Temmuz sonunda hatırlarsanız senatör Posey temsilciler meclisinde itirafçının mektubundan alıntılar paylaşmış, CDC’deki korkunç yolsuzluğu, otizmle KKK aşısı bağlantısının nasıl ODAYA KOCA ÇÖP KUTUSU GETİRİP OLUMSUZ SONUÇ GÖSTEREN ÇALIŞMA DOKÜMANTASYONU ATILMAK SURETİYLE örtbas edildiğini açıklamış ve meslekdaşlarına adeta yalvararak bir şeyler yapılması için harekete geçilmesini, CDC’nin resmi soruşturmaya tabii tutulması için kendisine destek olunmasını istemişti.
Peki bizler yer yerinden oynacak diye beklerken ne oldu?
…………………
Cırcırböceği sesleri ortalığı kapladı…
Kimseden TIK çıkmadı, kimse kılını dahi kıpırdatmadı.
Arada hep bir soran çıkıyor: “Efendim aşılar bu kadar zararlıysa devlet bunu BİLMİYOR MU, neden izin veriyor?”
“Onları (CDC’yi) bunun doğruluğuna ikna edemezsiniz. Niye mi? Zaten biliyorlar da ondan. Bildiklerini bana şahsen söylediler. Açılabilecek davalar ve yargılanma ihtimali yüzünden çıkıp kabul edemiyor kimse. Neyin ne olduğun, 2004 u zaten bilen birini ikna edemezsiniz.” – Dr. Mark Geier, AutismOne Kongresi 2004.
Yanıt veriyoruz: Evet, BİLİYOR!
Demek ki neymiş, endüstrinin çıkarı devlet için halkın çıkarından üstünmüş. Sizleri “çocuğun üstün yararı”nadır aşı olmak diye mahkemeye veren devlet çalışanları, endüstrinin üstün yararı için çocuklarınızın BİLEREK kurban edilmesine GÖZ YUMUYORMUŞ, SİZİN DE YAPACAK HİÇBİR ŞEYİNİZ YOKMUŞ.
Endüstrinin maaşa bağladığı devlet bürokrasisinin [çocuğunuzu elinden alırız, zorla aşılarız, mahkemeye veririz tarzı hukuksuz] kapris ve güç denemelerine siz şimdiden boyun eğer, hakkınızı bilip korumazsanız devlet yaratılan yetki boşluğunu seve seve doldurur, tıpkı Amerika’da olduğu gibi yakında kanunen de zorunlu hale getirdiğinde aşılamayı, eliniz kolunuz bağlı kalakalırsınız ortada.
Neyse, CDC bu skandaldan sonra hiç sıkılmadan ne diyor?
Efendim bu bizim iç sorunumuzdur, hiç telaşa mahal yok, biz kendi kendimizi bi’ denetleyip size sonucu bildiririz(!).
Snowden’ı hapse atan Amerika’da bunların yaşanması hala kendisine gerçeküstü gelenlerimiz varsa hiç umut yok, onlar hala “yok canım böyle bir şey olsa kimse bir şey yapmaz mı, izin verilir mi, olur mu canım onca anlı şanlı doktor, bunlar hep komplo teorisi…” plağını takıp geceleri bu masallarla uyumaya devam edebilirler.
Koca senatodan yakarışlarına TEK kişiden destek göremeyen senatörümüz ise CDC’ye madem siz kendinizi soruşturuyorsunuz, görelim nasıl gidiyor, belgeleri gösterin diyor.
Kimseye hesap vermeyen, şeffaf olmayan, kendi içinden yolsuzluk itirafında bile yüzü kızarmadan bildiğini okumaya devam eden, DOKUNULMAZLIK zırhını kuşanmış bir devlet kurumu düşünün.
Dönemin CDC şefi Dr. Julie Gerberding, şu anda MERCK İlaç şirketi Aşı Departman Müdürü
Bu öyle bir kurum ki TÜM DÜNYAnın gözünün içine baka baka aşıların güvenliği ile ilgili YALAN söylemiş, 13 SENE boyunca onmilyonlarca siyahi (ve beyaz) çocuğun OTİZMin karanlık kuyusuna yuvarlanacağını BİLE BİLE bunu SAKLAMIŞ, bu SUÇA iştirak etmiş ve kongre soruşturmasında yemin altında YALAN İFADE vererek İLİŞKİ YOKTUR diyebilmiş sahtekar çalışma yazarlarını yetmemiş, üzerine bir de ÖDÜLLENDİRMİŞ ve TERFİ ETTİRMİŞ devlet kurumu.
