İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

Çeviren: Özgecan KOCAMAN

Yaşanan son kızamık salgınları boyunca popüler medya, hastalığa yakalananların aşılı olmaları ve de aşıların etkisizliğinin ispatlanmış olması gerçeğine rağmen, suçu sadece ve sadece asışız çocuklara yüklemiştir. Popüler medya sürekli olarak en ufak bir fark göz etmeksizin, sadece aşılar hakkında biraz tereddüdü olan aileleri dahi “aşı karşıtı” olarak yaftalamış, onları Andrew Wakefield’in aşıları otizm ile ilişkilendiren “hileli” çalışmasına dayalı mantık dışı korkuları olan, sorumsuz ve yanlış bilgilendirilmiş kişiler olarak lanse etmiştir. (Dr. Wakefield’ın ve ona minnettar küçük otizmli hastalarının yer aldığı Lima B. Romeo’nun ‘Shots in the Dark’ belgeselini izlemenizi tavsiye ederiz.)

Gerçekte, ‘aşı karşıtı’ denilenlerin birçoğunun aşılara öyle TÜMÜYLE karşı filan olmadığını görüyoruz. Her tür aşılamayı kesinlikle reddeden bir grup bulunduğu gibi, çoğunluk-ki bu gruba doktorlar ve sağlık uzmanları da dahildir- belirli bazı aşıları, aşılarda kullanılan maddeleri ve/ya aşı takvimini sorgulamaktadır. Bu ifade bir anket çalışmasının sonucu olmayıp, benim gazeteci olarak son 5 yılda okuduğum hatırı sayılır miktardaki makaleye dayalı kişisel çıkarımımdır. Gerçek anlamda bağımsız araştırma yürütmüş çok sayıda doktor ve sağlık uzmanı bulunmaktadır ve bu kişiler aşı uygulamasını bilimsel araştırmalar ve somut delillerle eleştirmektedirler.

Neden popüler medya ilaç kartellerini eleştirenleri, akıldan yoksun, eğitimsiz, bilimden uzak ve sorumsuz olarak yaftalamaya bu kadar düşkün peki?

marcia

Dr. Marcia Angell 20 yıldan uzun bir süre The New England Journal of Medicine’da editör olarak çalışmıştı. Ancak bilimsel literatüre geniş çaplı olumsuz etkisi yüzünden ilaç endüstrisini eleştirince görevine son verildi. Kendisi şöyle demişti:

“Günümüzde yayınlanan çoğu klinik araştırmaya inanmak artık pek mümkün değil.”

Çok sayıda gazeteci ise aynı şeyin popüler medya için de geçerli olduğunu söylemekte.

Burada aşılar ve ilaç endüstrisi hakkında bugüne kadar yapılmış geniş çaplı bağımsız, bilimsel araştırmaların sadece kısmi bir bölümü olan 27 gerçeği okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz. Popüler medyanın geçmişte yayınlamış olduğu, ancak bügün yaratmaya çalıştıkları ‘aşı karşıtı’ portresine uymadığı için görmezden gelmeyi tercih ettiği haber makalelerine de yer verdik.

Bu listenin hazırlanmasındaki amaç, ilaç endüstrisinin propagandasını körü körüne yayıp ajandasını desteklemekten başka bir şey yapmayan popüler medyanın yapmadığını yapıp, sizlere bağımsız araştırma sonuçları ile bilgi kaynaklarını ulaştırmak:

(Tüm vurgulamalar sonradan eklenmiştir. Başlıkların büyük çoğunluğu ekli makalelerden alınmış cümlelerdir.)

İlaç Endüstrisi, Aşılar ve “Aşı Muhalifleri” Hakkındaki 27 Gerçek

1) Çin’de kızamık salgını, fakat yakalananların %99’u aşılı

Son dönemde PLoS’ta yayınlanan bir araştırmanın başlığı şöyleydi:
“Kızamık eliminasyonunda ve kabakulak ile kızamıkçığı kontrol altına almadaki güçlükler: İlk dozu ‘kızamık ve kızamıkçık’ aşısı olarak, ikinci dozu ise ‘kızamık, kızamıkçık ve kabakulak’ aşısı olarak uygulanmış aşılamada hastalık prevalansı çalışması.” Bu araştırma, iki aşının da (kızamık – kızamıkçık (MR)) ve kızamık, kızamıkçık ve kabakulak (MMR) iddia edilenin aksine, yüksek oranda aşılanmış popülasyonlarda salgın oluşumunu önlemekte düpedüz etkisiz olduklarını gözler önüne sermiştir. (Sayer Ji, Nüfusunun %99’u Aşılı Çin Neden Kızamık Salgınları Yaşıyor? GreenMedInfo, 20 Eylül 2014)

2) Araştırmaya göre, zorunlu su çiçeği aşısı hastalığa yakalanma oranını arttırıyor

Varicella, ya da diğer adıyla suçiçeği aşısı Güney Kore’de 2005’ten beri zorunlu aşılar kapsamında. 12 – 15 ay grubundaki bebekler kanun gereği aşılanmak zorunda. 2011’e gelindiğinde su çiçeği için aşı kapsayıcılığı ülke çapında neredeyse %100’ü buluyor, ancak su çiçeğine yakalananlarda bir azalma gözlemlenmiyor; aksine, zorunlu aşılama kapsamında %100’e yakın seviyelere ulaşılmasıyla birlikte vakalarda artış oluyor.

Suçiçeği vakaları, Kore Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (KCDC) raporuna göre 2006’da 100.000’de 22,6 vakadan, 2011’de 100.000’de 71,6’ya yükseliyor.
Bu müthiş fark, aşı uygulamasının hastalığın yayılmasını önlemede işe yaramadığının reddi mümkün olmayan ispatıdır. (Christina Sarich, %97’lik Aşılanma Oranlarına Rağmen Su Çiçeği Aşısı Yüzünden Ortaya Çıkan Salgınlar, Natural Society, Ocak 08, 2015)

3) 2012’de Kanada’da yaşanan kızamık salgınında vakaların yarıdan fazlasını aşılı gençler oluşturuyor

Ağır bir kızamık salgınına maruz kalan kasabadaki lisede yapılan incelemede, vakaların yarıdan fazlasının önerilen iki doz kızamık aşılarını küçükken olmuş–hani herhangi bir salgın durumunda resmi yetkililerce kızamığa yakalanmayacak kesim diye düşünülen– gençler olduğu ortaya çıkıyor.

