapılmaktadır; bildirilen ciddi reaksiyonlar arasında sayıları 100 ila 200’e ulaşan ölüm vakaları ile bunların birkaç katına ulaşan kalıcı sakatlık vakaları bulunmaktadır. VAERS yetkilileri, bildirilen istenmeyen etkilerin %15’ini “ciddi” yan etkilerin (acil servis başvurusu, hastane yatışı, ölümden dönme episodları, ömür boyu sakatlık oluşumu, ölüm) oluşturduğunu bildiriyor. VAERS bildirimlerinin bağımsız analizinde, Hepatit B aşısı için yapılan bildirimlerin %50’ye yakınının “ciddi” yan etki kategorisinde olduğu görülmüştür. Bu korkutucu oranlar ise buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. FDA’nın tahminlerine göre aşı sonrası oluşan ciddi yan etkilerin ancak %1’i(3,4), CDC’nin açıklamasına göre ise bu tip olayların sadece %10’u bildirilmektedir(5). Hatta Kongre duruşmalarında alınan ifadelerde tıp öğrencilerine olası yan etkileri bildirmemeleri gerektiğinin söylendiği kayıtlara geçmiştir(6).

Aşılardan zarar görmüş ve/veya hayatını kaybetmiş çocukların anne-babalarının biraraya gelerek oluşturduğu Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi’nin (National Vaccine Information Centre-NVIC) kendi yaptığı araştırma sonuçları şu şekildedir: “New York’taki her 40 sağlık merkezinden sadece 1’i aşı sonrası oluşan herhangi bir yan etki veya ölümü bildirdiklerini teyit etmiştir”. Başka bir deyişle, New York’ta aşıya bağlı ölüm veya mağduriyetlerin %97.5’i resmi olarak sisteme bildirilmemektedir. İşin tıp etiği ile ilgili kısmı bir yana (ki federal kanun doktorları ciddi yan etkileri bildirmeye yönlendirmektedir(7)), bu bulgular gerçek hayatta aşıya bağlı yaşanan ölüm ve ciddi yaralanmaların, bildirilen oranların 10 ila 100 katı üzerinde olabileceğini göstermektedir.

Pertussis’e (“boğmaca”) bakıldığında, aşıya bağlı ölüm sayısı yanında hastalığın kendisinden ölenlerin sayısı devede kulak kalmaktadır. CDC’ye göre boğmacadan ölenlerin sayısı uzun yıllar boyunca yılda 10 civarı seyretmiş ve hastalığın tepe yaptığı (boğmaca döngüsel olarak her 3-4 yılda bir başgöstermekte olup, aşılanma oranlarında böyle bir döngüsellik olmadığına göre hastalığın neden böylre bir seyir izlediğini kimse bilmemektedir) son yıllardan biri olan 1993’te sadece 8 ölüm kaydedilmiştir. Bildirim yapma oranının düşüklüğü hesaba katıldığında, aşısının hastalıktan 100 kat daha ölümcül olduğu kabul edilebilir. Bazıları aşıdan daha ölümcül olabilecek böyle bir bulaşıcı hastalığın geri dönmesini önlemek için bunun ödenmesi gereken bir bedel olduğunu öne sürmektedir. Ancak hastalıkta bu yüzyıl içinde görülen düşüşün büyük kısmının geniş aşılama kampanyalarından önce oluştuğu (boğmaca ölümlerinde %79’luk düşüş aşılardan önce gerçekleşmiştir), ve hastalığın görülme oranlarındaki düşüş eğiliminde kitlesel aşılama programına geçildikten sonra da hemen hemen hiçbir değişiklik olmadığı düşünülürse, bugün aşılara verilen zayiatların 0 boğmaca görülen bir toplum yaratmak için verilmesi gerekli ödünler olarak açıklanmaya çalışılması mantıken mümkün olmayacaktır.

