Aşılamayla Bitmeyecek Kızamık Sorunsalı

Aşılamayla Bitmeyecek Kızamık Sorunsalı

Açılışı şahsi favorimle yapmak istiyorum:

1. İki tam aşılı doktor kızamık geçiriyor (2009)
2009’daki bir kızamık salgınında ikisi de ikişer doz KKK aşısı almış iki hekim kızamığa yakalanıyor. Kızamıklı hastalara bakarken enfekte oldukları düşünülüyor 🙂

Skor tabelası: Kızamık 2 – Aşılı doktorlar 0.

http://jid.oxfordjournals.org/content/204/suppl_1/S559.full.pdf+html

Tesadüf bu ya, 2013’te Türkiye’deki salgında da bir hekimimiz kızamık kapmıştı. En azından artık bir daha kapmayacağını bilmenin iç huzurunu taşıyordur.

2. Kanada, Quebec’te %99 aşı kapsayıcılığına rağmen büyük kızamık salgını (1989).

1989’da Quebec’te 1.363 kişinin hastalandığı salgında yetkililer tabii ki “hayat kurtaran”, “ömür boyu koruyan” aşılarını suçlayacak değiller ya, işte herkes aşılanmadı da “yetersiz aşı kapsayıcılığı”ndan oldu demeye getiriyorlar.

Oysa yapılan araştırmada, kızamıklı kişiler arasında aşılanma oranının en az %84.5 olduğu ortaya çıkıyor. Tüm popülasyondaki aşı kapsayıcılığı oranı ise %99. Sürünün haydi haydi bağışık olması lazım ama?

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/1884314

3. Uygun hastalık kontrol önlemleri mevcut olmasına rağmen başgösteren kızamık salgını (1985)

1985’te Montana’daki Blackgfeet rezervasyonunda 118 kızamık vakası görülüyor, %82’si aşılı. Bunların 23’ü Browning’deki okullarda görülüyor, ki burada da öğrencilerin %98.7‘si aşılı.

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed?term=3618578

4. Tam aşılı lise popülasyonunda kızamık salgını (1985)
Texas’ta, canlı virüs aşısı olma oranı %99’un üzerinde olduğu halde bir lisede kızamık salgını başgösteriyor. Durumu inceleyen sağlık yetkililerinin vardığı sonuç şu: “öğrencilerin %99’undan fazlası aşılanmış ve %95’ininden fazlası bağışık durumdaki liselerde kızamık salgını yaşanabilmektedir.”

Okuldaki aşılılık oranı: %99.

http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJM198703263161303

5. New Mexico’daki aşılı bir okul çağı popülasyonunda kızamık salgını (1984)
Yine aynı hikaye ..

1984’te New Mexico, Hobbs’ta 76 kızamık vakası görülüyor. Bunlardan 47’si (%62) öğrenci. Okulun bildirimi salgından önce öğrencilerinin %98‘inin aşılı olduğu yönünde.

http://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/00000476.htm
Şimdi Dr. Viera Scheibner’ın BMJ dergisinde yayımlanmış yorumundan [http://www.bmj.com/content/346/bmj.f245/rr/626008] örneklere bakalım:
6. Conrad et al. (1971) Amerika’da son 4 sene boyunca kızamığın dinamiklerini incelemiş ve sonuç olarak kızamığın artmakta olduğunu ve “şayet herhangi bir noktada eradikasyon mümkünse dahi bunun epey uzak bir gelecekte mümkün olabileceğini” [“eradication, if possible, now seems far in the future”.] söylemiş. Kehaneti bundan bir 40 yıl sonrası için halen geçerliliğini koruyor!

7. Barratta et al. (1970). Measles (rubeola) in previously vaccinated children. Pediatrics; 46 (3): 397-402)

Florida’da 1968 Aralık ayından Şubat ayına kadar başgösteren bir kızamık salgınında, aşılı ve aşısız çocuklar arasında kızamık insidansı bakımından fark bulamamış.

8. Linneman et al. (1973. J Pediatrics; 82: 798-801) yeniden aşılanan çocuklarda kızamık aşısının uygun immünolojik yanıt oluşturmadığını göstermiş.

9. Robertson et al. (1992. Public Health Reports; 197(1): 24-31) 1985 ve 1986 yıllarında Amerika’da aşılı okul çağı çocukları arasında 152 kızamık salgının başgösterdiğini, her 2-3 yılda bir, aşı kapsayıcılık oranlarından bağımsız olarak kızamıkta artışlar yaşandığını söylemiş.

Aşının hastalık önlemedeki bu bariz başarısızlığına rağmen 1978 Ekim’inde Sağlık Bakanı çıkıp “1 Ekim 1982 tarihine kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde kızamığın kökünü kazıyacak bir kampanya başlatıyoruz” demiş.

Bu hiç de gerçekçi olmayan plan tutmamış, 1982’den itibaren ABD’de, aralarında kızamık aşılaması tam popülasyonlar da olmak üzere peşpeşe büyük ve uzun süreli kızamık salgınları başgöstermiş. Bunun için kalkıp önce 1963’ten 1967’ye kadar yüzbinlerce çocuğa vurdukları “korumada başarısız, formalinle inaktive edilmiş (“öldürülmüş”) kızamık aşısı”nı suçlamışlar.

Oysa küçük ve büyük çaplı kızamık salgınları bu ilk aşının yerine 2 doz “canlı” virüs aşısı vurulmaya başlanmasına ve aşılama yaşı değiştirilmesine rağmen devam etmiş.

10. Black et al. (1984. Bull WHO; 62 (92): 315-319) demiş ki, tekrar aşılanmış çocuklarda antikor titreleri birkaç ay sonra çok düşük seviyelere düşebiliyor ve bu çocuklar çok daha hafif seyirli olsa da hala klinik olarak tespit edilebilir düzeyde kızamık geçirebiliyor. Sonuç olarak, bu çocukların immünolojik olarak sensitize edilmiş olduklarını, ancak bağışıklanmamış olduklarını söylüyorlar.

Burası önemli. Çünkü bu yazarlar, kızamığı çok daha hafif seyirli geçirmiş olmanın öyle faydalı bir şey olmadığını göremiyorlar. Zira, Ronne’nin (1985) Lancet (5 January: 1-5) makalesinde şu tespit var: “Çocuklukta döküntüsüz kızamık enfeksiyonu geçirmek, yetişkinlikte hastalanmayla ilşkilidir.” [“Measles virus infection without rash in childhood is related to disease in adult life”]

Dr. Scheibner şu açıklamayı yapıyor: Bugüne kadar (2013), kızamık enfeksiyonu yüksek aşılanma oranlarına sahip ülkelerde tüm doz aşılarını olmuş popülasyonlarda görülmeye devam ediyor: Sahraaltı Afrika’da 90.000 vaka, Çin’de giderek artan kızamık insidansı, Avrupa çapında bildirilen 6.500 kızamık olgusu ve ABD’de 2011 yılında kızamık insidansında 4 katlık artıştan bahsediyoruz.

11. MMWR (2009’da) Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC)’nin hekimleri, ABD’de ortaya çıkan kızamık vakarı dolayısıyla kızamık aşılamasına ehemmiyet vermeleri konusunda hatırlatmada bulunduğu yazıyor. 1 Ocak ve 5 Nisan 2008 arasında 64 kızamık vakası kaydediliyor.

Voice of America, 9 Temmuz 2010’da “Afrika’da başgösteren kızamık salgınları kazanımları tehdit ediyor” diyor. “…2009 Haziran ayından bu yana Sahralatı Afrika’da 90,000’e yakın kızamık vakası görüldü, 1400 de ölüm yaşandı” diye ekliyor.

12. Shi et al. (2011), Çin’deki kızamık insidansını ve yakın zamanın H1 genotipi kızamık suşlarının filogenetik incelemesini sunuyor ve Çin’de son onyılda kızamık insidansında yaşanan artıştan dolayı yeni bir aşı geliştirilmeli diyor.

13. Şu ironiye bakalım şimdi: 25 Nisan 2011’deki Avrupa İmmünizasyon Haftası’nda Avrupa çapında geniş kızamık salgını rapor ediliyor. DSÖ’nün basın açıklamasına göre 30 ülkede 6.500 kızamık vakası var.

14. MMWR Wkly Rep 2012; 61: 253-257 [CDC’nin haftalık hastalık ve ölüm raporu], 2011’de kızamık insidansında 4 katlık bir artıştan söz ediyor. Tabii bu bildirimlerin gerçek vaka sayısını yansıtmayabileceği ve gerçek rakamların çok daha yüksek olma ihtimali herzaman var. Yaşanan salgınların suçu, ülkeye dışarıdan gelenlerin sırtına yükleniyor. Tanıdık geliyordur sanırım Türkiye’de geçen sene başgösteren kızamık salgınında suçu 1 veya 2 Suriyeliye atmaları. E hani aşı bizi koruyordu, kızamıklı biriyle temasta kızamık geçirmememiz lazımdı? Madem korumayacak, niye yaptırıyoruz?

Tüm bu skandal gelişmeler yaşanmasına rağmen bu işe yaramayan ve bariz şekilde tehlikeli aşıyı kaldıracaklarına, halen daha rapel dozlar ekleniyor ve hadi daha iyisini geliştirelim deniyor.

Bir diğer nokta… ortaya yeni ve son derece ağır bir tip kızamık çıkıyor: atipik kızamık (atypical measles (AMS)).

Nicholson (1979)‘dan dinliyoruz bu atipik kızamıkla ilgili tespitleri:

Kuzey Kaliforniya’da 1974-75’te yaşanan kızamık salgınında bazı hekimler tarafından AMS ile uyumlu belirtiler gösteren hastalarda laboratuvar teyitli kızamık enfeksiyonu bildirimi yapılıyor. Tipik kızamıkta belirleyici faktör olan Koplik beneklerinin bu yeni atipik kızamıkla farkını açıklıyorlar:

“In typical measles a maculopapular rash occurs first at the hairline, progressing caudally, is concentrated on the face and trunk, and is often accompanied by Koplik’s spots. In AMS the rash is morphologically a mixture of maculopapular, petechial, vesicular, and urticarial components. It usually begins and is concentrated primarily on the extremities, progresses cephalad, and is not accompanied by Koplik’s spots”.

Dini gerekçeyle büyük oranda aşısız yaşayan Amişlerde 1970 ile aralık 1987 tarihi arasında, tam 18 yıl boyunca tek bir kızamık vakası dahi bildirilmiyor. (Sutter et al. 1991. J Infect Dis; 163: 12-16).

Aşılanmamış olsalar belki de Amişler dışındaki topluluklarda da görülebilecek bir durum bu ve virüsün hala barınmasını sağlayan belki de bizzat kızamık aşılaması. [Hedrich 1933. Am J Hygiene: 613-635) 2-3 yıl ila 18 yıla kadar kızamık salgınlarının dinamiklerini açıklamış mesela.

Birçokları tarafından seneler öncesinden uyarısı yapıldığı gibi, örneğin Black et al (1984), kızamığı doğal yoldan geçiren “yaşça daha büyük kadınlara oranla aşılanmış daha genç jenerasyon kadınların hemaglutinin engelleyici ve nötralize edici antikor tireleri daha düşük“ çıkıyor. Ve kaçınılmaz sonuç: gebelikte plasental yoldan bebeğe geçirilecek bağışıklığın (TTI) zayıflaması.