Genel kabul, erken çocukluk evresinde yapılan iki doz kızamık aşısının sizi kızamık enfeksiyonundan %99 olasılıkla koruması gerektiği şeklinde. Bu nedenle, kızamığa yakalanan 98 gencin 52’sinin tam aşılı çıkması incelemeyi yapan araştırmacılarda şok etkisi yaratıyor. (The Canadian Press, Quebec’te Aşılı Çocuklarda Görülen Kızamık Vakaları İncelemeye Alındı, CBC, 20 Ekim 2011)

4) 1987’de tam aşılı bir grup çocukta görülen kızamık salgını kayıtlara geçiyor

Örneğin, 1987’de New England Journal of Medicine (NEJM)’de, Texas’ın Corpus Christi kasabasında 1985 baharında yaşanmış bir kızamık salgınını belgeleyen bir çalışma yayımlanıyor. 14 adolesan öğrenci, hepsi de KKK ile kızamığa karşı aşılanmış olmasına rağmen hastalığa yakalanıyor. Araştırmacılar okulun %99’unun – yani nereden baksanız tamamının– aşılı olduğunu, ve üstelik bu öğrencilerin %95’ten fazlasının kanında ölçülebilir oranlarda kızamık antikoru tespit edilmesine rağmen salgının oluştuğunu not düşüyor. (Ethan A. Huff, Tam Aşılı Çocuk Grubunda Başgösteren Kızamık Salgını, Natural News, 15 Şubat 2015)

5) Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin kendi verileri Aşılar ve Ani Bebek Ölümleri arasında bağlantı bulunduğunu gösteriyor

Peki ya bu devlet kurumlarının kendi çıkardığı bilimsel ve klinik literatür, kendi aşı politikalarıyla çelişirse?

Journal of Pediatrics‘te yayımlanan yeni çalışmayla olan şey tam olarak bu işte. Çalışmanın başlığı şöyle: “Aşıya Bağlı İstenmeye Etki Bildirim Sistemi’ne 1990-2013 yılları arasında Bildirilmiş ‘Haemophilus influenza tip b [Hib]’ Aşısına Bağlı Yan Etkiler”. Bu çalışmada CDC ve FDA’de görevli araştırmacılar Hib aşısına bağlı 749 ölüm vakası tespit ediyor, bu ölümlerin %51’inin de Hib aşısı uygulamasına bağlı ‘ani bebek ölümleri’ olduğu kayda geçiyor. (Sayer Ji, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin Kendi Verileri Aşılarla Ani Bebek Ölümleri Arasında Bağlantı Gösteriyor, GreenMedInfo, 23 Ocak 2015)

6) Japonya’da 1993’te 1,8 milyon çocuğa uygulanan iki farklı MMR aşısının ardından yaşanan rekor seviyede non-viral menenjit vakası ve başka istenmeyen etkiler sebebiyle Japonya MMR (KKK) aşısını yasaklıyor

Japon hükûmeti MMR (KKK) aşısıyla ilgili bir sorun olduğunu aşılamanın zorunlu tutulduğu 1989 Nisan’ında aşı uygulaması daha başlar başlamaz fark ediyor. O dönem aşı yaptırmayı reddeden ailelere cüzi bir miktar para cezası uygulanıyor Japonya’da.

Aşılamayla ilgili 3 aylık gözlem döneminde her 900 çocuktan birinin problem yaşadığı ortaya çıkıyor. Her 100,000 ila 200,000 çocukta 1 olması beklenen yan etki oranı gerçekte tam 2,000 kat fazla çıkıyor. ( Jenny Hope, Japonya MMR Aşısını Neden Yasakladı, Daily Mail)

7) Yapılan bir araştırma, daha yüksek dozda aşı uygulayan ülkelerde bebek ölümü oranlarının da daha yüksek olduğunu gösteriyor

Amerikan aşı takvimi uyarınca 1 yaş altı bebeklere 26 doz aşı vurulmakta ve Amerika bu oranla dünyada en fazla aşı uygulayan ülkeler sıralamasında birinci. Gelgelelim, Bebek Ölüm Oranı (BÖO) istatistiklerine bakıldığında ABD’yi tam 33 gelişmiş ülkenin gerisinde görüyoruz.

Bazı ülkelerin BÖO’su Amerika’nın yarısı kadar: Singapur, İsveç ve Japonya’da oran 2.80’in altında. Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi’ne (CDC) göre “Amerika’nın bebek ölüm oranının, düşük oranlı ülkelere kıyasla giderek daha kötüye gittiği gözlenmekte.”

Bu bulgular, aşılarla ilgili sağlık beklentilerine uymuyor, hatta aksini işaret ediyor. Bir ülkede uygulanan aşı dozu arttıkça, bebek ölüm oranları da artıyor. (Neil Z. Miller ve Gary S. Goldman, Rutin Aşı Uygulamalarında Doz Azaldıkça, Bebek Ölüm Oranları da Azalıyor: Biyokimyasal ya da Sinerjik Bir Zehirlenme Mi Sözkonusu? (U.S. National Library of Medicine, Eylül 2011)

8) ABD’de “Üreticileri Yasal Sorumluluktan Koruma” amacıyla kurulmuş bir aşı mahkemesi bulunuyor

Şirketleşmiş medya kuruluşları yıllarca bu mahkemenin varlığını dahi kabul etmekte zorlandı. Ancak aşı mağdurlarının davalarının görülmesi amacıyla kurulmuş olduğu halde, bugünkü işlevi dosyaları mümkün olduğunca çabuk şekilde halı altına süpürmeye indirgenmiş bu özel mahkeme sisteminin aşı mağduru çocukların ailelerine tazminatlarını gerekli ve uygun biçimde sağlama görevini yerine getirmediğine dair haberler artık anaakım medyada dahi yerini almaya başladı. (Ethan A. Huff, Aşı Mahkemesinin Gizli Görevi: Aşı Üreten Firmaların Kanun Önünde Hesap Vermesini Önlemek, Natural News, Kasım 2014)

9) CDC tarafından KKK aşısını aklamada kullanılan 2004 tarihli bir çalışmada sahtecilik yaptıkları itirafının da ötesinde, halen CDC’deki görevine devam etmekte olan bilimadamı William Thompson aşılarda kullanılan cıva (timerosal) ile otizm arasında bağlantı olduğunu da ifade ediyor. (Jon Rappoport, ABD Hastalık Kontrol Merkezi’nden Çıkan İtirafçı: Aşılardaki Cıva (Timerosal) Otizme Neden Oluyor, No More Fake News, 5 Eylül 2014)

10) William Thompson, ta 2002 yılında KKK aşısını Afrika kökenli Amerikan çocuklarda çok yüksek oranda otizm artışı riskiyle ilişkilendiren çalışma sonuçlarından haberdar aslında. Brian Hooker’ın CDC’nin kendi veri tabanı üzerindeki analiziyle KKK (MMR) aşısı olmuş Afrika kökenli Amerikalı çocuklarda otizm görülme riskindeki %340’lık artışı gözlerönüne seren çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz. (Mike Adams, İşte Otizmin Aşıyla Bağlantısı: İtirafçı, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC)’nin Delil Karartma Yoluyla İşlediği Suçu İfşa Etti, Natural News, Ağustos 2014)

11) CDC’nin Amerikalı 100,000 çocuğun tıbbi kaydını tuttuğu dev veritabanını analizi sonrası Tom Verstraeten adındaki CDC epidemiyoloğu, aşılarda koruyucu olarak kullanılan cıvan (timerosal), çocuklardaki otizm ve bir dizi başka nörolojik bozukluktaki dramatik artıştan sorumlu gözüktüğünü buluyor. (Robert F. Kennedy Jr, Aşılar: Ölümcül Bağışıklık. Cıva/Otizm Skandalına Devlet Örtbası, Rollingstone.com, 20 Temmuz 2005)

12) Kamuoyunu derhal durumdan haberdar edip aşılardan timerosal adlı cıva türevini çıkarma çalışmalarına girişmek yerine resmi yetkililer ve şirket yöneticileri biraraya gelerek kendileri için tehlike oluşturan bu verileri nasıl gizleyeceklerini tartışıyor. (Ibid.)