Ne yazık ki, aşıya bağlı ölüm hikayesi burada da bitmemektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan bilimsel çalışmalar aşılanmayı SIDS ölümlerinin nedenlerinden biri olarak ortaya koymuştur(8,9). SIDS (Sudden Infant Death Syndrome – Ani Bebek Ölümü Sendromu), ölümün spesifik nedeninin bilinmediği hemen her durumda kullanılabilecek bir teşhistir; Amerika’da her yıl 5,000 ila 10,000 SIDS ölümü yaşandığı tahmin edilmektedir. Yapılan bir çalışmada Amerika’daki SIDS ölümlerinin tepe noktası 2 ve 4. aylar olarak belirlenmiştir; 2. ve 4. aylar tam da bebeklere ilk iki rutin aşı grubunun verildiği aylardır(10). Yapılan bir diğer çalışmada da aşılamayı takip eden 3 haftayı içine alan dönem ile SIDS ölümleri arasında net bir korelasyon bulunmuştur. Yine yapılan bir başka çalışmada, Amerika’da her yıl aşılanmayı takip eden 4 gün içerisinde 3,000 çocuğun öldüğü tespit edilmiş (ancak şaşılacak şekilde çalışmayı yürüten bilimadamları SIDS ve aşılar arasında bağlantı olmadığına hükmetmiş), bir diğer araştırmacının çalışmasında da SIDS vakalarının en azından yarısının aşılardan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır (11).

Aşılar ve SIDS ölümleri arasında nedensellik bağlantısı kuran bu ilk çalışmaların hemen ardından, ilişki olmadığı yönündeki bulgularıyla sponsorluğu aşı üreticisi firmalar tarafından yapılan çalışmalar birbirini izlemiş ve hatta bu çalışmalardan birinde aşılanan kişilerde SIDS ölümlerinin aşılanmayanlara göre biraz daha az görüldüğü iddia edilmiştir. Ne var ki sonradan yapılan bir başka bilisel çalışma(12) ile aşı sanayi destekli bu çalışmaların geçerliliği, çalışmalarda bulunan ‘karıştırıcı etken’lerin (confounding factors) sonuçları hatalı şekilde aşıdan yana bulgular ortaya konmasına neden olacak şekilde çarpıttığı gerekçesiyle sorgulanmıştır. Bu durumda, ortada ancak birbiriyle çelişen kanıtlar bulunduğundan sözedilebilir. Peki ama sağlık konusunda ihtiyatı elden bırakmamaya çalışmamız gerekmez mi? Aşılar ve bebek ölümleri arasında bulunmuş güvenilir bir korelasyon ilişkisi, kaydedilen tüm SIDS ölümlerinin aşılanma durumunun titizlikle araştırılmasını gerektirmez mi? Oysa sağlık yetkilileri ihitiyatlı davranmak yerine kategorik ret ve inkar yolunu seçmişlerdir.

1970’lerin ortasında Japonya aşılanmaya başlama yaşını 2. aydan  2. yıla çıkartıyor ve ülkedeki SIDS ölümlerinde ani bir düşüş yaşanıyor(13); Japonya dünya ülkeleri arasındaki bebek ölümleri sıralamasında 17.’likten birden 1. sıraya çıkıyor (yani, bebeklere aşı uygulanmadığı dönemde Japonya dünyada en az bebek ölümü yaşanan ülke oluyor). İngiltere’de, aşıya bağlı beyin zedelenmesi vakalarının medyaya yansımasının ardından geçici bir süreliğine aşılanma oranları %30’lara geriliyor. Bebek ölüm oranları yaklaşık 2 sene boyunca hızlı bir düşüş gösteriyor, ancak 1970’lerin sonunda aşılanma oranlarının yeniden yükselişe geçmesiyle baraber bebek ölümleri de yeniden artıyor. Bu yaşananlara rağmen, tıp camiası inkarcı duruşunu değiştirmiyor. Koronerler SIDS kurbanlarının aşılanma durumlarına bakmıyor, ölümlerin acısı aşıların içerdiği tehlikeler konusunda hiçbir şey bilmeyen, ‘aydınlatılmış onam’ hakkından yararlandırılmamış ebeveynlerden çıkartılıyor.