Şimdi bir de şunu düşünün.
İtirafçı Epidemiyolog William Thompson, CDC’ye ait 100,00’in üzerinde iç yazışma, resmi belge ve bilimsel yayın orijinallerini Senatör Posey’e teslim etmiş, kongrenin resmi soruşturma açmasını ve böylelikle ifade vermeye çağrılmayı (BOŞUNA) bekliyor!
Bütün bu olup bitenler HABER DEĞERİ EN YÜKSEK konulardan biriyken bizim MEDYAmızdan aşılar konusunda kaleminden kıvılcımlar saçarak yazan çizen “gazeteci”ler NEREDE?
Aşı bilim danışma kurulu yetkililerimiz Twitter kampanyası niye düzenlemiyor bu konuda görüş bildirmek için?
Hukukçularımız nerede tüm bu olup bitenlere rağmen devletin aşıları zorunlu tutmak için yasal boşluğu doldurmasını uzaktan seyredip bekleyen?
Onlar da mı “görmedim-duymadım-bilmiyorum”u oynuyorlar? Ne tesadüf!
Bu konuda bilimsellik iddiası altında karikatürize yazı dizileri kaleme alıp sosyal medyada terör estiren, kimse merak etmesin biz araştırdık, öyle bir şey yok, uzmanız filan diyen pek “yetkin” “şüpheci” blogger isimler soruyordu “yok mu helal süt emmiş birileri itiraf edecek?” diye. Tüm bunlar kaçık annelerin iddiası, komplo teorisiydi hani… e ETTİ İŞTE helal süt emmiş bir tanesi TAM 13 YIL SONRA!
Şimdi biz soruyoruz:
“Yok mu DEVLETİN BİLE BİLE ÇOCUKLARI NASIL SAKATLADIĞINI ve adaletten nasıl kaçtığını okuyucu kitlesiyle paylaşacak HELAL SÜT EMMİŞ, ahlaklı(!) “şüpheci” blogger ve ekip arkadaşları ile belli “bağzı gasteci(ler)”?”
Masum çocuklarımıza doğal bağışıklık sistemlerini harap eden, hastalık, eza ve ölüm getiren zararlı kimyasallar ve haram maddeler veriyoruz. Tüm müslüman hekimler ve anne-babalar aşıların içeriğinden ve işe yaramadığından haberdar olmalı. Aşıyla verilen zararın yararından büyük olduğu ortadadır. Gerçeklerin ortaya çıkmasının ve gerçeğin yanında durmamızın vakti gelmiştir.
Aşılarda Kullanılan Maddeler
Aşılarda;
ağır metaller,
hastalıklı hayvanların yaralarından alınmış cerahat,
at serumu, sığır serumu,
dışkı,
cenin hücreleri,
idrar,
ayrıştırılmış kanser hücreleri,
formaldehid (mumyalama işleminde kullanılan bir kanserojen),
fenol (paralizi, konvülsiyon, koma, nekroz ve kangrene sebebiyet verebilen bir kanserojen),
lactalbumin hidrolisatı (emülgatör),
alüminyum fosfat (doku aşındırıcı etkisi olan bir alüminyum tuzu),
retro virüs SV-40 (bazı polio/çocuk felci aşılarında bulunan kontaminant),
antibiyotiğa karşı direnç oluşmasına neden olan antibiyotikler (örn. Neomycin),
civciv embriyosu (virüslerin büyütüldüğü besiyeri olarak kullanılıyor),
sodyum fosfat (tampon tuzu) ve
besiyerindeki genetik materyali (DNA/RNA) ihtiva eden yabancı hayvansal dokular mevcut.