Aynı durum aşısı yapılan diğer doğal enfeksiyonel hastalıklar için de geçerli, özellikle de şu sürekli vurgulanan boğmaca için: annenin transplasental yolla koruyamadığı yenidoğanlar artık boğmaca geçiriyorlar!

Bu noktada, hekimlerin yeni anne-babaları iliklerine kadar korkuya garkeden açıklamalarından, şu 1 yaş altında ölüme sebebiyet veren boğmacayı aslında neyin bu denli tehlikeli hale getirdiği ve sonsuz bilgelikte invazif uygulamalarıyla bebeklerin ölümcül enfeksiyonlara yakalanma riskini asıl kimin arttırdığına dair resim netleşiyordur umarım.

Doğa işini bilmiyorsa biz en iyisini biliriz diyen kimdir?

Çocukluk çağının bulaşıcı hastalıkları şayet düzgün bakıldığı takdirde, yani antibiyotik ve ateş düşürücü ilaçlar dayanmadığı takdirde, çocukların bağışıklık sistemlerini geliştirir ve olgunlaştırır ve bu hastalıklar çocukların gelişiminin birer parçası, birer kilometre taşıdır.

Kızamığı geçirmek ömür boyu bireyi kızamığa karşı koruduğu gibi, aynı zamanda da kemik ve kıkırdakla ilgili dejeneratif hastalıklara, sebasöz cilt hastalıklarına, immünoreaktif hastalıklara ve bazı tümörlere karşı da kişiye ömür boyu bağışıklık sağlar, gelişmekte olan ülkelerde bile! (Ronne 1985; Lancet; 5 January: 1-5)

Shaheen et al. (1996. Lancet; 347: 1792-1796)‘te aşısız ve kızamığı doğal yoldan geçirmiş Guinea-Bissau çocuklarında, aşılı ve kızamık geçirmemiş çocuklara oranla daha az atopi tespit etmiş.

Alm et al. (1999. Lancet; 353: 1485-1488)‘de İsveç’in Steiner okullarına devam eden antropozifik bir yaşam tarzını benimsemiş (yani çok az aşılı ve kızamık geçirmiş) ailelerin çocuklarında, kontrol grubu okullardaki çocuklara oranla daha düşük atopi oranları tespit etmiş.

Kabakulak geçirmek yumurtalık kanserine karşı korur. (West 1966. Epidemiologic studies of maligancies of the ovaries. Cancer: 1001-1007).

Dr. Scheibner der ki, tıp, doğal enfeksiyonel hastalıklara karşı gerçek manada bilimsel ve sağduyulu bir tutum izlemeli ve sağlıklı bağışıklık sistemi oluşturmadaki hayati rolünü görmelidir, tıpkı 180 İsviçreli hekimin bir araya gelerek kızamığın nefrotik sendromu iyileştirmedeki rolünü işaret ettikleri çalışmada olduğu gibi: (Albonico et al. 1990. Vaccination campaign against measles, mumps, and rubella. A constraining project for a dubious future? Self-published).

Carmon Mota (1973. BMJ; 19 May: 423)‘te doğal kızamık enfeksiyonunun ardından remisyona giren bir enfantil Hodgkins’ olgusundan sözeder, büyük servikal kütlenin başka herhangi bir tedavi olmadan nasıl yok olduğunu anlatır.

İyi beslenme ve iyi bir bakımla aşısız çocuklar kızamık ve diğer doğal çocukluk enfeksiyonlarını atlatabilirler ve uzun vadeli de faydalarını görürler. Aşılar ise koruma sağlamadıkları gibi, immün sistemi sensitize edici etkisleriyle normalde faydalı bir hastalığı tutup tehlikeli atipik bir forma dönüştürüyorlar. Onlarca yıldır dokümante edilmiş vaka ve uyarıları dikkate almanın vaktidir der Dr Scheibner ve haklıdır da.

Kızamıkta A vitaminin önemine dair ebeveynler şu yazıyı da belki okumak isterler.

 

İyi, Kötü ve Çirkin – CDC yapımı bir Bilim Kurgu-Macera Filmi

İyi, Kötü ve Çirkin – CDC yapımı bir Bilim Kurgu-Macera Filmi

The Good

Bilim doktoru Brian Hooker, otizmli evlat sahibi. CDC itirafçısı kendisiyle bağlantıya geçerek günah çıkarıyor.

 

Hastalık Üretim Merkezi – Centers for Disease Creation (CDC), itirafçı Thompson’ın ifşaatlerinden sonra KENDİ KENDİNİ DENETLİYOR.

Temmuz sonunda hatırlarsanız senatör Posey temsilciler meclisinde itirafçının mektubundan alıntılar paylaşmış, CDC’deki korkunç yolsuzluğu, otizmle KKK aşısı bağlantısının nasıl ODAYA KOCA ÇÖP KUTUSU GETİRİP OLUMSUZ SONUÇ GÖSTEREN ÇALIŞMA DOKÜMANTASYONU ATILMAK SURETİYLE örtbas edildiğini açıklamış ve meslekdaşlarına adeta yalvararak bir şeyler yapılması için harekete geçilmesini, CDC’nin resmi soruşturmaya tabii tutulması için kendisine destek olunmasını istemişti.

Peki bizler yer yerinden oynacak diye beklerken ne oldu?

…………………

Cırcırböceği sesleri ortalığı kapladı…

Kimseden TIK çıkmadı, kimse kılını dahi kıpırdatmadı.

Arada hep bir soran çıkıyor: “Efendim aşılar bu kadar zararlıysa devlet bunu BİLMİYOR MU, neden izin veriyor?”

 

geier

“Onları (CDC’yi) bunun doğruluğuna ikna edemezsiniz. Niye mi? Zaten biliyorlar da ondan. Bildiklerini bana şahsen söylediler. Açılabilecek davalar ve yargılanma ihtimali yüzünden çıkıp kabul edemiyor kimse. Neyin ne olduğun, 2004 u zaten bilen birini ikna edemezsiniz.” – Dr. Mark Geier, AutismOne Kongresi 2004.

Yanıt veriyoruz: Evet, BİLİYOR!

Demek ki neymiş, endüstrinin çıkarı devlet için halkın çıkarından üstünmüş. Sizleri “çocuğun üstün yararı”nadır aşı olmak diye mahkemeye veren devlet çalışanları, endüstrinin üstün yararı için çocuklarınızın BİLEREK kurban edilmesine GÖZ YUMUYORMUŞ, SİZİN DE YAPACAK HİÇBİR ŞEYİNİZ YOKMUŞ.

Endüstrinin maaşa bağladığı devlet bürokrasisinin [çocuğunuzu elinden alırız, zorla aşılarız, mahkemeye veririz tarzı hukuksuz] kapris ve güç denemelerine siz şimdiden boyun eğer, hakkınızı bilip korumazsanız devlet yaratılan yetki boşluğunu seve seve doldurur, tıpkı Amerika’da olduğu gibi yakında kanunen de zorunlu hale getirdiğinde aşılamayı, eliniz kolunuz bağlı kalakalırsınız ortada.

Neyse, CDC bu skandaldan sonra hiç sıkılmadan ne diyor?

Efendim bu bizim iç sorunumuzdur, hiç telaşa mahal yok, biz kendi kendimizi bi’ denetleyip size sonucu bildiririz(!).

Snowden’ı hapse atan Amerika’da bunların yaşanması hala kendisine gerçeküstü gelenlerimiz varsa hiç umut yok, onlar hala “yok canım böyle bir şey olsa kimse bir şey yapmaz mı, izin verilir mi, olur mu canım onca anlı şanlı doktor, bunlar hep komplo teorisi…” plağını takıp geceleri bu masallarla uyumaya devam edebilirler.

Koca senatodan yakarışlarına TEK kişiden destek göremeyen senatörümüz ise CDC’ye madem siz kendinizi soruşturuyorsunuz, görelim nasıl gidiyor, belgeleri gösterin diyor.

CDC’nin küstah ret yanıtı işte burada.

Kimseye hesap vermeyen, şeffaf olmayan, kendi içinden yolsuzluk itirafında bile yüzü kızarmadan bildiğini okumaya devam eden, DOKUNULMAZLIK zırhını kuşanmış bir devlet kurumu düşünün.

gerberding

Dönemin CDC şefi Dr. Julie Gerberding, şu anda MERCK İlaç şirketi Aşı Departman Müdürü

Bu öyle bir kurum ki TÜM DÜNYAnın gözünün içine baka baka aşıların güvenliği ile ilgili YALAN söylemiş, 13 SENE boyunca onmilyonlarca siyahi (ve beyaz) çocuğun OTİZMin karanlık kuyusuna yuvarlanacağını BİLE BİLE bunu SAKLAMIŞ, bu SUÇA iştirak etmiş ve kongre soruşturmasında yemin altında YALAN İFADE vererek İLİŞKİ YOKTUR diyebilmiş sahtekar çalışma yazarlarını yetmemiş, üzerine bir de ÖDÜLLENDİRMİŞ ve TERFİ ETTİRMİŞ devlet kurumu.

Şimdi bir de şunu düşünün.

CBS

İtirafçı Epidemiyolog William Thompson, CDC’ye ait 100,00’in üzerinde iç yazışma, resmi belge ve bilimsel yayın orijinallerini Senatör Posey’e teslim etmiş, kongrenin resmi soruşturma açmasını ve böylelikle ifade vermeye çağrılmayı (BOŞUNA) bekliyor!

Bütün bu olup bitenler HABER DEĞERİ EN YÜKSEK konulardan biriyken bizim MEDYAmızdan aşılar konusunda kaleminden kıvılcımlar saçarak yazan çizen “gazeteci”ler NEREDE?

Aşı bilim danışma kurulu yetkililerimiz Twitter kampanyası niye düzenlemiyor bu konuda görüş bildirmek için?

Hukukçularımız nerede tüm bu olup bitenlere rağmen devletin aşıları zorunlu tutmak için yasal boşluğu doldurmasını uzaktan seyredip bekleyen?

Onlar da mı “görmedim-duymadım-bilmiyorum”u oynuyorlar? Ne tesadüf!

Bu konuda bilimsellik iddiası altında karikatürize yazı dizileri kaleme alıp sosyal medyada terör estiren, kimse merak etmesin biz araştırdık, öyle bir şey yok, uzmanız filan diyen pek “yetkin” “şüpheci” blogger isimler soruyordu “yok mu helal süt emmiş birileri itiraf edecek?” diye. Tüm bunlar kaçık annelerin iddiası, komplo teorisiydi hani… e ETTİ İŞTE helal süt emmiş bir tanesi TAM 13 YIL SONRA!

Şimdi biz soruyoruz:

“Yok mu DEVLETİN BİLE BİLE ÇOCUKLARI NASIL SAKATLADIĞINI ve adaletten nasıl kaçtığını okuyucu kitlesiyle paylaşacak HELAL SÜT EMMİŞ, ahlaklı(!) “şüpheci” blogger ve ekip arkadaşları ile belli “bağzı gasteci(ler)”?”

………………………………………………………………..