CDC, Tıp Enstitüsü’ne timerosalin risklerini temize çıkaracak yeni bir çalışma yapması için ödeme yapıyor ve araştırmacılara bu kimyasalın otizmle bağıntısını “ortadan kaldırma” talimatı veriliyor.

CDC aynı zamanda hemen yayımlanması planlandığı halde Verstraeten’in bulgularını yayına vermiyor ve inceleme yapmak isteyen diğer bilim adamlarına Verstraeten’in kullandığı orijinal verilerin “kayıp” olduğunu ve yeniden elde edilmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Bilgi Alma Özgürlüğü yasası gereğince başvuru yapıldığı takdirde belgeleri teslim etmesi gerekeceğinden, bunu engellemek için CDC elindeki aşı kayıtlarının bulunduğu dev veritabanını özel bir şirkete devrederek bağımsız araştırmacıların verilere ulaşmasının önünü kesmiş oluyor. Verstraeten’in çalışması 2003’te nihayet yayımladığında, kendisi çoktan GlaxoSmithKline adlı İngiliz ilaç/aşı firmasında çalışmaya başlamış ve çalışma verileri üzerinde timerosal ile otizm ilişkisini tarihe gömecek oynamalar yapılmış oluyor.

13) 1991’de CDC ve FDA’nın, çok küçük bebekler için Timerosal bazlı koruyucunun kullanıldığı üç aşıyı daha takvime eklemesiyle 2,500 çocukta 1 oranında seyreden otizm oranları [2005’e gelindiğinde] 15 kat artış göstererek her 166 çocukta 1’e yükseliyor. (Ibid.)

Bugün CDC’nin internet sitesinde verilen tablo şu şekilde:

cdccd

Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırma görevlilerinden biri tarafından otizmle Monsanto’nun RoundUp adlı herbisitinin etken maddesi Glifosat arasında bağıntı tespit edilmiştir.

14) Aşı üreticileri […] stoktaki cıva içeren aşılarını satmayı 2004’e dek sürdürüyor.

CDC ve FDA cıvalı aşıları satın alıp gelişmekte olan ülkelere ihraç ettikleri gibi, ilaç şirketlerinin bu koruyucuyu Amerikan aşılarından bazılarında kullanmaya devam etmesine de izin veriyor. Bunlar arasında bebek ve çocuklara yönelik birkaç çeşit grip aşısı ile onbir yaşındaki çocuklara rutin olarak uygulanan tetanoz kompanentli pekiştirme aşıları bulunuyor. (Ibid.)

15) İlaç endüstrisinden 873,000$ tutarında bağış alan Senato Çoğunluk Lideri Bill Frist, aşıdan zarar görmüş ailelerce açılmış 4,200 davaya karşı firmalara yasal koruma sağlamak üzere çalışmalarda bulunuyor. (Ibid.)

16) Mevsimlik Grip Aşılarında hala timerosal (cıva) kullanılıyor

Monograflara bir bakınız. Mesela Sanofi Pasteur’den Vaxigrip‘e bakıldığında, 4. sayfada cıva içeren koruyucunun çok dozluk flakonlarda bulunduğu yazıyor:
“Aşıda Kullanılan Klinik Açıdan Alakalı İlaç Dışı Maddeler: thimerosal, formaldehyde,Triton® X-100†, neomycin.”

17) Daha önce Phizer ilaç firması adına çeşitli kongrelerde konuşma yapan hekim grubunun bir üyesi olan Dr. Scott Reuben’in tıp dergilerine yayımlattığı çok sayıda uydurma çalışma olduğu ortaya çıkıyor

Dr. Reuben 2005’te Pfizer’dan, Celebrex adlı ilaç hakkında bir çalışma yapması için 75,000 $’lık ödeme alıyor… Bir tıp dergisinde de yayımlanan çalışmasına bugüne kadar yüzlerce doktor ve araştırmacının, Celebrex’in ameliyat sonrası ağrıları hafifletmede yardımcı olduğunun “kanıtı”dır diye atıfta bulunmuşluğu varHalbuki Reuben’ın çalışmasına katılmış tek bir hasta dahi yok!

Kendisi ayrıca Bextra ve Vioxx adlı ilaçlar için de sahte çalışma verileri üretiyorHakemli tıp dergisi Anesthesia & Analgesia, Reuben tarafından kaleme alınmış tam 10 “bilimsel” yayını geri çekmek zorunda kalıyor… Dr. Reuben tarafından yazılmış ve çeşitli tıp dergilerinde yayımlanmış diğer 21 makale de uydurmadır ve geri çekilmelidir. (İlaç Karteli’nin kaleminden Pfizer ve Merck firmaları için düzinelerce sahte çalışma hazırladığına dair itiraf, Mike Adams, Natural News.com, 18 Şubat 2010)

18) Timerosal grip aşılarında bugün dahi kullanılmakta

Örneğin, Vaxigrip monografında geçen ifade şu: “Bu aşının çok dozluk flakonların koruyucu olarak timerosal kullanılmaktadır. Timerosal, alerjik reaksiyonlarla ilişkilendirilmiştir.”

19) Aşılarla otizm arasında bağlantı olduğunu gösteren en az 123 çalışma var.

20) CDC bir taraftan “aşılardaki düşük doz timerosalin zararlı olduğuna dair ikna edici delil bulunmadığını” ileri sürerken, diğer yandan da sağlık otoritelerinin “tedbir olarak timerosalin aşılardaki miktarının azaltılması veya aşılardan tamamen çıkartılması gerektiği hususunda uzlaştıklarını” söylüyor 

Timerosal hakkında CDC’nin internet sitesinde şöyle denilmekte:

“2001’den bu yana timerosal, bazı influenza (grip) aşıları haricinde, rutin çocukluk çağı aşılarında koruyucu madde olarak kullanılmamaktadır. Thimerosal cıva bazlı bir koruyucu madde olup bazı aşılarda ve diğer bazı ürünlerde 1930’lardan beri kullanılmaktadır. Enjeksiyon yerinde kızarıklık ve şişkinlik gibi hafif reaksiyonlar dışında aşılarda kullanılan düşük dozdaki timerosalin yarattığı başka herhangi bir yan etkiye dair delil bulunmamaktadır. Yine de, 1999 Temmuz’unda Toplum Sağlığı Hizmetleri’ne bağlı idari kurumlar, Amerikan Pediatri Akademisi ve aşı üreticileri tedbir olarak timerosalin aşı preparatlarındaki miktarının azaltılması ya da tamamen kullanımdan kaldırılması gerektiği yönünde fikir birliğine varmıştır.”