Aşılara ayrıca mikoplazma, bakteriler, maymun virüsleri ve çeşitli adjuvanlardan oluşan kirleticiler de karışmış durumda. Ağır metallerden thimerosal (cıva) bir koruyucu olarak, alüminyum da adjuvan olarak kullanılıyor. Cıvanın da alüminyumun da beyin ve sinir sistemine zarar verdiği kanıtlanmış durumda. Bazı durumlarda aşılarda cıva yerine, yine bir nörotoksin olan 2PE kullanılıyor. Aşılarda ayrıca monosodyum glutamat (MSG),sorbitol ve jelatin var. Bu maddelerin büyük bölümü müslüman, yahudi, hindu ve vejetaryenler için yasak.
Ölümcül Kusurlu Tıbbi Müdahale Sistemi
Aşılama, uzun zaman önce geçerliliğini yitirmiş bir teoriye, yani vücutta antikor stimülasyonunun hastalıktan korumaya eş olduğu vasayımına dayanır. Bu teori hiçbir zaman ispatlanamadığı gibi, aksine yanlışlığı bugüne kadar tekrar tekrar kanıtlanmış durumda. Antikor stimülasyonu bağışıklanma demek olmadığı gibi, hele hele kalıcı bağışıklanma hiç değildir. Kanda antikor bulunması sadece herhangi bir hastalığa maruz kalındığının göstergesidir; kaldı ki bu da bağışıklık sisteminin oluşturan etmenlerden yalnızca küçük bir tanesidir. Henüz tam gelişmemiş ve tam olgunluğa ulaşmamış bağışıklık sistemleriyle çocuklar bugün 13. aya gelinceye kadar tam 25 ayrı aşı oluyor. Bu sorumsuzca uygulanan sistemin bağışıklık sistemlerinin fonksiyonunu bozduğu ve hatta kalıcı olarak hasar verdiği kuşkusuz.
Bugün İngiltere’de çocuklara verilen aşılar genel olarak şunlar:
İKİNCİ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok aşı (6 farklı aşı, 2 enjeksiyonda veriliyor)
ÜÇÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + menenjit C (6 aşı, 2 enjeksiyon)
DÖRDÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok + menenjit C (7 aşı, 3 enjeksiyon)
12. AYDA: HIB menenjit ve menenjit C (2 aşı, 2 enjeksiyon)
13. AYDA: kızamık, kabakulak, kzıamıkçık + pnömokok aşı (4 aşı, 2 enjeksiyon)
Bu tablo masum çocukların minik, zayıf ve savunmasız bedenlerine yapılan ağır medikal saldırının göstergesidir.
Korkunç Problemlerden Birkaçı
Akıl almaz biçimde aşı deneylerinde plasebo grupları kullanılmıyor. Onun yerine “kontrol” gruplarında başka aşılar kullanılıyor ki bu da deney ve kontrol grubundaki aşı yan etkilerinin hakiki oranlarının gözlemlenmesini ve tespitini imkansız hale getiriyor.
Aşıların uzun vadedeki etkilerini araştıran tek bir çalışma yok. Pazarlama sonrası ortaya çıkan reaksiyon, incinme ve ölüm olguları görmezden geliniyor. Ayrıca bu sistemde bireye özel uygulama sözkonusu değil. Uysa da uymasa da açıkça herkes tek beden gömleğe sokuluyor.
Uygulama öncesi bebekte herhangi bir immün sorunu veya alerji olup olmadığını anlamak için ön-tarama yapılmıyor bile. İnsan vücudunun enfeksiyon ve sub-enfeksiyonlarla bu şekilde aşırı yüklenmesi immün sistemi onarılması mümkün olmayacak şekilde bozup, tamamen tahrip edecektir.
Aşılardaki kimyasallar alerji, astım ve otizm de dahil olmak üzere otoimmün hastalıklara yol açmaktadır.
Bu arada, sakın ola endoktrine edilmiş bir doktorun size çıkıp aşılar otizme yol açmaz diyerek kestirip atmasına müsaade etmeyin. Konuyu bizzat kendiniz araştırın.