Cırcırböceği seslerini siz de duyuyor musunuz?

ekip

(The End)

İslam, Aşılar ve Sağlık

İslam, Aşılar ve Sağlık

21 Ocak 2011

Masum çocuklarımıza doğal bağışıklık sistemlerini harap eden, hastalık, eza ve ölüm getiren zararlı kimyasallar ve haram maddeler veriyoruz. Tüm müslüman hekimler ve anne-babalar aşıların içeriğinden ve işe yaramadığından haberdar olmalı. Aşıyla verilen zararın yararından büyük olduğu ortadadır. Gerçeklerin ortaya çıkmasının ve gerçeğin yanında durmamızın vakti gelmiştir.

Aşılarda Kullanılan Maddeler

Aşılarda;

  • ağır metaller,
  • hastalıklı hayvanların yaralarından alınmış cerahat,
  • at serumu, sığır serumu,
  • dışkı,
  • cenin hücreleri,
  • idrar,
  • ayrıştırılmış kanser hücreleri,
  • formaldehid (mumyalama işleminde kullanılan bir kanserojen),
  • fenol (paralizi, konvülsiyon, koma, nekroz ve kangrene sebebiyet verebilen bir kanserojen),
  • lactalbumin hidrolisatı (emülgatör),
  • alüminyum fosfat (doku aşındırıcı etkisi olan bir alüminyum tuzu),
  • retro virüs SV-40 (bazı polio/çocuk felci aşılarında bulunan kontaminant),
  • antibiyotiğa karşı direnç oluşmasına neden olan antibiyotikler (örn. Neomycin),
  • civciv embriyosu (virüslerin büyütüldüğü besiyeri olarak kullanılıyor),
  • sodyum fosfat (tampon tuzu) ve
  • besiyerindeki genetik materyali (DNA/RNA) ihtiva eden yabancı hayvansal dokular mevcut.

Aşılara ayrıca mikoplazma, bakteriler, maymun virüsleri ve çeşitli adjuvanlardan oluşan kirleticiler de karışmış durumda. Ağır metallerden thimerosal (cıva) bir koruyucu olarak, alüminyum da adjuvan olarak kullanılıyor. Cıvanın da alüminyumun da beyin ve sinir sistemine zarar verdiği kanıtlanmış durumda. Bazı durumlarda aşılarda cıva yerine, yine bir nörotoksin olan 2PE kullanılıyor. Aşılarda ayrıca monosodyum glutamat (MSG), sorbitol ve jelatin var. Bu maddelerin büyük bölümü müslüman, yahudi, hindu ve vejetaryenler için yasak.

Ölümcül Kusurlu Tıbbi Müdahale Sistemi

Aşılama, uzun zaman önce geçerliliğini yitirmiş bir teoriye, yani vücutta antikor stimülasyonunun hastalıktan korumaya eş olduğu vasayımına dayanır. Bu teori hiçbir zaman ispatlanamadığı gibi, aksine yanlışlığı bugüne kadar tekrar tekrar kanıtlanmış durumda. Antikor stimülasyonu bağışıklanma demek olmadığı gibi, hele hele kalıcı bağışıklanma hiç değildir. Kanda antikor bulunması sadece herhangi bir hastalığa maruz kalındığının göstergesidir; kaldı ki bu da bağışıklık sisteminin oluşturan etmenlerden yalnızca küçük bir tanesidir. Henüz tam gelişmemiş ve tam olgunluğa ulaşmamış bağışıklık sistemleriyle çocuklar bugün 13. aya gelinceye kadar tam 25 ayrı aşı oluyor. Bu sorumsuzca uygulanan sistemin bağışıklık sistemlerinin fonksiyonunu bozduğu ve hatta kalıcı olarak hasar verdiği kuşkusuz.

Bugün İngiltere’de çocuklara verilen aşılar genel olarak şunlar:

İKİNCİ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok aşı (6 farklı aşı, 2 enjeksiyonda veriliyor)
ÜÇÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + menenjit C (6 aşı, 2 enjeksiyon)
DÖRDÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok + menenjit C (7 aşı, 3 enjeksiyon)
12. AYDA: HIB menenjit ve menenjit C (2 aşı, 2 enjeksiyon)
13. AYDA: kızamık, kabakulak, kzıamıkçık + pnömokok aşı (4 aşı, 2 enjeksiyon)

Bu tablo masum çocukların minik, zayıf ve savunmasız bedenlerine yapılan ağır medikal saldırının göstergesidir.

Korkunç Problemlerden Birkaçı

  • Akıl almaz biçimde aşı deneylerinde plasebo grupları kullanılmıyor. Onun yerine “kontrol” gruplarında başka aşılar kullanılıyor ki bu da deney ve kontrol grubundaki aşı yan etkilerinin hakiki oranlarının gözlemlenmesini ve tespitini imkansız hale getiriyor.
  • Aşıların uzun vadedeki etkilerini araştıran tek bir çalışma yok. Pazarlama sonrası ortaya çıkan reaksiyon, incinme ve ölüm olguları görmezden geliniyor. Ayrıca bu sistemde bireye özel uygulama sözkonusu değil. Uysa da uymasa da açıkça herkes tek beden gömleğe sokuluyor.
  • Uygulama öncesi bebekte herhangi bir immün sorunu veya alerji olup olmadığını anlamak için ön-tarama yapılmıyor bile. İnsan vücudunun enfeksiyon ve sub-enfeksiyonlarla bu şekilde aşırı yüklenmesi immün sistemi onarılması mümkün olmayacak şekilde bozup, tamamen tahrip edecektir.
  • Aşılardaki kimyasallar alerji, astım ve otizm de dahil olmak üzere otoimmün hastalıklara yol açmaktadır.

Bu arada, sakın ola endoktrine edilmiş bir doktorun size çıkıp aşılar otizme yol açmaz diyerek kestirip atmasına müsaade etmeyin. Konuyu bizzat kendiniz araştırın.

Kızlarımıza rahim ağzı kanserine karşı aşı verilmek suretiyle cinsel ahlaksızlık ve zina teşvik ediliyor. Burada hayret edilecek şey ise, HPV aşısının korusun diye verildiği bazı kişileri kansere daha yatkın hale getirdiğinin gösterilmiş olmasıdır. Pekçok bilimsel rapor, birtakım aşıların kısırlığa yol açtığını ve gizli nüfus kontrolü amacıyla kullanıldığı yönündeki endişeleri destekliyor. Tıbbın asıl rolü, hastalığın altta yatan temel nedenini açığa çıkarıp bunu önlemektir, semptomları tedavi etmek veya bedeni kimaysallarla ve aşılarla doldurmak değil.

İslam ve Tıp Aşılamaya Karşı Çıkmalıdır

Aşı aleyhtarlığı öncelikle İslami bir meseledir; İslami inanca göre insan mükemmel bir doğal bağışıklık sistemi ile donatılmıştır ve peygamber efendimizin yol göstericiliği ile de doğal savunma sistemimiz güçlendirilmiş olmaktadır. Aşının karşısında yer almak için ayrıca tıbbi nedenler de mevcuttur. Çoğunluk habersiz ancak Batı’da aşılılarda başgösteren pekçok ciddi sağlık sorununa ilişkin yığınla kanıt ortaya çıkmıştır.

İslam ve Bağışıklık Sistemi

Muazzam zenginlikte bir antikor kaynağı olan anne sütündeki kolostrum, doğumdan sonraki ilk birkaç gün bebeğin bağışıklanması için son derece elzemdir. İki yıl boyunca çocuğun emzirilmesi ileriki hayatı için inanılmaz güçlü bağışıklık sağlayacaktır. Tıbbi araştırmalar, poliomiyelit de dahil olmak üzere emzirmenin efeksiyonlara karşı sağladığı muhteşem korumayı ortaya koymaktadır. İlk iki sene çocuğun doğal ve olgunlaşmış bir bağışıklık sistemi geliştireceği kritik senelerdir. Aşılama insan gelişiminin doğal sürecini bozup hasar vermektedir.

Yaradan, Allah, çoğu mikrop ve virüs için vücuda doğal yoldan deri, mukoza ve mide yoluyla giriş ve burada gösterilen savunma neticesinde de yok oluş öngörmüştür. Bu proses, vücudun doğal savunma bariyerlerini geçmeden aşı virüslerinin doğrudan vücuda enjeksiyonundan çok farklıdır. Tam da kendi doğal savunma sistemlerini geliştirdikleri dönemde, narin çocuklarımızın vücuduna 25 zayıflatılmış hastalık iğne yoluyla zorla verilmektedir. Enfeksiyon ve hastalığın düzenli olarak kendiliğinden iyileşmeyle sonuçlandığı tıbben kanıtlanmıştır. Çocuklukta enfeksiyonel hastalıklarla girişilen bu kısa mücadeleler ileride karşılaşılabilecek saldırılar için bağışıklık sistemininin kurulmasına yardım eder. Sevgili hekimimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in bizlere dediği gibi, her derdin devası vardır. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim hem hastalık önlemede hem de iyileştirmede muhteşem bir tıbbi kaynaktır. Vücudu en iyi şekilde hazırlamak için müslüman kişi doğal yiyecek ve içeceklerden makbul olanlarını kullanmalıdır. Daha da önemlisi hastalık ve ölümlerin temelinde yatan nedenler ortadan kaldırılmalıdır: yoksulluk, beslenme yetersizliği, temiz içme suyu olmaması, sağlıklı ve doğl gıda bulunamayışı, düzgün kanalizasyon sistemlerinin olmayışı, çevre ve bedendeki toksinler gibi.

İslami teamüldeki haramdan kaçınıp helale yönelmenin sağlıkla ilişkisi başta koruyucu tıp alanından olmak üzere pekçok müslüman doktor ve bilimadamı tarafından ortaya konulmuştur. Kişisel hijyene çok dikkat edilmeli, eller günde yaklaşık 25 defa yıkanmalıdır (günde beş vakit namaz öncesi alınan abdestle 15 kez eller yıkanmış olur). Günlük olarak kişisel hijyene gösterilecek özen pekçok enfeksiyonel hastalığı öneleyecektir. İslamiyette yenilmesi öngörülen pekçok meyve ve diğer sağlıklı yiyeceğin hastalık önleyici ve bağışıklığı kuvvetlendirici etkisi gösterilmiştir. Bu gıdalar arasında zeytin ve zeytinyağı, zencefil, üzüm, nar, sirke, biberiye, incir bulunmaktadır. İslam’ın öngördüğü tamamlayıcı tıp bizleri hastalıktan korur ve doğal bağışıklık sistemimizi güçlendirir; bal, oruç tutma, namaz kılma (meditasyon), hastalar için okunan özel dualar, çörek otu, hacamat, kutsal meyve ve gıdalar, anne sütü, aromaterapi, zemzem suyu, şifacı kişinin özel dualar eşliğinde elle tedavisi. D vitamini için sık sık güneşe çıkılması ve D vitamini içeren gıdalar alınması pekçok hastalığı önler. İslam dini müslümanların zararlı ilaç veya madde kullanımını yasaklar. Şüpheli bir durum veya şaibe olması durumunda bile İslam maddenin tümüyle bırakılmasını emreder. Bu kural aşılar için de geçerlidir.