21) Tıp dergilerinde yayımlanmakta olan endüstri destekli deneylerin hepsi sponsorlarının lehine sonuçlar gösteriyor

“Sağlık piyasasına hakim bu kontrol atmosferi ve boğazına kadar batılmış çıkar çatışması bataklığında, endüstrinin sponsor olduğu ve tıp dergilerinde yayınlanan deneylerin istikrarlı şekilde sponsorların istediği sonucu verdiğini görmek hiç de şaşırtıcı değil aslında. Ana mekanizma şu: olumsuz sonuçlar yayımlatılmıyor, olumlu sonuçlar üstünde küçük değişiklikler yapılarak tekrar tekrar yayımlatılıyor ve hatta olumsuz sonuç gösteren çalışmalar dahi olumluymuş gibi yorumlanarak lanse ediliyor. Antidepresanlar üzerine yapılmış 74 klinik deney incelendiğinde mesela, olumlu sonuç gösteren 38 çalışmanın 37’sinin yayımlanmış olduğunu görüyoruz. Halbuki olumsuz sonuç gösteren 36 çalışma var ve bunların 33’ü yayımlanmamış, yayımlanmış olanlar da sonuçlar sanki olumluymuş gibi yorumlanacak formatta sunulmuş.” – Dr. Marcia Angell (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karşı Dikkatli Olun: Bizi Nasıl Kandırıyorlar; “İlaç Karteline Eleştiri“, Global Research, 16 Şubat 2015)

22) Bilimsel dergilerde yayımlanmış makalelerin neredeyse yarısı hatalı bulgular içeriyor (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karsı Dikkatli Olun: Bizleri Nasıl Kandırıyorlar: “İlaç Karteline Eleştiri, Global Research, 16 Şubat 2015)

“Bundan 6 yıl önce, Yunanistan’daki Ioannina Tıp Fakültesi’nden epidemiyoloji profesörü John Ioannidis yaptığı araştırma sonucu bilimsel dergilerde yayımlanmış makalelerin hemen hemen yarısında hatalı bulgulara yer verilmiş olduğunu, bu bulguların bağımsız araştırmacılar tarafından denendiğinde replike edilememiş olduklarını ifade ediyor. Ve bu sorun, bu tür hakem değerlendirmesinden geçmiş makaleler milyonlar hatta bazen milyar dolarlarla ifade edilen harcamalar için verilecek kararlarda kilit rol oynadığından, özellikle tıbbi araştırmalarda çok yaygın görülüyor deniyor. Çıkar çatışmaları yüzünden dergilerin editoryal nötralitesinden arada sırada ödün verilmemesi şaşırtıcı olurdu zaten, kaldı ki tıbbi araştırmalardaki taraflılığı gayet açık ve net görebiliyorsunuz.

23) Tıp dergilerinin çoğu, gelirlerinin yarısını ve hatta daha fazlasını ilaç şirketlerinin verdiği reklamlardan ve yeniden basım siparişlerinden elde ediyor. Geri kalan onlarcasının sahibi de Wolters Klower gibi, aynı zamanda ilaç endüstrisine pazarlama hizmeti de sunmakta olan tıbbi yayın firmaları. – Helen Epstein, “Grip Alarmı: İlaç Şirketlerine Karşı Dikkatli Olun” çalışmasının yazarı (http://aaci-india.org/COI/Flu_web_final.pdf) (Dr. Gary G. Kohls, İlaç Şirketlerine Karsı Dikkatli Olun: Bizleri Nasıl Kandırmaktalar: “İlaç Karteline Eleştiri, Global Research, 16 Şubat 2015)

24) FDA’nın kendi internet sitesinde, güvenlidir diye onay verdiği ilaçların her yıl 100.000 ölüme sebep olduğunun itirafı yer alıyor. (ABD Federal İlaç Dairesi (FDA)’da Yolsuzluk, Yanlış Bilgilendirme ve Tehlikelerinin Üstünü Örtme Konusunda Anayasa Savcısı’nın Görüşleri, Activist Post, 8 Şubat 2015)

25) FDA, bizzat kendi bünyesindeki tıbbi konularda inceleme yapmak ve görüş bildirmekle görevli çalışanlarının itirazlarını rutin şekilde görmezden gelerek ilaç onaylamaya devam ediyor. (Ibid.)

26) FDA’nın onay vereceği tıbbi ürünler üzerinde kendi yürüttüğü bağımsız test/deney sayısı sıfır.

Menfaat ilişkileri üzerine inşa edilmiş bu sistem yüzünden tüketici, kullandığı ilaç kartellerine ait ürünün sağlığı için yaratacağı tehlikenin gerçek boyutunu hiçbir zaman bilemiyor. (Ibid.)

27) 2012’de GlaxoSmithKline ilaç/aşı şirketi, haklarında “Dolandırıcılık ve Güvenlik Verilerini Eksik Bildirme” iddiasıyla açılan davada suçunu kabul ediyor ve 3 Milyar Dolar tazminat ödüyor.

ABD Adalet Bakanlığı’nın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Bu karar, Amerika Birleşik Devletleri tarihinde sağlık sektöründe meydana gelmiş bir yolsuzluk için verilmiş en büyük mahkumiyet kararı ve aynı zamanda bir ilaç firması tarafından bugüne kadar ödenmiş en büyük mebladır…

GSK’nın suçunu kabul ettiği 3 ayrı dolandırıcılıktan ikisini, eyaletlerarası ticari dolaşım için onaylattığı Paxil ve Wellbutrin ilaçlarında yanlış etiket bilgisi kullanma oluştururken, bir diğeri de Avandia adlı ilacın güvenlik verilerini Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) gerektiği gibi sunmamış olmaları.

Makalenin orijinali Global Research sitesinde yayımlanmıştır.

Aşılamayla Bitmeyecek Kızamık Sorunsalı

Aşılamayla Bitmeyecek Kızamık Sorunsalı

Açılışı şahsi favorimle yapmak istiyorum:

1. İki tam aşılı doktor kızamık geçiriyor (2009)
2009’daki bir kızamık salgınında ikisi de ikişer doz KKK aşısı almış iki hekim kızamığa yakalanıyor. Kızamıklı hastalara bakarken enfekte oldukları düşünülüyor 🙂

Skor tabelası: Kızamık 2 – Aşılı doktorlar 0.

http://jid.oxfordjournals.org/content/204/suppl_1/S559.full.pdf+html

Tesadüf bu ya, 2013’te Türkiye’deki salgında da bir hekimimiz kızamık kapmıştı. En azından artık bir daha kapmayacağını bilmenin iç huzurunu taşıyordur.