Kızlarımıza rahim ağzı kanserine karşı aşı verilmek suretiyle cinsel ahlaksızlık ve zina teşvik ediliyor. Burada hayret edilecek şey ise, HPV aşısının korusun diye verildiği bazı kişileri kansere daha yatkın hale getirdiğinin gösterilmiş olmasıdır. Pekçok bilimsel rapor, birtakım aşıların kısırlığa yol açtığını ve gizli nüfus kontrolü amacıyla kullanıldığı yönündeki endişeleri destekliyor. Tıbbın asıl rolü, hastalığın altta yatan temel nedenini açığa çıkarıp bunu önlemektir, semptomları tedavi etmek veya bedeni kimaysallarla ve aşılarla doldurmak değil.
İslam ve Tıp Aşılamaya Karşı Çıkmalıdır
Aşı aleyhtarlığı öncelikle İslami bir meseledir; İslami inanca göre insan mükemmel bir doğal bağışıklık sistemi ile donatılmıştır ve peygamber efendimizin yol göstericiliği ile de doğal savunma sistemimiz güçlendirilmiş olmaktadır. Aşının karşısında yer almak için ayrıca tıbbi nedenler de mevcuttur. Çoğunluk habersiz ancak Batı’da aşılılarda başgösteren pekçok ciddi sağlık sorununa ilişkin yığınla kanıt ortaya çıkmıştır.
İslam ve Bağışıklık Sistemi
Muazzam zenginlikte bir antikor kaynağı olan anne sütündeki kolostrum, doğumdan sonraki ilk birkaç gün bebeğin bağışıklanması için son derece elzemdir. İki yıl boyunca çocuğun emzirilmesi ileriki hayatı için inanılmaz güçlü bağışıklık sağlayacaktır. Tıbbi araştırmalar, poliomiyelit de dahil olmak üzere emzirmenin efeksiyonlara karşı sağladığı muhteşem korumayı ortaya koymaktadır. İlk iki sene çocuğun doğal ve olgunlaşmış bir bağışıklık sistemi geliştireceği kritik senelerdir. Aşılama insan gelişiminin doğal sürecini bozup hasar vermektedir.
Yaradan, Allah, çoğu mikrop ve virüs için vücuda doğal yoldan deri, mukoza ve mide yoluyla giriş ve burada gösterilen savunma neticesinde de yok oluş öngörmüştür. Bu proses, vücudun doğal savunma bariyerlerini geçmeden aşı virüslerinin doğrudan vücuda enjeksiyonundan çok farklıdır. Tam da kendi doğal savunma sistemlerini geliştirdikleri dönemde, narin çocuklarımızın vücuduna 25 zayıflatılmış hastalık iğne yoluyla zorla verilmektedir. Enfeksiyon ve hastalığın düzenli olarak kendiliğinden iyileşmeyle sonuçlandığı tıbben kanıtlanmıştır. Çocuklukta enfeksiyonel hastalıklarla girişilen bu kısa mücadeleler ileride karşılaşılabilecek saldırılar için bağışıklık sistemininin kurulmasına yardım eder. Sevgili hekimimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in bizlere dediği gibi, her derdin devası vardır. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim hem hastalık önlemede hem de iyileştirmede muhteşem bir tıbbi kaynaktır. Vücudu en iyi şekilde hazırlamak için müslüman kişi doğal yiyecek ve içeceklerden makbul olanlarını kullanmalıdır. Daha da önemlisi hastalık ve ölümlerin temelinde yatan nedenler ortadan kaldırılmalıdır: yoksulluk, beslenme yetersizliği, temiz içme suyu olmaması, sağlıklı ve doğl gıda bulunamayışı, düzgün kanalizasyon sistemlerinin olmayışı, çevre ve bedendeki toksinler gibi.