FDA ve CDC’nin aşıların istenmeyen etki raporlamasındaki eksiklikler ile ilgili kendi açıklamalarına bakılacak olursa, aşıya bağlı istenmeyen etkilerin toplam sayısının yılda 100,000 ila 1 milyon vakayı bulduğu söylenebilir, kaldı ki bunların %20’sinin de “ciddi yan etkiler” olduğu düşünülmelidir. Bu sorun, yapılan bir çalışmada(14) DPT (difteri-boğmaca-tetanoz) aşı serisini tamamlayan her 175 çocukta 1’inin “ağır reaksiyon” geçirdiğinin bulunması ve ayrıca avukata verilen bir doktor raporunda(15) her 300 DPT aşılamasında bir nöbet vakası yaşanmış olduğu gerçekleriyle de vurgulanmaktadır.

Aslına bakılacak olursa, İngiltere’de 1970’lerin ortasında aşılama oranlarının %30’a düşmesiyle birlikte boğmaca ölümlerinde de düşüş yaşanmıştır. İsveçli epidemiyoloji uzmanı B. Trollfors’un boğmaca aşısının koruyucu etkisi ve toksisitesi üzerine dünya çapında yaptığı araştırmada, “boğmaca ölüm oranları şu anda sanayileşmiş ülkelerde oldukça düşük seyretmekte olup, yüksek-düşük ve 0 aşılama oranlarına sahip ülkeler karşılaştırıldığında ölüm oranlarında herhangi bir fark saptanamamıştır.” bulgusu ortaya çıkmaktadır. Aynı araştırmada ayrıca İngiltere, Galler ve Batı Almanya’da, aşılanma oranlarının yüksek olduğu 1970 senesinde, oranların düştüğü 1980 senesinin ikinci yarısına göre daha fazla boğmaca ölümü yaşandığı tespit edilmiş(16).

Aşılar sadece çocuklarımızın sağlığı ve yaşamlarına mal olmuyor. Amerikan Federal Hükümeti’nin NVICP adıyla bilinen Ulusal Aşı Mağduriyeti Tazminat programı (National Vaccine Injury Compensation Program) çerçevesinde, kurulduğu 1988 yılından beri çocukları aşılardan zarar görmüş veya ölmüş ailelere 1,2 milyar doların üzerinde tazminat ödenmiştir(17). Bu tazminatlar için gerekli para ise, doğrudan aşıyı olan halkın aşı için ödediği vergilerden tahsil edilmektedir. Aşı mağdurları tazminatlarını kendi ceplerinden öderken, diğer yandan ilaç şirketleri ‘esir’ bir pazarı kendilerine yasa yoluyla bağlamış durumdalar; Amerika’da 50 eyalette de aşılar kanunen mecbur tutulmaktadır (ancak çoğu eyalette aşı olmamanın yasal yolları da mevcut, bunun için bkz. ‘Söylence 9’). Hal böyleyken, aynı ilaç firmalarına, ürettikleri aşıların doğurduğu olumsuz sonuçlara karşı “yasal bağışıklık” kazandırılmış, borç yükümlülüğünden muaf tutulmuşlardır. Ayrıca, ilaç firmalarının [Amerikan hukuk sisteminde mevcut “gag order” kararları ile] mahkeme davalarının içeriği üzerinde yayın(lama) yasağı hakkı kullanmalarına izin verilmiş, böylelikle aşıya bağlı mağduriyetler için açılmış davalarda geçen aşının zararları ile ilgili bilgilerin kamuoyu tarafından duyulması engellenmeye çalışılmıştır. Bu tip düzenlemeler açıkça ahlak dışıdır; habersiz bırakılmış Amerikan toplumu bu yolla aşı şirketlerinin hukuki mesuliyetlerinden doğan borcunu ödemeye zorlanmakta, bu yapılırken de aynı halkın ürünlerinin zararları hakkında bilgi edinmekten kesin bir şekilde alıkonulması sağlanmış olmaktadır. Bu düzenleme ayrıca ilaç firmalarının daha güvenli aşılar üretmesini sağlayacak herhangi bir teşviği de ortadan kaldırmaktadır; sonuçta, aşıları ölüm veya hasara yol açsa dahi herhangi cezai bir yaptırım olmayacağı belli ve üstüne, bu aşılardan elde ettikleri kar da yanlarına kalacak.