2. Kanada, Quebec’te %99 aşı kapsayıcılığına rağmen büyük kızamık salgını (1989).

1989’da Quebec’te 1.363 kişinin hastalandığı salgında yetkililer tabii ki “hayat kurtaran”, “ömür boyu koruyan” aşılarını suçlayacak değiller ya, işte herkes aşılanmadı da “yetersiz aşı kapsayıcılığı”ndan oldu demeye getiriyorlar.

Oysa yapılan araştırmada, kızamıklı kişiler arasında aşılanma oranının en az %84.5 olduğu ortaya çıkıyor. Tüm popülasyondaki aşı kapsayıcılığı oranı ise %99. Sürünün haydi haydi bağışık olması lazım ama?

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/1884314

3. Uygun hastalık kontrol önlemleri mevcut olmasına rağmen başgösteren kızamık salgını (1985)

1985’te Montana’daki Blackgfeet rezervasyonunda 118 kızamık vakası görülüyor, %82’si aşılı. Bunların 23’ü Browning’deki okullarda görülüyor, ki burada da öğrencilerin %98.7‘si aşılı.

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed?term=3618578

4. Tam aşılı lise popülasyonunda kızamık salgını (1985)
Texas’ta, canlı virüs aşısı olma oranı %99’un üzerinde olduğu halde bir lisede kızamık salgını başgösteriyor. Durumu inceleyen sağlık yetkililerinin vardığı sonuç şu: “öğrencilerin %99’undan fazlası aşılanmış ve %95’ininden fazlası bağışık durumdaki liselerde kızamık salgını yaşanabilmektedir.”

Okuldaki aşılılık oranı: %99.

http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJM198703263161303

5. New Mexico’daki aşılı bir okul çağı popülasyonunda kızamık salgını (1984)
Yine aynı hikaye ..

1984’te New Mexico, Hobbs’ta 76 kızamık vakası görülüyor. Bunlardan 47’si (%62) öğrenci. Okulun bildirimi salgından önce öğrencilerinin %98‘inin aşılı olduğu yönünde.

http://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/00000476.htm
Şimdi Dr. Viera Scheibner’ın BMJ dergisinde yayımlanmış yorumundan [http://www.bmj.com/content/346/bmj.f245/rr/626008] örneklere bakalım:
6. Conrad et al. (1971) Amerika’da son 4 sene boyunca kızamığın dinamiklerini incelemiş ve sonuç olarak kızamığın artmakta olduğunu ve “şayet herhangi bir noktada eradikasyon mümkünse dahi bunun epey uzak bir gelecekte mümkün olabileceğini” [“eradication, if possible, now seems far in the future”.] söylemiş. Kehaneti bundan bir 40 yıl sonrası için halen geçerliliğini koruyor!

7. Barratta et al. (1970). Measles (rubeola) in previously vaccinated children. Pediatrics; 46 (3): 397-402)

Florida’da 1968 Aralık ayından Şubat ayına kadar başgösteren bir kızamık salgınında, aşılı ve aşısız çocuklar arasında kızamık insidansı bakımından fark bulamamış.

8. Linneman et al. (1973. J Pediatrics; 82: 798-801) yeniden aşılanan çocuklarda kızamık aşısının uygun immünolojik yanıt oluşturmadığını göstermiş.

9. Robertson et al. (1992. Public Health Reports; 197(1): 24-31) 1985 ve 1986 yıllarında Amerika’da aşılı okul çağı çocukları arasında 152 kızamık salgının başgösterdiğini, her 2-3 yılda bir, aşı kapsayıcılık oranlarından bağımsız olarak kızamıkta artışlar yaşandığını söylemiş.

Aşının hastalık önlemedeki bu bariz başarısızlığına rağmen 1978 Ekim’inde Sağlık Bakanı çıkıp “1 Ekim 1982 tarihine kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde kızamığın kökünü kazıyacak bir kampanya başlatıyoruz” demiş.

Bu hiç de gerçekçi olmayan plan tutmamış, 1982’den itibaren ABD’de, aralarında kızamık aşılaması tam popülasyonlar da olmak üzere peşpeşe büyük ve uzun süreli kızamık salgınları başgöstermiş. Bunun için kalkıp önce 1963’ten 1967’ye kadar yüzbinlerce çocuğa vurdukları “korumada başarısız, formalinle inaktive edilmiş (“öldürülmüş”) kızamık aşısı”nı suçlamışlar.

Oysa küçük ve büyük çaplı kızamık salgınları bu ilk aşının yerine 2 doz “canlı” virüs aşısı vurulmaya başlanmasına ve aşılama yaşı değiştirilmesine rağmen devam etmiş.

10. Black et al. (1984. Bull WHO; 62 (92): 315-319) demiş ki, tekrar aşılanmış çocuklarda antikor titreleri birkaç ay sonra çok düşük seviyelere düşebiliyor ve bu çocuklar çok daha hafif seyirli olsa da hala klinik olarak tespit edilebilir düzeyde kızamık geçirebiliyor. Sonuç olarak, bu çocukların immünolojik olarak sensitize edilmiş olduklarını, ancak bağışıklanmamış olduklarını söylüyorlar.

Burası önemli. Çünkü bu yazarlar, kızamığı çok daha hafif seyirli geçirmiş olmanın öyle faydalı bir şey olmadığını göremiyorlar. Zira, Ronne’nin (1985) Lancet (5 January: 1-5) makalesinde şu tespit var: “Çocuklukta döküntüsüz kızamık enfeksiyonu geçirmek, yetişkinlikte hastalanmayla ilşkilidir.” [“Measles virus infection without rash in childhood is related to disease in adult life”]

Dr. Scheibner şu açıklamayı yapıyor: Bugüne kadar (2013), kızamık enfeksiyonu yüksek aşılanma oranlarına sahip ülkelerde tüm doz aşılarını olmuş popülasyonlarda görülmeye devam ediyor: Sahraaltı Afrika’da 90.000 vaka, Çin’de giderek artan kızamık insidansı, Avrupa çapında bildirilen 6.500 kızamık olgusu ve ABD’de 2011 yılında kızamık insidansında 4 katlık artıştan bahsediyoruz.

11. MMWR (2009’da) Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC)’nin hekimleri, ABD’de ortaya çıkan kızamık vakarı dolayısıyla kızamık aşılamasına ehemmiyet vermeleri konusunda hatırlatmada bulunduğu yazıyor. 1 Ocak ve 5 Nisan 2008 arasında 64 kızamık vakası kaydediliyor.