İslami teamüldeki haramdan kaçınıp helale yönelmenin sağlıkla ilişkisi başta koruyucu tıp alanından olmak üzere pekçok müslüman doktor ve bilimadamı tarafından ortaya konulmuştur. Kişisel hijyene çok dikkat edilmeli, eller günde yaklaşık 25 defa yıkanmalıdır (günde beş vakit namaz öncesi alınan abdestle 15 kez eller yıkanmış olur). Günlük olarak kişisel hijyene gösterilecek özen pekçok enfeksiyonel hastalığı öneleyecektir. İslamiyette yenilmesi öngörülen pekçok meyve ve diğer sağlıklı yiyeceğin hastalık önleyici ve bağışıklığı kuvvetlendirici etkisi gösterilmiştir. Bu gıdalar arasında zeytin ve zeytinyağı, zencefil, üzüm, nar, sirke, biberiye, incir bulunmaktadır. İslam’ın öngördüğü tamamlayıcı tıp bizleri hastalıktan korur ve doğal bağışıklık sistemimizi güçlendirir; bal, oruç tutma, namaz kılma (meditasyon), hastalar için okunan özel dualar, çörek otu, hacamat, kutsal meyve ve gıdalar, anne sütü, aromaterapi, zemzem suyu, şifacı kişinin özel dualar eşliğinde elle tedavisi. D vitamini için sık sık güneşe çıkılması ve D vitamini içeren gıdalar alınması pekçok hastalığı önler. İslam dini müslümanların zararlı ilaç veya madde kullanımını yasaklar. Şüpheli bir durum veya şaibe olması durumunda bile İslam maddenin tümüyle bırakılmasını emreder. Bu kural aşılar için de geçerlidir.
Söylenmesi Gereken Gerçekler
Aşılardaki haram maddeler arasında insan ceninleri, domuzdan elde edilmiş jelatin, alkol ile insan ve hayvan parçaları bulunmaktadır. Bu temiz olmayan haram içerik öyle acil bir durumda hayat kurtarmak için de verilmemektedir. Bir dolu enfeksiyöz ajanın milyonlarca insana ileride olması muhtemel bir enfeksiyon için “ne olur ne olmaz” mantığıyla verilmesi gülünçtür. Müslüman hekimlerin bunca haram ve zararlı kimyasal içeren bir tıbbi müdahale yöntemini benimsemiş olması çok yanlıştır.
İslam’da insan bedeni kutsaldır. Bedenimizi korumamız, doğallığını ve saflığını bozmadan sağlıklı tutmamız gerekir. Aşılar ne saf ne de doğal olduğundan, bilim ve tıbbın aşıları son derece tehlikeli addetmesine şaşırmamak gerekir. Çocuklarını aşılatmayan anne-babaları korkutmak için ilaç ve ecza endüstrisince dikkatle planlanmış bir korku propagandası sahnelenmektedir. İnanılmaz güce sahip dev endüstri tarafından endoktrine edilmiş ve rüşvete bağlanmış hekim ve hükümetler hertürlü sağlık, insan ve dini hakka aykırı bir biçimde zorunlu aşılama uygulamasını savunur hale getirilmiştir. Bu, sağlık kazandırmak için değil, kar elde etmek için yapılmaktadır. Hiçkimseye aşı dayatması yapılmamalı, zorla kabul ettirilmeye çalışılmamalıdır.
Aşıya Niçin Muhalifiz?
• Masum çocukların doğal bağışıklık sistemlerinin işleyişini bozup harap ediyor.
• Pekçok fiziksel ve tıbbi soruna yol açıyor.
• Pekçok hastada antibiyotiğe direnç gelişmesine neden oluyor.
• Pekçok kişide kısırlığa yol açabiliyor.
• Cıva ve alüminyum gibi pekçok zararlı kimyasal madde içeriyor.
• İşe yaradığına ve güvenli olduğuna dair ortada bağımsız ve bilimsel kanıt yok.
• Dünyadaki 1600 milyon müslüman için haram olan maddeler içeriyor (en son hacı adaylarına yapılması öngörülen menenjit aşısında domuzdan elde edilmiş maddeler çıktı).
• Ayrıca musevi, hindu ve vejetaryenler için de yasak olan maddeler içeriyor; sağlığa elverişsiz ve pislik dolular.
• Aşılar için harcanan trilyonlarca dolar para, 3. dünya ülkelerinde yaşayan insanları ve devletleri borç batağına saplayarak daha da fakirleştirirken, ilaç firmaları paraya para demiyor.
• Tıbben ahlak dışı bir uygulama; hastalıkların asıl sebeplerinin bulunması ve önleyici tedbirler üzerinde çalışılmasından insanlığı alı koymuştur. Her hastalığa karşı aşı kullanmak çok yanlış bir tıbbi uygulamadır.