Söylenmesi Gereken Gerçekler

Aşılardaki haram maddeler arasında insan ceninleri, domuzdan elde edilmiş jelatin, alkol ile insan ve hayvan parçaları bulunmaktadır. Bu temiz olmayan haram içerik öyle acil bir durumda hayat kurtarmak için de verilmemektedir. Bir dolu enfeksiyöz ajanın milyonlarca insana ileride olması muhtemel bir enfeksiyon için “ne olur ne olmaz” mantığıyla verilmesi gülünçtür. Müslüman hekimlerin bunca haram ve zararlı kimyasal içeren bir tıbbi müdahale yöntemini benimsemiş olması çok yanlıştır.

İslam’da insan bedeni kutsaldır. Bedenimizi korumamız, doğallığını ve saflığını bozmadan sağlıklı tutmamız gerekir. Aşılar ne saf ne de doğal olduğundan, bilim ve tıbbın aşıları son derece tehlikeli addetmesine şaşırmamak gerekir. Çocuklarını aşılatmayan anne-babaları korkutmak için ilaç ve ecza endüstrisince dikkatle planlanmış bir korku propagandası sahnelenmektedir. İnanılmaz güce sahip dev endüstri tarafından endoktrine edilmiş ve rüşvete bağlanmış hekim ve hükümetler hertürlü sağlık, insan ve dini hakka aykırı bir biçimde zorunlu aşılama uygulamasını savunur hale getirilmiştir. Bu, sağlık kazandırmak için değil, kar elde etmek için yapılmaktadır. Hiçkimseye aşı dayatması yapılmamalı, zorla kabul ettirilmeye çalışılmamalıdır.

Aşıya Niçin Muhalifiz?

• Masum çocukların doğal bağışıklık sistemlerinin işleyişini bozup harap ediyor.
• Pekçok fiziksel ve tıbbi soruna yol açıyor.
• Pekçok hastada antibiyotiğe direnç gelişmesine neden oluyor.
• Pekçok kişide kısırlığa yol açabiliyor.
• Cıva ve alüminyum gibi pekçok zararlı kimyasal madde içeriyor.
• İşe yaradığına ve güvenli olduğuna dair ortada bağımsız ve bilimsel kanıt yok.
• Dünyadaki 1600 milyon müslüman için haram olan maddeler içeriyor (en son hacı adaylarına yapılması öngörülen menenjit aşısında domuzdan elde edilmiş maddeler çıktı).
• Ayrıca musevi, hindu ve vejetaryenler için de yasak olan maddeler içeriyor; sağlığa elverişsiz ve pislik dolular.
• Aşılar için harcanan trilyonlarca dolar para, 3. dünya ülkelerinde yaşayan insanları ve devletleri borç batağına saplayarak daha da fakirleştirirken, ilaç firmaları paraya para demiyor.
• Tıbben ahlak dışı bir uygulama; hastalıkların asıl sebeplerinin bulunması ve önleyici tedbirler üzerinde çalışılmasından insanlığı alı koymuştur. Her hastalığa karşı aşı kullanmak çok yanlış bir tıbbi uygulamadır.
• Ne şeffaflık var ne de kişinin aydınlatılmış rızası alınıyor. Çoğu ebeveyn, halk ve hatta hekimler aşıların zararlarından, içeriğinden ve nelere mal olduğundan habersiz.
• Giderek sayıları artan bir grup hekim, sağlık profesyoneli ve ebeveyn aşı muhalifi harekette yerini alıyor (ilgili websitesi adresleri aşağııdadır).
• Çoğu enfeksyionel hastalığı yenmek için vücudun bağışıklık sistemini doğal yoldan güçlendirebileceğimiz pekçok doğal yöntem mevcut.
• Pekçok emin, doğal alternatif mevcut.
• İnanılması güç bir biçimde BigPharma’ya mensup aşı üreticileri her ne sayıda insan zarar görüp ölürse ölsün herhangi bir yasal kovuşturmadan muaf tutulmakta.
• Her şeyden habersiz, masum çocuklarımız zarar görüyor ve bu çocukların hiçbiri kendilerine dayatılan aşılar için rıza göstermiş değil. Bu tıbben adam yaralamaktır.

A. Majid Katme, MBBCh, DPM (tıp hekimi)
İngiltere İslami Tıp Birliği Sözcüsü

İnternetten takip edilebilecek web siteleri

Zengin sağlık ve aşı bilgisi sunan müslüman site:http://www.missionislam.com/health
http://www.healthymuslim.com
International Medical Council on Vaccination www.vaccinationcouncil.org

Internetteki Ek Kaynaklar:

http://avn.org.au
http://www.mercola.com
http://childhealthsafety.wordpress.com
http://www.naturalnews.com
http://www.theoneclickgroup.co.uk
http://www.nccn.net/~wwithin/vaccine.htm
http://inquirer.gn.apc.org/vaccio.html
http://www.novaccine.com
http://vaccinationdangers.wordpress.com
http://www.philipincao.com
http://vran.org
http://www.themothermagazine.co.uk
http://www.arnica.org.uk/resources.html
http://www.thenhf.com/page.php?id=9
http://www.beyondconformity.co.nz/sites-of-interest
http://www.thinktwice.com
http://www.cryshame.com
http://www.vaccineriskawareness.com
http://www.drtenpenny.com
http://www.vaccine-side-effects.com
http://www.fourteenstudies.org
http://www.vacinfo.org
http://www.informedparent.co.uk
http://www.vaclib.org
http://www.jabs.org.uk
http://www.vactruth.com
http://www.jayne-donegan.co.uk
http://www.whale.to/vaccines.html
________________

OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar – VİDEO

OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar – VİDEO

Cady Wellness Institute’ta biyo-medikal tedavi danışmanlığı yapan ve Vaxtruth.org adlı websitesinin kurucusu Marcella Piper-Terry’den, tamamen resmi dokümanlar ve yayımlanmış bilimsel çalışmalara dayalı olarak hazırlamış olduğu “OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar” başlıklı sunumu izleyeceksiniz.

Sunumda ele alınan konular:

1. En tehlikeli 4 aşı nedir, bu aşılarla ilgili sorunlar nelerdir?

2. Aşılar – Otizm ilişkisine dair şu ana kadar yapılmış çalışmalar nelerdir, bu çalışmalarla ilgili ne tip sorunlar bulunmaktadır?

3. CDC’nin kendi bilimadamları arasından çıkan ihbarcı kimdir, neleri ifşa etmiştir ve neden konu medyaya yansımamaktadır?

4. Aşılarda adjuvan olarak kullanılan Alüminyum ilgili olarak bilimsel çalışmalar bize ne demektedir?

5. Dünyada uygulanan farklı aşı takvimleri var mıdır, ABD’nin takviminden farkları nelerdir?

Sunumda yer alan bilimsel çalışmaların orijinallerine erişim sağlamak isteyen izleyiciler için bu çalışmalardan birkaçı:

Influence of pediatric vaccines on amygdala growth and opioid ligand binding in rhesus macaque infants: A pilot study.

Do aluminum vaccine adjuvants contribute to the rising prevalence of autism?

International Comparisons of Infant Mortality and Related Factors: United States and Europe, 2010

Acellular pertussis vaccines protect against disease but fail to prevent infection and transmission in a nonhuman primate model

Rapid Increase in Pertactin-deficient Bordetella pertussis Isolates, Australia

California Department of Public Health – July 2011 B. parapertussis Infection: Public Health Recommendations

Acellular pertussis vaccination enhances B. parapertussis colonization

CANLI VİRÜS AŞILARI HAKKINDA BİLİM NE SÖYLÜYOR – VİDEO

CANLI VİRÜS AŞILARI HAKKINDA BİLİM NE SÖYLÜYOR – VİDEO

Ed-Not: Bu yazı ve video çalışması TDDP tarafından hazırlanmıştır.

Taş Devri Diyeti Platformu (TDDP) haziran ayı ortasında Dr.Miller’ın alternatif aşı takvimini paylaşmıştı!

Dr. Miller thimerosal ve canlı virüs içeren aşılardan kaçınmayı tavsiye ediyor, çocukların beyin gelişiminin %80’inin gerçekleştiği ilk iki yaşta beynin bağışıklık hücreleri olan mikrogliyaların aşılama sonucunda aşırı uyarılarak nöronlara ve bağlarına zarar verebilen kimyasalllar ürettiğini, bu nedenle iki yaşa kadar aşı yapılmaması gerektiğini, takip eden dönemde ise D, T, aB ve P aşılarının uygun tiplerinin karma olarak değil tekli ve araya altı ay boşluk koyarak yapılmasını öneriyordu.

Genel olarak çok beğenilen bu paylaşımımız aşı karşıtı bir paylaşım olmamasına rağmen bazıları hekim olmak üzere bazı takipçilerimizden tepki aldı. Bu takipçilerimiz sürü bağışıklığından, aşılanmış çocukların sayısının çok olmasının aşılanmamış olan çocukları da koruduğundan, bulaşıcı hastalık salgınlarına aşılanmamış çocukların yol açtığından , aşıların sağlık faydalarının zararlarından fazla olduğundan bahsediyorlardı.

Tepki gösterenlerden bazıları bu paylaşımı bilime aykırı buluyor, bir yandan bilimden söz ederken diğer yandan bilime aykırılıktan ziyade adeta kutsallarına dokunulmuş gibi hakaret ve nefret söylemleri kullanıyorlardı.

Peki paylaşımımız sahiden bilime aykırı mıydı? Hatırlayacağınız üzere Dr. Miller bütün aşılara değil faydasını ve zararını tartarak sadece thimerosal içeren aşılara ve canlı virüs aşılarına karşı çıkmıştı. Acaba bilim canlı virüs aşıları hakkında neler söylüyordu?

TDDP özellikle hekim takipçilerimizin yararlanması için bu konudaki hakemli makaleleri, CDC, FDA gibi ABD’de bulunan bilimsel otoritelerin görüşlerini toparlayan bir değerlendirme videosunu Türkçe’leştirerek ekte bilginize sunmaktadır.
Bu videoda yer alan bilgiler canlı virüs aşıları konusunda gerçek bilimin aşı propagandistlerinin inanmamızı istediğinden oldukça farklı ve ezber bozucu şeyler söylediğini göstermektdir, bir kaç çarpıcı örnek vermek gerekirse:

-Sürü bağışıklığı önermesi canlı virüs aşıları için geçersizdir ve önermenin tam tersi geçerlidir! Canlı virüs aşıları ile aşılanan çocuklar (henüz) aşılanmamış çocuklara hastalık bulaştırarak salgınlara yol açabilmektedir!

-Bazı hastalıklar bazı yaş gruplarında aşılanmamış çocuklar arasında değil aşılanmış çocuklar arasında (aşıya rağmen) görülebilmektedir!

-Canlı virüs aşılama kampanyalarının ilk başlatıldığı dönemde aşının yol açtığı salgın hastalıklar çok artmaktadır.

Örneğin Hindistan’daki ağızdan çocuk felci aşı kampanyasından önce 50’nin altında çocuk felci vakası görülürken , aşılama kampanyasının ardından akut flasid paralizi (NPAFP) vaka sayısı 47.500’e çıkmıştır. Polio paraliziyle (çocuk felciyle) klinik açıdan aynı olmakla birlikte iki kat ölümcül olan NPAFP’nin görülme sıklığı, alınan oral polio dozlarıyla (çocuk felci aşısı sayısıyla) doğru orantılıydı.