Voice of America, 9 Temmuz 2010’da “Afrika’da başgösteren kızamık salgınları kazanımları tehdit ediyor” diyor. “…2009 Haziran ayından bu yana Sahralatı Afrika’da 90,000’e yakın kızamık vakası görüldü, 1400 de ölüm yaşandı” diye ekliyor.

12. Shi et al. (2011), Çin’deki kızamık insidansını ve yakın zamanın H1 genotipi kızamık suşlarının filogenetik incelemesini sunuyor ve Çin’de son onyılda kızamık insidansında yaşanan artıştan dolayı yeni bir aşı geliştirilmeli diyor.

13. Şu ironiye bakalım şimdi: 25 Nisan 2011’deki Avrupa İmmünizasyon Haftası’nda Avrupa çapında geniş kızamık salgını rapor ediliyor. DSÖ’nün basın açıklamasına göre 30 ülkede 6.500 kızamık vakası var.

14. MMWR Wkly Rep 2012; 61: 253-257 [CDC’nin haftalık hastalık ve ölüm raporu], 2011’de kızamık insidansında 4 katlık bir artıştan söz ediyor. Tabii bu bildirimlerin gerçek vaka sayısını yansıtmayabileceği ve gerçek rakamların çok daha yüksek olma ihtimali herzaman var. Yaşanan salgınların suçu, ülkeye dışarıdan gelenlerin sırtına yükleniyor. Tanıdık geliyordur sanırım Türkiye’de geçen sene başgösteren kızamık salgınında suçu 1 veya 2 Suriyeliye atmaları. E hani aşı bizi koruyordu, kızamıklı biriyle temasta kızamık geçirmememiz lazımdı? Madem korumayacak, niye yaptırıyoruz?

Tüm bu skandal gelişmeler yaşanmasına rağmen bu işe yaramayan ve bariz şekilde tehlikeli aşıyı kaldıracaklarına, halen daha rapel dozlar ekleniyor ve hadi daha iyisini geliştirelim deniyor.

Bir diğer nokta… ortaya yeni ve son derece ağır bir tip kızamık çıkıyor: atipik kızamık (atypical measles (AMS)).

Nicholson (1979)‘dan dinliyoruz bu atipik kızamıkla ilgili tespitleri:

Kuzey Kaliforniya’da 1974-75’te yaşanan kızamık salgınında bazı hekimler tarafından AMS ile uyumlu belirtiler gösteren hastalarda laboratuvar teyitli kızamık enfeksiyonu bildirimi yapılıyor. Tipik kızamıkta belirleyici faktör olan Koplik beneklerinin bu yeni atipik kızamıkla farkını açıklıyorlar:

“In typical measles a maculopapular rash occurs first at the hairline, progressing caudally, is concentrated on the face and trunk, and is often accompanied by Koplik’s spots. In AMS the rash is morphologically a mixture of maculopapular, petechial, vesicular, and urticarial components. It usually begins and is concentrated primarily on the extremities, progresses cephalad, and is not accompanied by Koplik’s spots”.

Dini gerekçeyle büyük oranda aşısız yaşayan Amişlerde 1970 ile aralık 1987 tarihi arasında, tam 18 yıl boyunca tek bir kızamık vakası dahi bildirilmiyor. (Sutter et al. 1991. J Infect Dis; 163: 12-16).

Aşılanmamış olsalar belki de Amişler dışındaki topluluklarda da görülebilecek bir durum bu ve virüsün hala barınmasını sağlayan belki de bizzat kızamık aşılaması. [Hedrich 1933. Am J Hygiene: 613-635) 2-3 yıl ila 18 yıla kadar kızamık salgınlarının dinamiklerini açıklamış mesela.

Birçokları tarafından seneler öncesinden uyarısı yapıldığı gibi, örneğin Black et al (1984), kızamığı doğal yoldan geçiren “yaşça daha büyük kadınlara oranla aşılanmış daha genç jenerasyon kadınların hemaglutinin engelleyici ve nötralize edici antikor tireleri daha düşük“ çıkıyor. Ve kaçınılmaz sonuç: gebelikte plasental yoldan bebeğe geçirilecek bağışıklığın (TTI) zayıflaması.

Aynı durum aşısı yapılan diğer doğal enfeksiyonel hastalıklar için de geçerli, özellikle de şu sürekli vurgulanan boğmaca için: annenin transplasental yolla koruyamadığı yenidoğanlar artık boğmaca geçiriyorlar!

Bu noktada, hekimlerin yeni anne-babaları iliklerine kadar korkuya garkeden açıklamalarından, şu 1 yaş altında ölüme sebebiyet veren boğmacayı aslında neyin bu denli tehlikeli hale getirdiği ve sonsuz bilgelikte invazif uygulamalarıyla bebeklerin ölümcül enfeksiyonlara yakalanma riskini asıl kimin arttırdığına dair resim netleşiyordur umarım.

Doğa işini bilmiyorsa biz en iyisini biliriz diyen kimdir?

Çocukluk çağının bulaşıcı hastalıkları şayet düzgün bakıldığı takdirde, yani antibiyotik ve ateş düşürücü ilaçlar dayanmadığı takdirde, çocukların bağışıklık sistemlerini geliştirir ve olgunlaştırır ve bu hastalıklar çocukların gelişiminin birer parçası, birer kilometre taşıdır.

Kızamığı geçirmek ömür boyu bireyi kızamığa karşı koruduğu gibi, aynı zamanda da kemik ve kıkırdakla ilgili dejeneratif hastalıklara, sebasöz cilt hastalıklarına, immünoreaktif hastalıklara ve bazı tümörlere karşı da kişiye ömür boyu bağışıklık sağlar, gelişmekte olan ülkelerde bile! (Ronne 1985; Lancet; 5 January: 1-5)

Shaheen et al. (1996. Lancet; 347: 1792-1796)‘te aşısız ve kızamığı doğal yoldan geçirmiş Guinea-Bissau çocuklarında, aşılı ve kızamık geçirmemiş çocuklara oranla daha az atopi tespit etmiş.

Alm et al. (1999. Lancet; 353: 1485-1488)‘de İsveç’in Steiner okullarına devam eden antropozifik bir yaşam tarzını benimsemiş (yani çok az aşılı ve kızamık geçirmiş) ailelerin çocuklarında, kontrol grubu okullardaki çocuklara oranla daha düşük atopi oranları tespit etmiş.

Kabakulak geçirmek yumurtalık kanserine karşı korur. (West 1966. Epidemiologic studies of maligancies of the ovaries. Cancer: 1001-1007).

Dr. Scheibner der ki, tıp, doğal enfeksiyonel hastalıklara karşı gerçek manada bilimsel ve sağduyulu bir tutum izlemeli ve sağlıklı bağışıklık sistemi oluşturmadaki hayati rolünü görmelidir, tıpkı 180 İsviçreli hekimin bir araya gelerek kızamığın nefrotik sendromu iyileştirmedeki rolünü işaret ettikleri çalışmada olduğu gibi: (Albonico et al. 1990. Vaccination campaign against measles, mumps, and rubella. A constraining project for a dubious future? Self-published).