• Ne şeffaflık var ne de kişinin aydınlatılmış rızası alınıyor. Çoğu ebeveyn, halk ve hatta hekimler aşıların zararlarından, içeriğinden ve nelere mal olduğundan habersiz.
• Giderek sayıları artan bir grup hekim, sağlık profesyoneli ve ebeveyn aşı muhalifi harekette yerini alıyor (ilgili websitesi adresleri aşağııdadır).
• Çoğu enfeksyionel hastalığı yenmek için vücudun bağışıklık sistemini doğal yoldan güçlendirebileceğimiz pekçok doğal yöntem mevcut.
• Pekçok emin, doğal alternatif mevcut.
• İnanılması güç bir biçimde BigPharma’ya mensup aşı üreticileri her ne sayıda insan zarar görüp ölürse ölsün herhangi bir yasal kovuşturmadan muaf tutulmakta.
• Her şeyden habersiz, masum çocuklarımız zarar görüyor ve bu çocukların hiçbiri kendilerine dayatılan aşılar için rıza göstermiş değil. Bu tıbben adam yaralamaktır.
A. Majid Katme, MBBCh, DPM (tıp hekimi) İngiltere İslami Tıp Birliği Sözcüsü
Cady Wellness Institute’ta biyo-medikal tedavi danışmanlığı yapan ve Vaxtruth.org adlı websitesinin kurucusu Marcella Piper-Terry’den, tamamen resmi dokümanlar ve yayımlanmış bilimsel çalışmalara dayalı olarak hazırlamış olduğu “OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar” başlıklı sunumu izleyeceksiniz.
Sunumda ele alınan konular:
1. En tehlikeli 4 aşı nedir, bu aşılarla ilgili sorunlar nelerdir?
2. Aşılar – Otizm ilişkisine dair şu ana kadar yapılmış çalışmalar nelerdir, bu çalışmalarla ilgili ne tip sorunlar bulunmaktadır?
3. CDC’nin kendi bilimadamları arasından çıkan ihbarcı kimdir, neleri ifşa etmiştir ve neden konu medyaya yansımamaktadır?
4. Aşılarda adjuvan olarak kullanılan Alüminyum ilgili olarak bilimsel çalışmalar bize ne demektedir?
5. Dünyada uygulanan farklı aşı takvimleri var mıdır, ABD’nin takviminden farkları nelerdir?
Sunumda yer alan bilimsel çalışmaların orijinallerine erişim sağlamak isteyen izleyiciler için bu çalışmalardan birkaçı:
Ed-Not: Bu yazı ve video çalışması TDDP tarafından hazırlanmıştır.
Taş Devri Diyeti Platformu (TDDP) haziran ayı ortasında Dr.Miller’ın alternatif aşı takvimini paylaşmıştı!
Dr. Miller thimerosal ve canlı virüs içeren aşılardan kaçınmayı tavsiye ediyor, çocukların beyin gelişiminin %80’inin gerçekleştiği ilk iki yaşta beynin bağışıklık hücreleri olan mikrogliyaların aşılama sonucunda aşırı uyarılarak nöronlara ve bağlarına zarar verebilen kimyasalllar ürettiğini, bu nedenle iki yaşa kadar aşı yapılmaması gerektiğini, takip eden dönemde ise D, T, aB ve P aşılarının uygun tiplerinin karma olarak değil tekli ve araya altı ay boşluk koyarak yapılmasını öneriyordu.
Genel olarak çok beğenilen bu paylaşımımız aşı karşıtı bir paylaşım olmamasına rağmen bazıları hekim olmak üzere bazı takipçilerimizden tepki aldı. Bu takipçilerimiz sürü bağışıklığından, aşılanmış çocukların sayısının çok olmasının aşılanmamış olan çocukları da koruduğundan, bulaşıcı hastalık salgınlarına aşılanmamış çocukların yol açtığından , aşıların sağlık faydalarının zararlarından fazla olduğundan bahsediyorlardı.
Tepki gösterenlerden bazıları bu paylaşımı bilime aykırı buluyor, bir yandan bilimden söz ederken diğer yandan bilime aykırılıktan ziyade adeta kutsallarına dokunulmuş gibi hakaret ve nefret söylemleri kullanıyorlardı.