Yani Hindistan’da canlı virüs aşısı ile çocuk felci aşı kampanyası yapılmasaydı bin senede sakatlanabilecek kadar çok çocuk, aşı kampanyası nedeniyle sadece bir kaç sene içerisinde sakatlamış, bunun arkasından çocuk felci vaka sayısının çok azalmış olması başarı olarak sunulmuştu. Bunun bilime ve vicdana ne kadar uygun bir kampanya olduğunu takipçilerimizin takdirine bırakıyoruz! Eğer çocuk felci aşı kampanyası yapılacaksa batı ülkelerinde olduğu gibi canlı virüs içermeyen aşılar ile yapılmalıydı.

-Canlı virüs aşıları biyolojik süreçlerle elde edildiği için aşı dışı virüslerle kirlenebilmektedir, bu virüslerin bazıları sessiz ve tümörojen virüsler olabilmektedir.

-Bugün gelişmiş ülkelerde ağızdan çocuk felci aşısı (yani canlı virüs aşısı) ekteki videoda sunulan olumsuz vaka örnekleri nedeniyle artık uygulanmamaktadır! Peki Rotavirüs, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su çiçeği ve Grip gibi canlı virüs aşıları niçin uygulanmaya devam edilmektedir?

TDDP

Dr. Miller’ın alternatif aşı takvimi
Orijinal Video

 

“Radikal” Mevzular

“Radikal” Mevzular

 

Asena Hanım, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Ne işle meşgulsünüz, kaç çocuğunuz var, kaç yaşında?

batu-anne2Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Editörlük ve çevirmenlik tecrübem var, ancak asıl meslek olarak herzaman öğretmenliği görmüşümdür kendim için. Evlilik dolayısıyla yurtdışına yerleşmeden önce en sevdiğim işi, yani yabancı dil öğretmenliğini severek yapan ve o dönemki öğrencilerinin bugün artık çok başarılı üniversite mezunları olarak aile kurma aşamasına gelmiş pırıl pırıl insanlar olduğunu uzaktan da olsa izleyip, koltukları sevgi ve gururla kabaran eski bir öğretmenim.

Yaşadığım Hollanda’da çocuğumun doğumunda sonra uluslarası bir şirkette kısa bir süre tam zamanlı çevirmenlik ve ardından kredi kontrolörlüğü yaptım. Ancak, Türkiye’de olsaydık sahip olacağımız bir destek sistemimiz olmadığı, severek ve isteyerek dünyaya getirdiğimiz oğlumuzun kreş veya yabancı dil ve kültürlerden geçici bakıcıların elinde büyümesini tercih etmediğimizden, gözümü bile kırpmadan işten ayrılıp yeniden oğlumun yanına döndüm ve hiç pişmanlık duymadım.

Yaşadığımız ülke, insanların “boş zaman stresi” dedikleri, eldeki bol boş zamanı nerelerde değerledirsek diye “strese girdikleri”, anne-babaların yarı zamanlı işlerde çalışarak çocuklarına rotasyonlu bakabildikleri bir ülke. İnsanın kendini çok yönlü geliştirmesine her türlü olanağın olduğu bir ülkede “işsiz”lik hakikaten bulunmaz nimet, hayata yepyeni açılardan bakabilmeniz için büyük şans bu açıdan. Ben de kişisel gelişimim için internet üzerinden özellikle bütüncül sağlık, beslenme ve fonksiyonel tıp sertifika programlarına elimden geldiğince katılıyor ve ailemin sağlığı için en güvenilir kaynaklardan bilgi edinmeye çalışıyorum.

Oğlum bugün 7 yaşında, ikinci sınıf öğrencisi. Aynı anda hem helikopter pilotluğu, hem “profesörlük” (laboratuvarda deneyler yapan bilimadamı demek istiyor), hem de şifacı olmak isteyen bir küçük insan.

Çocuğunuza aşı yaptırmama kararını ne zaman, nasıl aldınız? Ya da şöyle sorayım, aşılarla ilgili şüpheleriniz ilk nasıl başladı? Bu alanda okumalara, araştırmalara başlamanız nasıl oldu? Bilimsel dayanaklarınızdan bahseder misiniz?

Aşılarla ilgili tek bir şüphesi bile olmayan, açıkçası bu konuda hiç bilgisi dahi olmayan bir anneydim oğlum dünyaya geldiğinde. 1974 doğumluyum, Elazığ’da bulunduğumuz okul öncesi dönemde zaten ağabeyimle birlikte su çiçeği haricinde diğer tüm hastalıkları peş peşe geçirmiş çocuklarız. ’80 döneminde okullarda uyguladıkları aşılar dışında aşı bilmeyen, o olduğumuz toplam belki 3 doz aşıdan sonra da belirgin bir yan etki göstermemiş nesildeniz biz.

Normal doğumla, hiçbir tıbbi müdahale olmadan (ne bir ağrı kesici, ne monitöre bağlanmalar, ne de serum olmadan), toplam 6 saat süren doğum süreci sonrası dünyaya gelmiş, sağlıklı bir bebeğimiz oldu. Geceli gündüzlü 2 saatlik aralıklarla emen ve 3 seneye yakında aynı tempoyu sürdüren, Hollanda’nın hiçbir istatistik çizelgesine sığmayan, sığamayan bir bebekle tek başınıza nasıl bir kronik uykusuzluk cenderesinde ayakta kalmaya çalıştığınızı anneler gayet iyi anlayacaktır.

Böyle bir süreçte, yabancısı olduğunuz ve usulleri, kanunları henüz tam bilmediğiniz bir ülkede, davet edildiğiniz rutin kontrollerin birinde, “aşılarını olması lazım bebeğinizin, ileride kreşe veya okula girişte problem de olur bakın” denilerek önünüze bir form konuluyor ve çocuğunun sağlığı için en iyisini yapmaya zaten hazır ve “yabancı statüsünde” olduğunuz ülkenin bürokratik engelleriyle uğraşmaya hiç niyeti olmayan taze anne-babalar olarak daha formu bile okumadan imzayı atıyorsunuz. Bu, ne kendimi ne de Hollanda’da hiçbir aşı mecburi olmamasına, kreşe veya okula girişte aşı kaydı aranmamasına rağmen bizlere yalan söyleyen hemşireyi hiçbir zaman affetmeyeceğim noktadır.

O dönemde ancak geceleri, uykusuzluktan küçülmüş gözlerle yabancı forumları tarıyorum, bebek gelişimi olsun, uyku, katı gıdalara geçiş vs konularını çeşitli kaynaklardan araştırıyorum ve forumlardan birinde KKK aşısı ile ilgili bir şaibenin sözkonusu olduğunu, ancak netlik kazanan bir şey olmadığını okuyorum. “Şaibe”, “komplo” gibi etiketlerin iliştirildiği bir konudan, zaten kaybedecek tek bir dakikanız bile olmadığı öyle bir dönemde mümkünse uzak durmak, genelin yaptığının doğru olduğuna inanmak istiyorsunuz.

Daha sonra bir tıp hekimi olan babamı arıyorum ve bu aşılarla ilgili birtakım olumsuzluklardan bahsedildiğini, gerçeklik payının olup olamayacağını, bir duyumunun olup olmadığını soruyorum. İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı babam, “Valla bütün dünya yapıyor bu işi, başta Amerika. Yan etkisi mutlaka vardır. İstiyorsan araştır öyle kararını ver.”, diyor. Bana İskandinav ülkelerinden, Amerika’dan aşılara bağlı yan etkilerle ilgili linkler gönderiyor. Ama benim birtakım istatistiksel grafikleri çözümleyecek ne halim, ne vaktim var o ara, sadece uykum var, üstelik tamamen yabancı bir konu bana.

Peki o zaman, bir de ailedeki daha genç kuşak hekimlerimize danışayım diyorum, kuzenlerime soruyorum. Bana fakültenin ilk yıllarında bir iki ders aldıkları immünoloji ve aşılarla ilgili çok bir şey hatırlarında kalmadığını, net bilgi veremeyeceklerini söylüyorlar.

İçim rahat etmiyor ve kendim araştırmaya başlıyorum. Fark ediyorum ki ortada öyle böyle değil, epey büyük tartışmalar var. Eşime açıyorum konuyu, ancak “Peki ya hasta olursa, sorumluluğu alacak mısın?” dediği noktada elim kolum bağlanıyor. Ve istemeye istemeye de olsa, 2 yaşa kadar tüm aşılarını yaptırıyoruz. 4. yaş aşıları öncesinde, eşimle yeniden karşı karşıya geliyoruz. Ayaklarım geri gide gide götürüyorum oğlumu… Son derece sağlıklı, zeki, yaşıtlarından çok önce konuşmaya başlamış, ikinci dili okul öncesi öğretmenlerinin biz böyle bir şey görmedik bugüne kadar diyeceği kadar çabuk ve rahat kapmış, herkesin sevgilisi, neşeli böceğimi, oğlumu götüyorum, elini kolunu sıkı sıkı tutuyorum iğneyi yapsınlar diye…

Ve o gün ilk defa, aşıdan sonra oğlum koluyla ilgili şikayet ediyor, bitkin, durgun gözüküyor. Kolu kızarmaya ve şişmeye başlıyor gün içinde, eşimi arayıp söylüyorum, beklemeye karar veriyoruz. Ertesi gün kolu iki katına çıkıp şişiyor, kıpkırmızı. Oğlum ateşli ve ajite durumda… Acil servisin yolunu böylelikle öğrenmiş oluyoruz. Ancak acildeki nöbetçi hekimler belli ki alışıklar bu tür vakalara; “Bir şey yok, aşılardan sonra olur böyle şeyler, enfekte olmuş olabilir kol” deyip antibiyotik veriyor. Bu defa antibiyotik konusunda eşimle karşı karşıya geliyoruz. Turu bitirmiyorum ve şişeyi çöpe atıyorum.

İşte, hayatımızda yeni bir sayfanın açıldığı dönem oluyor bu.

En başta yapmam gerekeni yapmadığım, içgüdülerimi dinlemeyip, araştırmadan oğluma bunu yaşattığım için büyük bir suçluluk duygusuyla araştırmaya başlıyorum. Araştırdıkça oğlumun gördüğü zararın görünürdekinden nasıl daha ağır ve derin olduğunun farkına varıyorum. Dünyam kararıyor. Aşıların prospektüste yazan yan etkilerini okudukça, bunlarla ilgili çıkmış yayınları okudukça geriye dönük küçükken aslında aşılardan sonra yaşadığımız fakat asla aşıyla ilişkilendirmediğimiz sorunlar tek tek yerine oturuyor. Bu vesileyle, dünyanın her yerinde anne-babaların benzer sorunlarla boğuştuğunu, ortada sisteme dair büyük sorunların, ihmallerin olduğunu anlıyorum.

Bu arada oğlumda o güne kadar hiç bilmediğimiz iştah sorunları, huysuzluklar başlıyor, birtakım tikler ortaya çıkıyor. Gözler… O pırıl pırıl, alert bakan gözler aynı değil artık… Donuklaşıyor… Daha içe kapanık, çekingen bir çocuk haline geliyor. Ard arda hastalıklar başlıyor, saman nezlesi peyda oluyor, daha önce 1, bilemediniz 2 günde atlattığı rahatsızlıklar şimdi haftaya yayılıyor. Sürekli hastanedeyiz; larenjit geçiriyor, farenjit oluyor, burun tıkalı, sürekli ağızdan nefes alıyor, korkunç bir koku var nefesinde ve bir yetişkin gibi horluyor, tonsiller sürekli enflame durumda ve öyle dar bir aralık kalmış ki boğazında gece başında bekliyorum artık, nefes alamıyor.