Carmon Mota (1973. BMJ; 19 May: 423)‘te doğal kızamık enfeksiyonunun ardından remisyona giren bir enfantil Hodgkins’ olgusundan sözeder, büyük servikal kütlenin başka herhangi bir tedavi olmadan nasıl yok olduğunu anlatır.

İyi beslenme ve iyi bir bakımla aşısız çocuklar kızamık ve diğer doğal çocukluk enfeksiyonlarını atlatabilirler ve uzun vadeli de faydalarını görürler. Aşılar ise koruma sağlamadıkları gibi, immün sistemi sensitize edici etkisleriyle normalde faydalı bir hastalığı tutup tehlikeli atipik bir forma dönüştürüyorlar. Onlarca yıldır dokümante edilmiş vaka ve uyarıları dikkate almanın vaktidir der Dr Scheibner ve haklıdır da.

Kızamıkta A vitaminin önemine dair ebeveynler şu yazıyı da belki okumak isterler.

 

İyi, Kötü ve Çirkin – CDC yapımı bir Bilim Kurgu-Macera Filmi

İyi, Kötü ve Çirkin – CDC yapımı bir Bilim Kurgu-Macera Filmi

The Good

Bilim doktoru Brian Hooker, otizmli evlat sahibi. CDC itirafçısı kendisiyle bağlantıya geçerek günah çıkarıyor.

 

Hastalık Üretim Merkezi – Centers for Disease Creation (CDC), itirafçı Thompson’ın ifşaatlerinden sonra KENDİ KENDİNİ DENETLİYOR.

Temmuz sonunda hatırlarsanız senatör Posey temsilciler meclisinde itirafçının mektubundan alıntılar paylaşmış, CDC’deki korkunç yolsuzluğu, otizmle KKK aşısı bağlantısının nasıl ODAYA KOCA ÇÖP KUTUSU GETİRİP OLUMSUZ SONUÇ GÖSTEREN ÇALIŞMA DOKÜMANTASYONU ATILMAK SURETİYLE örtbas edildiğini açıklamış ve meslekdaşlarına adeta yalvararak bir şeyler yapılması için harekete geçilmesini, CDC’nin resmi soruşturmaya tabii tutulması için kendisine destek olunmasını istemişti.

Peki bizler yer yerinden oynacak diye beklerken ne oldu?

…………………

Cırcırböceği sesleri ortalığı kapladı…

Kimseden TIK çıkmadı, kimse kılını dahi kıpırdatmadı.

Arada hep bir soran çıkıyor: “Efendim aşılar bu kadar zararlıysa devlet bunu BİLMİYOR MU, neden izin veriyor?”

 

geier

“Onları (CDC’yi) bunun doğruluğuna ikna edemezsiniz. Niye mi? Zaten biliyorlar da ondan. Bildiklerini bana şahsen söylediler. Açılabilecek davalar ve yargılanma ihtimali yüzünden çıkıp kabul edemiyor kimse. Neyin ne olduğun, 2004 u zaten bilen birini ikna edemezsiniz.” – Dr. Mark Geier, AutismOne Kongresi 2004.

Yanıt veriyoruz: Evet, BİLİYOR!

Demek ki neymiş, endüstrinin çıkarı devlet için halkın çıkarından üstünmüş. Sizleri “çocuğun üstün yararı”nadır aşı olmak diye mahkemeye veren devlet çalışanları, endüstrinin üstün yararı için çocuklarınızın BİLEREK kurban edilmesine GÖZ YUMUYORMUŞ, SİZİN DE YAPACAK HİÇBİR ŞEYİNİZ YOKMUŞ.

Endüstrinin maaşa bağladığı devlet bürokrasisinin [çocuğunuzu elinden alırız, zorla aşılarız, mahkemeye veririz tarzı hukuksuz] kapris ve güç denemelerine siz şimdiden boyun eğer, hakkınızı bilip korumazsanız devlet yaratılan yetki boşluğunu seve seve doldurur, tıpkı Amerika’da olduğu gibi yakında kanunen de zorunlu hale getirdiğinde aşılamayı, eliniz kolunuz bağlı kalakalırsınız ortada.

Neyse, CDC bu skandaldan sonra hiç sıkılmadan ne diyor?

Efendim bu bizim iç sorunumuzdur, hiç telaşa mahal yok, biz kendi kendimizi bi’ denetleyip size sonucu bildiririz(!).

Snowden’ı hapse atan Amerika’da bunların yaşanması hala kendisine gerçeküstü gelenlerimiz varsa hiç umut yok, onlar hala “yok canım böyle bir şey olsa kimse bir şey yapmaz mı, izin verilir mi, olur mu canım onca anlı şanlı doktor, bunlar hep komplo teorisi…” plağını takıp geceleri bu masallarla uyumaya devam edebilirler.

Koca senatodan yakarışlarına TEK kişiden destek göremeyen senatörümüz ise CDC’ye madem siz kendinizi soruşturuyorsunuz, görelim nasıl gidiyor, belgeleri gösterin diyor.

CDC’nin küstah ret yanıtı işte burada.

Kimseye hesap vermeyen, şeffaf olmayan, kendi içinden yolsuzluk itirafında bile yüzü kızarmadan bildiğini okumaya devam eden, DOKUNULMAZLIK zırhını kuşanmış bir devlet kurumu düşünün.

gerberding

Dönemin CDC şefi Dr. Julie Gerberding, şu anda MERCK İlaç şirketi Aşı Departman Müdürü

Bu öyle bir kurum ki TÜM DÜNYAnın gözünün içine baka baka aşıların güvenliği ile ilgili YALAN söylemiş, 13 SENE boyunca onmilyonlarca siyahi (ve beyaz) çocuğun OTİZMin karanlık kuyusuna yuvarlanacağını BİLE BİLE bunu SAKLAMIŞ, bu SUÇA iştirak etmiş ve kongre soruşturmasında yemin altında YALAN İFADE vererek İLİŞKİ YOKTUR diyebilmiş sahtekar çalışma yazarlarını yetmemiş, üzerine bir de ÖDÜLLENDİRMİŞ ve TERFİ ETTİRMİŞ devlet kurumu.

Şimdi bir de şunu düşünün.

CBS

İtirafçı Epidemiyolog William Thompson, CDC’ye ait 100,00’in üzerinde iç yazışma, resmi belge ve bilimsel yayın orijinallerini Senatör Posey’e teslim etmiş, kongrenin resmi soruşturma açmasını ve böylelikle ifade vermeye çağrılmayı (BOŞUNA) bekliyor!

Bütün bu olup bitenler HABER DEĞERİ EN YÜKSEK konulardan biriyken bizim MEDYAmızdan aşılar konusunda kaleminden kıvılcımlar saçarak yazan çizen “gazeteci”ler NEREDE?