Peki paylaşımımız sahiden bilime aykırı mıydı? Hatırlayacağınız üzere Dr. Miller bütün aşılara değil faydasını ve zararını tartarak sadece thimerosal içeren aşılara ve canlı virüs aşılarına karşı çıkmıştı. Acaba bilim canlı virüs aşıları hakkında neler söylüyordu?
TDDP özellikle hekim takipçilerimizin yararlanması için bu konudaki hakemli makaleleri, CDC, FDA gibi ABD’de bulunan bilimsel otoritelerin görüşlerini toparlayan bir değerlendirme videosunu Türkçe’leştirerek ekte bilginize sunmaktadır.
Bu videoda yer alan bilgiler canlı virüs aşıları konusunda gerçek bilimin aşı propagandistlerinin inanmamızı istediğinden oldukça farklı ve ezber bozucu şeyler söylediğini göstermektdir, bir kaç çarpıcı örnek vermek gerekirse:
-Sürü bağışıklığı önermesi canlı virüs aşıları için geçersizdir ve önermenin tam tersi geçerlidir! Canlı virüs aşıları ile aşılanan çocuklar (henüz) aşılanmamış çocuklara hastalık bulaştırarak salgınlara yol açabilmektedir!
-Bazı hastalıklar bazı yaş gruplarında aşılanmamış çocuklar arasında değil aşılanmış çocuklar arasında (aşıya rağmen) görülebilmektedir!
-Canlı virüs aşılama kampanyalarının ilk başlatıldığı dönemde aşının yol açtığı salgın hastalıklar çok artmaktadır.
Örneğin Hindistan’daki ağızdan çocuk felci aşı kampanyasından önce 50’nin altında çocuk felci vakası görülürken , aşılama kampanyasının ardından akut flasid paralizi (NPAFP) vaka sayısı 47.500’e çıkmıştır. Polio paraliziyle (çocuk felciyle) klinik açıdan aynı olmakla birlikte iki kat ölümcül olan NPAFP’nin görülme sıklığı, alınan oral polio dozlarıyla (çocuk felci aşısı sayısıyla) doğru orantılıydı.
Yani Hindistan’da canlı virüs aşısı ile çocuk felci aşı kampanyası yapılmasaydı bin senede sakatlanabilecek kadar çok çocuk, aşı kampanyası nedeniyle sadece bir kaç sene içerisinde sakatlamış, bunun arkasından çocuk felci vaka sayısının çok azalmış olması başarı olarak sunulmuştu. Bunun bilime ve vicdana ne kadar uygun bir kampanya olduğunu takipçilerimizin takdirine bırakıyoruz! Eğer çocuk felci aşı kampanyası yapılacaksa batı ülkelerinde olduğu gibi canlı virüs içermeyen aşılar ile yapılmalıydı.
-Canlı virüs aşıları biyolojik süreçlerle elde edildiği için aşı dışı virüslerle kirlenebilmektedir, bu virüslerin bazıları sessiz ve tümörojen virüsler olabilmektedir.
-Bugün gelişmiş ülkelerde ağızdan çocuk felci aşısı (yani canlı virüs aşısı) ekteki videoda sunulan olumsuz vaka örnekleri nedeniyle artık uygulanmamaktadır! Peki Rotavirüs, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su çiçeği ve Grip gibi canlı virüs aşıları niçin uygulanmaya devam edilmektedir?
Amerika’da yaşayan ve çocukları için klasik aşılar yerine homeopatik aşılama ve hastalık tedavisi yöntemlerini kullanmayı tercih eden bir annenin deneyimleri…
Bu hafta evimizde Calendula (aynısafa) haftası. Küçük oğlum sürekli düştüğü için ve ne hikmetse hep yüzü yaralandığı için, hem çabuk iyileşme sağlamak hem de yara izi kalmasını önlemek için homeopatik Calendula kremimizi kullanıyoruz. Geçtiğimiz haftalarda daha çok Arnica’ya yüklenmiştik. Morluk yaratma potansiyeli olan darbelerde hem acıyı alıyor, hem de morarmayı tamamen –üzerine basarak söylüyorum, tamamen—engelliyor Arnica.