Hollanda’da alternatif tıbba karşı bizdeki veya Amerika’daki gibi bir önyargı yok, burada aradığınız hertürlü tedavi yolunu bulabilir ve sigortanız da bir kısmını karşıladığından daha rahat şekilde deneyimleyebilirsiniz. Yolumuzun homeopatiyle kesiştiği nokta burası işte. Naturapat ve aynı zamanda klasik homeopat olan hekimimizin kontrolünde hemen bağırsak ve üst solunum yollarına yönelik tedaviye başlıyoruz, aşılar için özel remedyleri var, bunlar uygulanıyor, lenfatik sistem destekleniyor, vitamin destekleri alıyoruz ve oğlumuz sadece bir iki hafta içinde nefes alabilmeye, yemeğini yemeye başlıyor, birkaç aya kalmadan tikler gidiyor, çok daha mutlu ve canlı bir çocuk haline geliyor.

Homeopati’ye başta mesafeli duran eşim, kendisine emrivakiyle aldığım randevudan sonra 10 senedir sürekli ilaç kullanmasını gerektiren gastritinden göz açıp kapayıncaya kadar eser bile kalmayınca şu an internetten kendi remedy seçer, eczaneye kendi sipariş verir, bana hediye olarak kitler alır oldu. Büyük bir dönüşüm yaşadığımızı söyleyebilirim ailecek ve hayatta en güvendiğim hekim olan babamın her şeyden önce çocuğumla ilgili alacağım kararı annesi olarak tamamen bana bırakması, seçimlerimizi saygıyla karşılaması, anlattıklarımı dikkate alıp üstüne bir de üşenmeden araştırma yapıp bana bilimsel kaynak sağlaması, bana olan güven ve desteği, benim için her şeyden kıymetli.

Bilimsel dayanaklarımı sormuşsunuz. En büyük bilimsel dayanağım, vaksinolojinin neredeyse tamamıyla bilimsel dayanaktan yoksun olmasıdır. (1)

IMG_0046

Aşı programına temel itiraz noktanız nedir?

Aşı programına en temel itirazım; bugün yenidoğanın bağışıklık sistemi ile ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumuz bizzat immünologlar tarafından çeşitli yayınlarda ifade edilir (2) ve her gün muazzam giriftlikte bir yapı olan immün sistemimizle ilgili yeni keşifler gelirken (3, 4);

a. 200 sene öncesinin, tarihi gerçeklerin üzerine farmasötik peri tozu serpiştirilmek suretiyle adeta bir şehir efsanesi haline getirilmiş, aslı resmi tarihi belgeler incelendiğinde rahatlıkla ispatlanabilecek, ilkel bir uygulaması temel alınarak, bugün çocuklara doğum anından ölüm döşeğine dek uygulanması önerilen (örnek aldığımız CDC aşı programı böyledir), hatta geldiğimiz koşullarda zorla dayatılan ve giderek çeşit, doz ve tekrar sayısı artan, tek tipçi aşılarla yoğun bir immünolojik saldırıda bulunuluyor olması,

b. Çıkış noktası enfeksiyonel hastalıklara bağlı ölümleri engellemekken, bugün geldiğimiz noktada;

  • endüstrinin patent süresi sona ermeyen tek ürünü,
  • endüstrinin herbirinin vücudun tüm sistemlerinde hasara yol açacak, sayfalar dolusu yan etki listesiyle global popülasyonda tıbbi bakım gerektirecek sayısız çeşit ve oranda hastalığa yol açma, böylelikle ilaç firmalarının diğer tıbbi malzeme ve ilaçlarına talep oluşturma potansiyeli olan ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde halkına zorla dayatılarak “captive market” dediğimiz, kendisine esir bir pazar devlet eliyle sunulan tek ürünü,
  • endüstrinin Amerikan yasalarınca “kaçınılmaz olarak güvenliği sağlanamayan” (unavoidably unsafe) ilaç kategorisine alınarak, ilaç firmalarına dava açılmasının yolu bütünüyle kapatılmasının ardından, daha güvenli yapmaya çalışmak için ortada hiçbir nedenlerinin kalmadığı, her ne zarar verirse versin yasalarca her türlü hukuki sorumluluktan muaf tutuldukları tek ürünü,olması sebebiyle bugün ilaç endüstrisinin can damarı haline gelmiş; en hızlı büyüyen, 2014’te 35 milyar dolar hasılat, tahminlere göre 2019’da da 57.8 milyar dolar getiri sağlayacak aşıların kullanım gerekçesinin endüstri tarafından akıllıca bir manevrayla bu defa ‘aşılanamayacak bir avuç insan’ı korumak için tüm toplumun aşılanması gerektiği iddiasıyla karşımıza çıkardığı ‘sürü bağışıklığı’ “hipotezi” gereğince, amacı ölüm yerine ‘hastalık bulaşını önlemek’ olarak değiştirmiş olmasıdır. Popülasyonun zayıf bireylerine kaçınılmaz olarak zarar verileceği bilinmesine rağmen, sürünün bütünü, genelin selameti için bu bireylerin kurban edilmesinde sakınca görmeyen yeni bir tıp etiğinden bahsediyoruz. Bilerek yaktığımız çocukların ateşinde ısınmaya çalışmayı bizlere üstüne bir de erdemmiş gibi pazarlayan bir endüstriyle karşı karşıyayız.

    Türkiye’ye özel aşı programına eleştirilerin başında ise;

  • Sağlık Bakanlığımıza bağlı, Türkiye’de hangi aşıların takvime alınacağına karar veren “Aşı Bilim Kurulu” üyelerinin aynı zamanda “Aşı Çalışma Grubu” adındaki bir oluşumda yerli ve yabancı ilaç firmaları temsilcileriyle birlikte çalışıyor olmaları (5),
  • Danimarka, Rusya gibi ülkelerin 20 sene önce aşılardan çıkardığı cıva bazlı koruyucunun, yerine kullanılabilecek çok daha güvenli alternatifleri olmasına ve hatta hiç cıva içermeyen aşılar mevcut olmasına rağmen, maliyet etkinliği dışında hiçbir getirisi olmadığı gibi, Hepatit-B gibi bolus doz alüminyum içeren aşılarda iz miktarda dahi olsa sinerjetik etkileşimle her iki metalin de toksik etkisini eksponantel oranda arttıracağı gayet iyi bilinmesine rağmen (6, 7), doğum anında ve sonrasında 2 doz daha bebeklerimize vuruluyor olması.
  • ASİE – Aşı Sonrası İstenmeyen Etki İzleme Sistemi’nin hekimlerimiz arasında dahi bilinmiyor oluşu, buraya aşıdan sonra yaşadığı yan etkiyi bildirmek için arayanların ise, “çocuğun şımarıklık yapıyordur, huy değiştiriyordur, olsa olsa tesadüftür” tarzı gayri-bilimsel ve etik dışı söylemlerle geri çevrilmeleri,
  • Bugün dünyanın gelişmiş tüm ülkelerinde “kaçınılmaz olarak zarar verebilecek” aşılardan sonra ölen veya sakatlananlara tazminat ödenirken, ülkemizde neredeyse gelişen hiçbir reaksiyonun aşıya bağlanmıyor, kaydının tutulmuyor oluşu; güvenliği hiçbir şekilde garanti edilememesine rağmen çeşitli gerekçelerle dayattığı aşıların yan etkilerine karşı devletin, sürünün selameti için kendini feda eden aşı malullerine herhangi bir tazminat programı tesis etmemiş olması,
  • Bugün sadece Etiyopya, Hindistan, Pakistan ve Afganistan gibi ülkelerde, uygulama kolaylığı ve ucuz olması nedeniyle kullanılan, bizzat paralitik polio vakalarına yol açtığı (8) ve uzun yıllardır doğal polio virüsüne bağlı vaka bildirimi olmamasına rağmen uygulandığı için oluşturduğu felç vakaları sebebiyle zararı açıkça faydasından fazla olduğundan 2000’de ABD tarafından kullanımına son verilen OPA aşılarının (9), bazı bölgelerde çocuklara bağışıklık durumuna bakılmaksızın tekrar tekrar kampanyalarla uygulanıyor olması,geliyor.

Tüm aşıların mı yoksa belli aşıların mı çocuğa fayda yerine zarar getireceği düşüncesindesiniz? Dolayısıyla yaptırmak istemediğiniz –ya da keşke yaptırmasaydım dediğiniz- aşılar programın tamamındaki aşıları mı kapsıyor? Yoksa yaptırılmasının şart olduğunu düşündükleriniz var mı?

Bu sorunuza şöyle yanıt vereyim, bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım. Kişiyi koruyacak bir tek şey var, o da kendi bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemini diğer vücut sistemlerinden bağımsız olarak manüple edemezsiniz. Vücudun herhangi bir noktasına yaptığınız müdahale, silsile halinde birbirini takip eden değişim ve etkileşimleri doğurur. Vücutta bilinmeyen ve kontrolünüz dışındaki sayısız değişken olduğunu ve İmmünoloji dalının bu açıdan baktığınızda kısıtlarını çok net ifade eden, Stanford Üniversitesi’nden bir araştırmacının yazısını öneriyorum okurlarınıza. (10)

Yine, 10 yıl öncesine kadar beynin kendine ait bir bağışıklık sisteminin olduğu dahi bilinmez, savaş halinde olduğumuz mikroplar sayesinde hayatta kalabildiğimiz bugün anlaşılmış ve bu mikropların ana makamı olan sindirim sisteminin bağışıklık sistemimizin %80’ini oluşturduğu ancak son birkaç yıldır telaffuz edilmeye başlanmıştır.

Tüm dünyada sağlığa daha bütüncül bir yaklaşım hakim olmaya başlamışken hekimlerimizden bizlere bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendireceğimizin yollarını öğretmelerini, beslenmenin ve mikrobiyotamızı çeşitlendirmemizin hayati önemini halka anlatmalarını bekliyoruz. Olması gerektiği gibi küçük yaşta tahrip edilmemiş, desteklenmiş bağışıklık sistemi sayesinde geçirip edineceği kalıcı bağışıklığı neden, hangi nedenlerle 5 senede bir tekrarlayıp bütün riskleri yeniden yeniden almamızın gerektiğini, üstelik koruma garantisi bile olmayan; %100’e yakını aşılı popülasyonlarda bile aynı hastalıkların düzenli olarak patlak verdiğini gördüğümüz aşıların yapay, taklit korumasına neden tercih etmemiz gerektiğine dair geçerli bir açıklaması yok tıp dünyasının. (11)

Bir diğer nokta, immünoloji dalının “yenidoğan bağışıklığını” bugüne kadar yanlış anlamış olduğunu kendi literatürlerindeki itirafıdır. Yenidoğanın immün sisteminin neden bir yetişkininki gibi çalışmadığını, bunun immünologların varsaydığı gibi bir “kusur”, “eksiklik” veya “bozukluk” değil, tamamen yaşa uygun hayati gelişim mekanizmalarından biri olduğu daha 2007 yılında anlaşılabilmiştir.