Bu noktada, sigorta şirketlerinin, ki en iyi borçlar hukuku çalışmalarını onlar yapmaktadır, aşı reaksiyonlarını kapsam dahiline almayı reddettiklerini belirtmemiz gerekiyor. Bu konuda hem ilaç ve ecza şirketleri hem de sigorta şirketlerinin pozisyonu bell ki ‘kar hesabı’ üzerinden belirleniyor.

 

AŞI GERÇEĞİ 1

“Aşılama, bilgi edinme şansı tanınmamış aileleri inanılmaz bir maddi ve manevi yük altına sokan, sayıları ciddi boyutta ölüm ve sakatlıklara neden olmaktadır.”

 


 

Referanslar:

1.Vaccine Adverse Events Reporting System (VAERS); National Technical Information Service, Springfield, VA 22161, 703-487-4650703-487-4600see also NVIC, infra note 7; and the VAERS website athttp://www.fda.gov/cber/vaers/vaers.htm

2.Statement of the National Vaccine Information Center (NVIC), Hearing of the House Subcommittee on Criminal Justice, Drug Policy and Human Resources, “Compensating Vaccine Injuries: Are Reforms Needed?” September 28, 1999.

3.Less than 1%, according to Barbara Fisher, citing former FDA Commissioner David Kessler, 1993, JAMA, in the Statement of the NVIC, supra note 2.
4.Less than 10%, according to KM Severyn, R.Ph., Ph.D. in the Dayton Daily News, May 28, 1993. (Vaccine Policy Institute, 251 Ridgeway Dr., Dayton, OH 45459)
5.American Association of Physicians and Surgeons, Fact Sheet on Mandatory Vaccines athttp://www.aapsonline.org/

6.Jane Orient, M.D., Director of the American Association of Physicians and Surgeons, “Mandating Vaccines: Government Practicing Medicine Without a License?” 1999. http://www.haciendapub.com/article25.html
7. 42 U.S.C.S. § 300aa-25(b)(1)(A),(B).
8. Karlsson L. Scheibner V. Association between non-specific stress syndrome, DPT injections and cot death. Paper presented to the 2nd immunization conference, Canberra, Australia, May 27-29, 1992http://www.whale.to/vaccines/cot_death.html . See also Viera Schiebner, Ph.D., Vaccination: 100 Years of Orthodox Research Shows that Vaccines Represent a Medical Assault on the Immune System for discussion and references.

9. W.C. Torch, “Diptheria-pertussis-tetanus (DPT) immunization: A potential cause of the sudden infant death syndrome (SIDS),” (Amer. Academy of Neurology, 34th Annual Meeting, Apr 25 – May 1, 1982), Neurology 32(4), pt. 2.
10. Id.
11.Viera Schiebner, Ph.D., Vaccination: 100 Years of Orthodox Research Shows that Vaccines Represent a Medical Assault on the Immune System, 1993.
12. Confounding in studies of adverse reactions to vaccines [see comments]. Fine PE, Chen RT, REVIEW ARTICLE: 38 REFS. Comment in: Am J Epidemiol 1994 Jan 15;139(2):229-30. Division of Immunization, Centers for Disease Control, Atlanta, GA 30333.
13. See Viera Scheibner, supra note 12.
14. Nature and Rates of Adverse Reactions Associated with DTP and DT Immunizations in Infants and Children (Pediatrics, Nov. 1981, Vol. 68, No. 5)
15. DPT Report, The Fresno Bee, Community Relations, 1626 E. Street, Fresno, CA 93786, December 5, 1984.http://www.whale.to/vaccines/fresno.html
16. Trollfors B, Rabo, E. 1981. Whooping cough in adults. British Medical Journal (September 12), 696-97.
17. National Vaccine Injury Compensation Program (NVICP) http://bhpr.hrsa.gov/vicp/

.