Homeopatiden sadece hastalık sonrası değil, hastalık öncesinde de yararlanıyoruz biz. Homeoprophylaxis (homeo-pro-flaksis), homeopatik nosodları kullanarak alternatif bir tür aşılama yöntemi. Yıllar önce Avustralyalı homeopat Isaac Golden’ın homeoproflaksis yönteminden bahseden bir internet sayfasına denk geldiğimde fazla incelemeden bakıp geçmiştim. Sonra nasıl olduysa tekrar karşıma çıktı (kader işte) ve birkaç homeopatla görüşme yaptıktan sonra Kate Birch’ün sisteminde karar kıldım. Aslında Amerika’da homeopatik aşı üreten birkaç homeopatik eczane var. Celletech ve Apex bunlardan ikisi. Çeşitli hastalıklara karşı bu eczanelerden tek tek hastalık bazında ya da toplu olarak nosodlar edinilebiliyor. Kate Birch’ün sisteminde ise, ki kendisi Isaac Golden’ın sistemini neredeyse birebir uyguluyor, nosodları paket olarak ediniyor, belli bir sırayla uyguluyor, ve uygulama sonrası gözlemlediğiniz semptomlar dahil her şeyi kaydediyorsunuz. Bu sayede aynı zamanda homeoproflaksis’in etkinliğine dair yürütülen bir araştırmaya da katkıda bulunmuş oluyorsunuz.
Bu sistemin içerdiği nosodlar, boğmaca, kızamık, hemofilus influzenza (HIB), kızamık, meningokoksik menenjit, tetanoz, pnömokok hastalığı, çocuk felci, ve kabakulak. Ancak homeopatik eczanelerden ebola’ya karşı bile nosod edinebiliyorsunuz. Uygulaması oldukça kolay: ağızda eritilen bu minik şekerciklerin iki farklı dozu var. Her nosod alımında vücudun tamamen sağlıklı olması gerekiyor. Kate Birch’ün sisteminde, belli bir hastalığa ait nosodun birinci dozunu aldıktan sonra iki hafta ila bir ay arası bekleyip, aynı dozu 12 saat aralarla üç kere daha alıyorsunuz. Nosodu almadan yarım saat önce ve sonra bir şey yiyip içmemek gerekiyor. Bu şekilde birinci doz tamamlanıyor, sıradaki hastalığa geçiliyor. Bir turu tamamladıktan sonra ise daha kuvvetli bir doza geçilerek en baştan başlanıyor.
Washington DC’deki çocuk doktorumuza da danışarak karar verdiğim homeoproflaksis sistemiyle ilgili araştırmamda beni en çok etkileyen, Küba’da 2007’de görülen bir leptospirosis salgınında sağladığı ciddi koruma (vakalarda %91 ila 65 arası azalma) ve 1974’te Brezilya’daki bir meningokoksik menenjit salgınında aynı şekilde homeoproflaktik olarak korunan 18 bin 640 çocuktan sadece dördünde hastalık görülürken, korumasız olan 6 bin 340 çocuktan ise 32’sinde vaka görülmüş olmasına dair edindiğim bilgiler oldu.
Geçtiğimiz kış, homeoproflaktik korumaya ek olarak Boiron’un homeopati kitini de evde bulundurmaya karar verdim. Ünlü homeopat Dana Ullman’ın bebek ve çocuk hastalıklarında homeopati kullanımını anlattığı kitabına başvurarak kendimce semptomatik tedavi uygulamaya çalışıyorum deneysel olarak—ilaçlar şeker formatında olduğu için çocuklara kabul ettirmesi kolay oluyor. Ne yazık ki homeopatide semptomlarla ilacın birebir uyması gerektiği için ve henüz homeopatik bir doktora ailemizi götürmüş olmadığım için kendi kafamdan yazdığım reçetelerin ne kadar etkili olduğu konusunda kesin bir bilgi aktaramayacağım. Ama homeopatiyi araştırmaya, homeopatiyle uğraşmaya devam edeceğim kesin—ne de olsa homeopatinin yan etkisi yok. Mesela üçüncü doğumumda arnica montana kullanmak istediğimden eminim!