Bir diğer husus, yakın zamanda yapılmış çeşitli çalışmalar bugün bebeklerin kanlarında 300’e yakın kimyasalla dünyaya geldiğini ortaya koyuyor (12). EWG’nin çalışmasında bebeklerin kordonunda yapılan analizlerde ortaya çıkan 287 kimyasalın,

– 180’inin hayvan veya insanlarda kanser yapıcı,

– 217’sinin beyin ve sinir sistemi zehirleyici,

– 208’inin de hayvan deneylerinde doğum kusurları veya gelişim anomalilerine yol açıcı özelliği gösterilmiş kimyasallar.

Çevreden aldığımız bu toksinlerin birçoğundan kaçınmamız imkansız, bebeklerin kan-beyin bariyeri geçirgen, MTHFR gen mutasyonu dolayısıyla düzgün detoksifikasyon yapamayan önemli sayıda bebek olduğu bilinir, tiroid rahatsızlıklarından muzdarip anneden doğacak bebeklerin mitokondriyel fonksiyonunun zayıf kalacağı, aşılardaki thimerosal’ın mitokondri fonksiyonunu bozucu etkisi ve bunun da nörolojik sorunlar ve otizmle ilişkisi ortaya konmuşken (bkz. Hannah Poling davası), sinir ve sindirim sistemi gelişimlerinin en hassas olduğu ilk 2-3 yıllık dönemde, bardağı taşmasına neden olacak dışarıdan tek bir damla toksine daha ihtiyaçları olduğunu zannetmiyorum.

Bugün dünyanın en fazla çeşit ve dozda aşısını, tüm nüfus gruplarına beşikten mezara uygulayan Amerika‘nın sağlık karnesine baktığımızda, ortaki vahim tablonun çok iyi analiz edilmesi lazım. Enfeksiyonel hastalıklardan yenidoğanları aşılarla çok iyi korudukları iddiasındaki ülkenin yenidoğan ölüm oranları, OECD üyesi ülkelerin hepsinden ve hatta Küba ve haritada yerini dahi gösteremeyeceğimiz birtakım ülkelerden yüksekse, aşılanabilir hastalıktan ölmüyor dedikleri bebeklerin tam olarak neden öldüklerini sorgulamamız gerekir.

Yenidoğanlar haricinde Amerika’nın çocuk nüfusuna baktığımızda bunlarda bir numaralı ölüm nedeni kanserdir. Nüfusun genelinde kanser ve kalp hastalıklarından sonra 3. en büyük ölüm nedeninin ise bugün dünyanın en önde gelen immünologlarının aşılarla oluşum mekanizmasını ortaya koydukları otoimmün hastalıklar olması çok dikkat çekicidir (13). Bağışıklık sistemini bu şekilde rayından çıkaran etmen acaba ne olabilir?

Özet olarak aşılar güvenliği, etkinliği ve insan sağlığına faydası kanıta halen muhtaç, oysa aksi yönde kanıtları başınızı çevirdiğiniz her yönde görebileceğiniz farmasötik ürünlerdir.

Siz ailelerin rutin aşılar öncesi tıbbi olarak yeteri kadar bilgilendirildiğini düşünüyor musunuz? Ve aşıların son Yargıtay kararıyla aile kararına bırakılmaması, zorunlu hale getirilemesi üzerine ne düşünüyorsunuz?

Çok net bir şekilde hayır. Bir defa hekim veya diğer sağlık personelinin aşıyla ilgili ebeveyni gereği gibi bilgilendirebilmesi için önce kendisinin konuya tam hakim olması gerekir. Hekimlerimiz maalesef aşıların geliştirilme, üretim, klinik deney çalışmaları ve ruhsatlandırılma süreçlerine dair herhangi bir eğitim almadıklarından ne ihtiva ettikleri maddeleri ne de oluşturdukları yan etkileri öğreniyorlar. Buna rağmen, 20 sene öncesine göre katlanarak çoğalmış ve gitgide daha erken yaşta vurulmaya başlanmış aşıların bireysel veya toplu uygulamasının ardından oluşacak sorunları hala geçmişin herhangi bir kayıt sistemi verisine göre de hesaplanmamış “milyonda 1” veya “yolda yürürken kafanıza saksı düşme ihtimali daha fazla” şeklinde gayri ciddi, gayri bilimsel ve açıkça gerçeklerle örtüşmeyen ifadelerle yok sayıyorlar.

ifade

Bu ifade, Amerika’nın Federal Sağlık Bakanlığı diyebileceğimiz kurumu DHHS’in 30 yıllık misenformasyon ve skandaldan sonra [kanser virüsü SV40 ile kontaminasyon] polio aşılaması ile ilgili 1984 tarihinde aldığı nihai kararlardan bir alıntı. Açıkça görülüyor ki devlet her ne pahasına olursa olsun, “halk sağlığı hedefleri”ne ulaşmak için yeri doldurulmaz gördüğü aşıları kesin bir şekilde koruma altına almış, gerekçesi haklı dahi olsa aşılarla ilgili herhangi bir şüphe dahi oluşmasının engellenmesini esas koşmuştur.

Aynı tip misenformasyon günümüzde de devam etmektedir.

Çünkü şayet sağlık personeli kanun gereği aşılarla ilgili ebeveynlere tam ve doğru bilgilendirme yapacak olsa, şunları söylemesi gerekir:

1. Çocuğunuz aşılansa dahi o hastalığı kapabilir.

2. Aşıdan sonra aynı hastalığı geçirdiği takdirde çocuğun bu hastalığı normalden daha kısa sürede atlatacağı veya normal hastalıktan daha az şiddetli geçireceğinin garantisi yoktur.

3. Çocuğunuzu aşılatmamanız toplum için bir tehdit oluşturmaz. İşin kuralı, çocuk aşılı da aşısız da olsa, hastaysa evde tutmaktır.

4. Aşılandıktan sonra çocuğunuz sözkonusu patojenle bir dahaki temasında asemptomatik (belirti göstermeden) veya atipik belirtilerle enfeksiyonu geçirebilir; çocuk hastalığın geleneksel belirtilerini göstermeden, örneğin kızamıktaki döküntü oluşmadan hastalığı geçirebilir ve belirsiz bir süre boyunca başkalarına bulaştırabilir, normal yoldan geçirse kazanacağı uzun vadeli fayda ve avantajları bu şekilde kaybedebilir.

5. Aşılarda toksikolojik sınıflandırması “zehir” olan maddeler bulunmaktadır. Yaptırmayı kabul edeceğiniz her aşının çocuğunuzu ağır şekilde yaralama ve beyin özrü oluşturma ihtimali vardır ve ben de size çocuğunuzda bunların oluşmayacağı garantisini veremem.

6. Yaptırmayı kabul edeceğiniz her aşının çocuğun ölümüne yol açma ihtimali vardır, daha önceki aşılarına belirgin bir reaksiyon göstermemiş dahi olsa ilgili riskin öngörülebilmesi veya doğru tahminlerde bulunulabilmesinin bir yolu yoktur.

7. Aşıdan dolayı oluşacak herhangi bir zarardan dolayı kanunen ne aşıyı üreten firmayı ne de beni sorumlu tutabilirsiniz.

8. Zamanında, uygun tedavi verildiği müddetçe enfeksiyonel hastalıklardan korkmanız için bir neden yoktur. Bu hastalıklar çocuğunuz için hayati önemde, faydacıl bir amaca hizmet eder: enfeksiyonun vücuttan atılması, temizlenmesi ve bedenin esenlik haline geri getirilmesi.

Ancak takdir edersiniz ki, aklı başında hiçbir anne-baba bu hakikatler ışığında çocuğuna aşı yaptırmayı kabul etmeyecektir. İşte o yüzden, bağışıklama programlarının selameti için, anne-babalardan ‘aydınlatılmış rıza’ hakları her daim esirgenegelmiştir.

Son Yargıtay kararında savcımızın verdiği gerekçeleri okuyan herkes bunun bilimsel değil, tamamen politik bir karar olduğunu rahatlıkla görebilir.

Dünyada aşı politikalarını ve son gelişmeleri takip edenlerimiz 2014 sona ererken bizzat CDC’nin KKK aşısı ile otizm arasında bağıntı olmadığına dair kanıt olarak kongreye sunduğu çalışmanın yazarlarından birinin 13 yıl sonra CDC üst yönetiminin talimatıyla veri tahrifatı yaptıklarını ve buldukları istatistiksel önemdeki bağıntıyı gizlediklerini itirafının (14) ardından tüm dünyada başta KKK aşısının Amerika’da (ve Türkiye’de) tekelini elinde bulunduran ve aynı anda kendi virologları tarafından da aşıdaki kabakulak kompanentinin koruyucu etkinliğini %95 seviyesinde gösterebilmek için deneylere hile karıştırdıkları iddasıyla dava edilmekte olan (15) MERCK ilaç şirketinin lobi faaliyetleri ile Amerika, Avustralya ve Avrupa ülkelerinin %40’ında 2015 yılının Şubat ayından itibaren aynı anda aşıların kanunen zorunlu hale getirilmesi için çalışmalara başlanmış olduğunu bilirler.

Türkiye DSÖ’nün 2013 raporunda (16) da belirttiği gibi aşı satışlarının daha etkin hale getirilmesi için Meksika, Brezilya, Endonezya, Rusya, Çin ve Hindistan’la birlikte ‘çok uluslu şirketler’ için en öncelikli konumda olan ülke statüsündedir. Bu rapora göre,

– 2025 itibariyle global aşı pazarının 100 MİLYAR dolara ulaşması bekleniyor.

– Şu anda geliştirilmekte olan 120’nin üzerinde yeni aşı var!

– Bunlardan 60’ı Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önem taşıyor.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde yeni ve innovatif aşılar için geniş çaplı ruhsatlandırma çalışmalarına geçilmiş [yeni su çiçeği, meningokok ve pnömokok aşılarını hatırlayalım lütfen] ve bu ülkelerde ilaç sanayii satış gücü ile çok uluslu şirket temsilcilerinin varlığı arttırılmış, yani “pharma-benzeri model’e geçilmiş aynı rapora göre.

Geriplandaki bu tabloyu bilirsek gelişmelerin resimdeki yeri çok daha netleşir diye düşünüyorum.

Bakanlığın BM sözleşmelerini dayanak olarak kullanmaya çalışması boşuna değildir, zira aşı firmalarının devletler dışında bir diğer müşterisi de DSÖ, UNICEF ve PAHO gibi alt-kurumlarıyla global pazara yönelik aşı çalışmalarını üstlenmiş devletlerüstü kuruluş, Birleşmiş Milletler‘dir.

Görevi halkın sağlığını korumak olan mercilerin “pharma-sağlığı”nı korumak adına ebeveynlerin çocukları üzerindeki haklarını gasp etmeye kalkması, insanların bedenleri üzerinde hak iddia etmesi korkunç implikasyonları olan bir durumdur. Anne-babanın çocuğu üzerindeki hak yetkisi herhangi bir devletin veya devletlerüstü kurumun iznine tabi değildir, o yüzden bu tür kararların hiçbir bağlayıcılığı olamaz.

Aşının koruduğu –ya da korumayı amaçladığı- hastalıklara karşı aldığınız önlem/önlemler nelerdir?

Hollanda dünyanın en gelişmiş, yaşam standartları oldukça yüksek ülkelerinden; çoğu yetersiz belediye hizmetleri, sanitasyon eksiliği ve beslenme zafiyetinden kaynaklanacak bulaşıcı enfeksiyonların burada görülmemesi normal. O yüzden aşılar mı koruyor, yoksa zaten ortada hastalığa yol açacak faktör mü yok kesin bir sonuç çıkaramıyorsunuz, fakat örneğin burada su çiçeğine karşı aşılama yok. Ona rağmen ve özellikle bulaşıcı evresinde bir araya getirdiğimiz su çiçeği çıkaran arkadaşlarından bir türlü kapamadı bu hastalığı. İlk 2 sene aşısını aldığı hastalıkları da ben küçüklüğümde geçirmiş olduğumdan, 3 seneye yakın bizzat anne sütünün koruması altındaydı, aşıların ne etkisi olacak bilemiyoruz. 4. yaş aşısından sonra da “atipik” teşhisi konulan bir kızıl vakamız var. Hiçbir ağrı kesici, ateş düşürücü veya antibiyotik kullanmadan geçirdi. Kanda antikor testi yaptırsak burada aşısı olan veya olmayan, kendi kendine az belirtiyle geçirdiği ve bizim doktora dahi götürmediğimiz, ömür boyu bağışıklık kazanmış olabileceği hastalıklar çıkabilir.

Aldığı homeopatik tedaviden ve hayatımızdan olabildiğince tüm ekstra kimyasalları çıkarıp %100 organik beslenmeye geçişimizden sonraki süreçte oğlumun bağışıklık sistemi, ateşi gereken şekilde yükselterek kendi kendine enfeksiyonları hiç müdahalesiz kısa sürede yakıp bitirecek ve bu kısa süren IMG_0041hastalık periyodu sonrası çok daha zinde ve canlanmış bir şekilde hayatına devam edecek denli güçlendi. O yüzden, şu aşamada benim tek kaygım, çocukluk döneminde geçirip de kalıcı bağışıklık sağlayamadığı hastalıklarla ergenlik döneminde karşılaşması olur, o yüzden bu evrede ne kadarını geçirirse kardır diye bakıyorum, engellemeye çalışmıyorum.

Yine de, son derece temiz beslenen, düzenli uyuyan, stres ortamı oldukça düşük ve sadece doğal malzemelerle, teknolojisiz eğitim veren bir okula devam eden, farmasötik ilaç/antibiyotik kullanmayan, mikroplardan kaçmak yerine doğayla haşırneşir olmaya teşvik edilen ve böylelikle hem aldığı probiyotik gıda ve desteklerle iç florası, hem de vücudunun dış florası zenginleştirilen, GDO ve Glifosat’tan mümkün olduğunca kaçınılan, sevilen, değer verilen ve mutlu bir çocuğun aldığı bu temelle ve kazandırılan alışkanlıklarla hayatının geri kalanını da sağlıklı geçireceğini düşünüyorum, ümid ediyorum.

Diğer yandan anne-babası olarak eşimle sürekli kendimizi geliştirmeye, gerekli olduğunda kullanmak üzere alet çantamızı zenginleştirmeye, imkanlarımız dahilinde sağlıkla ilgili mevcut ne olanaklar varsa bunlardan yavaş yavaş edinmeye ve deneyimlemeye çalışıyoruz.

‘Aşı karşıtlarına’ karşı kalem oynatan isimlerden biri olan, Açık Bilim yazarlarından Dr. Işıl Arıcan “Modern anneler kabakulak, kızamık gibi hastalıkları görmemiş, bilmiyor. Bu hastalıkların 50 sene kadar önce ne kadar öldürücü olduğunu bilmiyorlar” diyor. Bu tür bir görüşe karşılık yanıtınız ne olurdu?

Öncelikle bu kendisinin değil;

– Bugün Türkiye’de bile tanınan Rotavirüsü aşısının mücidi, aşı milyoneri,

– Merck resmi danışmanlığı, Amerika aşı bilim kurulu üyeliği gibi görevlerde bulunmuş,

– Görev yaptığı hastanede Merck’ün 1.5 milyon dolarlık kürsü başkanlığını yapan,

– Aşıların tarihçesi ile ilgili tek kaynak olarak gösterilen websitesinin editörü,

– Bütün bilim dünyasını hayrete düşüren meşhur açıklamalarının [bebeklerin aynı anda vücuda verilen 100 bin aşı antijenini kaldırabileceği, alüminyumun bebek gelişiminin elzem bir parçası olduğu gibi] kayda geçmiş olduğu “akademik” makaleleriyle tanınan,

– Bunca görevi arasında aşı hakkında 7 adet kitap kaleme almış ve Merck tarafından kitapları Amerika çapında hekimlere ücretsiz dağıtılmakta olan,

– CDC’nin aşı konusunda endişe taşıyan anne-babaların sorularına verilecek cevapları birebir kendisinin yayınlarından derlediği,

– Aşı ret hakkının anne-babaların elinden tamamen alınması için en önde kampanya yürüten,

– Yazılı ve görsel basının “aşı uzmanı” olarak görüşlerine en sık başvurduğu, ancak bugüne kadar meslektaşları tarafından kendisine yapılan aşı konusunda canlı yayın tartışması tekliflerinin tümünü geri çevirmiş,

– Aşıların vitaminlerden daha güvenli olduğunu ifade edebilmiş ve aşısını çocuğu gibi gördüğünü dillendirmiş,

– CDC’nin kar amaçsız vakfı da dahil olmak üzere Amerika’da çeşitli aşı yanlısı kurumlara doğrudan ve düzenli bağışta bulunan,

– Kitaplarında yer verdiği yanlış ifadeler İngiltere mahkemelerince alınan kararla değiştirilen, kendisine karşı açılan “hakaret ve iftira” davaları sonucu para cezasına çarptırılmış,

Prof. Dr. Paul Offit‘in birebir ifadesidir. O yüzden kendisine değil, doğrudan iddianın sahibine yanıt vermiş olalım.

Bu bildirimin aksinin çok açık bir şekilde Amerikan ve İngiliz resmi mortalite ve morbidite kayıtlarında görüldüğünü çeşitli kaynaklardan rahatlıkla teyit edebilirsiniz. Paul Offit, çocuğu gibi sevdiği aşılar için tarihi yeniden yazıyor sadece.

ıkık

Bu istatistikleri görmeseniz dahi, çok basit şekilde 1920 ve 30’ların tıp fakültelerinde okutulan ders kitaplarına baktığınızda o dönemin hekimlerinin bu şimdi vebadan tehlikeli diye lanse edilen basit çocukluk hastalıklarını nasıl tarif ettiğini ve denli rahat olduklarını görürsünüz.

Bu hiç komplikasyon olmuyordu demek değil tabii ki, ancak Holywoodvari bir dramatizasyonla nakledilen bu tip yalan yanlış ifadeler yüzünden bugünkü genç anne-babalar bu hastalıkları geçiren her çocuk ölecek zannediyor. Korkarım buna bugünün genç hekimleri de dahil.

Hekimlerimiz çocuklukta geçirilecek normal hastalıklarda komplikasyon neden oluşur, anne-babalara bunu anlatmalı ki kendileri için gerçek risk nedir, değerlendirebilsinler. Bunlar da çok basit şeyler aslında; anne sütü yerine kullanılan formül süt, konvansiyonel/pastörize inek sütü, sıklıkla kullanılan farmasötik ilaçlar ve özellikle antibiyotik, bozuk/kötü beslenme, aşılar ve elbette evde bakım için uygulanacak basit yöntemlerin bilinmemesi.

O yüzden, sonsuza kadar aşılanıp durmazsak bir zamanların bu ölümcül hastalıkları aşı öncesi dönemdekine çıkar bildirimleri hem resmi istatistikler bakımından doğru değil. Modern zamanlarda bu hastalıklardan ölümlerin neden azaldığına dair daha rasyonel bir açıklama mevcut. Yok hayır, aşı değil elbette bu… Hijyen, yani temizlik. Makalenin adı, “Hijyen ve enfeksiyonlar arasındaki neden-sonuç ilişkisine dair kanıtlar”. (17)

Gördüğümüz gibi hekimlik, teorik bilginin sahada pratik olmadan hiçbir işe yaramayacağı, tecrübenin hayati önemde olduğu bir meslek.

Türkiye’nin geleceğinden bahsediyoruz, yarınımız çocuklarımızın zihinsel, ruhsal ve bedensel sağlığından. 2025’te her iki erkek çocuktan birinin otizm teşhisi alacağı öngörülen, psikoterapötik ilaç kullanma yaşı 4’e inmiş, çocuk nüfusunun %54’ü bugün kronik hastalık sahibi, 10 sene öncesinin verilerine göre her 50 çocuktan birinin otizmli olduğu, sağlık sistemi büyük bir çöküntü içindeki Amerika’dan gelecek yönlendirmelere ihtiyatla yaklaşılmalı, mesajı kimin verdiğine dikkat edilmeli derim ben naçizane.

(1) Vaccine Illusion, Tetyana Obukhanych, İmmünolog

(2) Novel Roles for Immune Molecules in Neural Development: Implications for Neurodevelopmental Disorders, Front Synaptic Neurosci. 2010; 2: 136., PMCID: PMC3059681

(3) Immunosuppressive CD71+ erythroid cells compromise neonatal host defence against infection. Nature. 2013 Dec 5;504(7478):158-62.

(4) Molecular mechanisms underlying anti-inflammatory phenotype of neonatal splenic macrophages. J Leukoc Biol. 2007 Aug

(5) http://www.asicalismagrubu.org/acg4.asp

(6) Haley B & Small T. Biomarkers supporting mercury toxicity as the major exacerbator of neurological illness, recent evidence via the urine prophyrin tests. Medical Veritas 2006; 3: 1-14.

(7) Haley B. Mercury toxicity: Genetic susceptibilities and synergistic effects. Medical Veritas 2005; 2: 535-542.

(8) Vaccine-associated paralytic poliomyelitis: a retrospective cohort study of acute flaccid paralyses in Brazil, Oxford Journals Medicine & Health International Journal of Epidemiology Volume 29, Issue 4

(9) Polio Vaccination, http://www.cdc.gov/vaccines/vpd-vac/polio/

(10) http://sm.stanford.edu/archive/stanmed/2011summer/article7.html

(11) Difficulties in Eliminating Measles and Controlling Rubella and Mumps: A Cross-Sectional Study of a First Measles and Rubella Vaccination and a Second Measles, Mumps, and Rubella Vaccination. PLoS One. 2014; 9(2): e89361.

(12) Body Burden: The Pollution in Newborns, Environmental Working Group, July 14, 2005

(13) Predicting post-vaccination autoimmunity: who might be at risk? Pharmacol Res. 2015 Feb;92:18-22

(14) August 27, 2014 Press Release, “Statement of William W. Thompson, Ph.D., Regarding the 2004 Article Examining the Possibility of a Relationship Between MMR Vaccine and Autism”

(15) Class Says Merck Lied About Mumps Vaccine, http://www.courthousenews.com/2012/06/27/47851.htm

(16) Global Vaccine Market Features and Trends, Miloud Kaddar, WHO, IVB, Geneva

(17) What is the Evidence for a Causal Link Between Hygiene and Infections?, Allison E Aiello and Elaine L Larson, Hygiene and infections