Aşı bilim danışma kurulu yetkililerimiz Twitter kampanyası niye düzenlemiyor bu konuda görüş bildirmek için?

Hukukçularımız nerede tüm bu olup bitenlere rağmen devletin aşıları zorunlu tutmak için yasal boşluğu doldurmasını uzaktan seyredip bekleyen?

Onlar da mı “görmedim-duymadım-bilmiyorum”u oynuyorlar? Ne tesadüf!

Bu konuda bilimsellik iddiası altında karikatürize yazı dizileri kaleme alıp sosyal medyada terör estiren, kimse merak etmesin biz araştırdık, öyle bir şey yok, uzmanız filan diyen pek “yetkin” “şüpheci” blogger isimler soruyordu “yok mu helal süt emmiş birileri itiraf edecek?” diye. Tüm bunlar kaçık annelerin iddiası, komplo teorisiydi hani… e ETTİ İŞTE helal süt emmiş bir tanesi TAM 13 YIL SONRA!

Şimdi biz soruyoruz:

“Yok mu DEVLETİN BİLE BİLE ÇOCUKLARI NASIL SAKATLADIĞINI ve adaletten nasıl kaçtığını okuyucu kitlesiyle paylaşacak HELAL SÜT EMMİŞ, ahlaklı(!) “şüpheci” blogger ve ekip arkadaşları ile belli “bağzı gasteci(ler)”?”

………………………………………………………………..

Cırcırböceği seslerini siz de duyuyor musunuz?

ekip

(The End)

İslam, Aşılar ve Sağlık

İslam, Aşılar ve Sağlık

21 Ocak 2011

Masum çocuklarımıza doğal bağışıklık sistemlerini harap eden, hastalık, eza ve ölüm getiren zararlı kimyasallar ve haram maddeler veriyoruz. Tüm müslüman hekimler ve anne-babalar aşıların içeriğinden ve işe yaramadığından haberdar olmalı. Aşıyla verilen zararın yararından büyük olduğu ortadadır. Gerçeklerin ortaya çıkmasının ve gerçeğin yanında durmamızın vakti gelmiştir.

Aşılarda Kullanılan Maddeler

Aşılarda;

  • ağır metaller,
  • hastalıklı hayvanların yaralarından alınmış cerahat,
  • at serumu, sığır serumu,
  • dışkı,
  • cenin hücreleri,
  • idrar,
  • ayrıştırılmış kanser hücreleri,
  • formaldehid (mumyalama işleminde kullanılan bir kanserojen),
  • fenol (paralizi, konvülsiyon, koma, nekroz ve kangrene sebebiyet verebilen bir kanserojen),
  • lactalbumin hidrolisatı (emülgatör),
  • alüminyum fosfat (doku aşındırıcı etkisi olan bir alüminyum tuzu),
  • retro virüs SV-40 (bazı polio/çocuk felci aşılarında bulunan kontaminant),
  • antibiyotiğa karşı direnç oluşmasına neden olan antibiyotikler (örn. Neomycin),
  • civciv embriyosu (virüslerin büyütüldüğü besiyeri olarak kullanılıyor),
  • sodyum fosfat (tampon tuzu) ve
  • besiyerindeki genetik materyali (DNA/RNA) ihtiva eden yabancı hayvansal dokular mevcut.

Aşılara ayrıca mikoplazma, bakteriler, maymun virüsleri ve çeşitli adjuvanlardan oluşan kirleticiler de karışmış durumda. Ağır metallerden thimerosal (cıva) bir koruyucu olarak, alüminyum da adjuvan olarak kullanılıyor. Cıvanın da alüminyumun da beyin ve sinir sistemine zarar verdiği kanıtlanmış durumda. Bazı durumlarda aşılarda cıva yerine, yine bir nörotoksin olan 2PE kullanılıyor. Aşılarda ayrıca monosodyum glutamat (MSG), sorbitol ve jelatin var. Bu maddelerin büyük bölümü müslüman, yahudi, hindu ve vejetaryenler için yasak.

Ölümcül Kusurlu Tıbbi Müdahale Sistemi

Aşılama, uzun zaman önce geçerliliğini yitirmiş bir teoriye, yani vücutta antikor stimülasyonunun hastalıktan korumaya eş olduğu vasayımına dayanır. Bu teori hiçbir zaman ispatlanamadığı gibi, aksine yanlışlığı bugüne kadar tekrar tekrar kanıtlanmış durumda. Antikor stimülasyonu bağışıklanma demek olmadığı gibi, hele hele kalıcı bağışıklanma hiç değildir. Kanda antikor bulunması sadece herhangi bir hastalığa maruz kalındığının göstergesidir; kaldı ki bu da bağışıklık sisteminin oluşturan etmenlerden yalnızca küçük bir tanesidir. Henüz tam gelişmemiş ve tam olgunluğa ulaşmamış bağışıklık sistemleriyle çocuklar bugün 13. aya gelinceye kadar tam 25 ayrı aşı oluyor. Bu sorumsuzca uygulanan sistemin bağışıklık sistemlerinin fonksiyonunu bozduğu ve hatta kalıcı olarak hasar verdiği kuşkusuz.

Bugün İngiltere’de çocuklara verilen aşılar genel olarak şunlar:

İKİNCİ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok aşı (6 farklı aşı, 2 enjeksiyonda veriliyor)
ÜÇÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + menenjit C (6 aşı, 2 enjeksiyon)
DÖRDÜNCÜ AYDA: difteri, tetanoz, aselüler boğmaca, HIB menenjit ve polio + pnömokok + menenjit C (7 aşı, 3 enjeksiyon)
12. AYDA: HIB menenjit ve menenjit C (2 aşı, 2 enjeksiyon)
13. AYDA: kızamık, kabakulak, kzıamıkçık + pnömokok aşı (4 aşı, 2 enjeksiyon)

Bu tablo masum çocukların minik, zayıf ve savunmasız bedenlerine yapılan ağır medikal saldırının göstergesidir.

Korkunç Problemlerden Birkaçı

  • Akıl almaz biçimde aşı deneylerinde plasebo grupları kullanılmıyor. Onun yerine “kontrol” gruplarında başka aşılar kullanılıyor ki bu da deney ve kontrol grubundaki aşı yan etkilerinin hakiki oranlarının gözlemlenmesini ve tespitini imkansız hale getiriyor.
  • Aşıların uzun vadedeki etkilerini araştıran tek bir çalışma yok. Pazarlama sonrası ortaya çıkan reaksiyon, incinme ve ölüm olguları görmezden geliniyor. Ayrıca bu sistemde bireye özel uygulama sözkonusu değil. Uysa da uymasa da açıkça herkes tek beden gömleğe sokuluyor.
  • Uygulama öncesi bebekte herhangi bir immün sorunu veya alerji olup olmadığını anlamak için ön-tarama yapılmıyor bile. İnsan vücudunun enfeksiyon ve sub-enfeksiyonlarla bu şekilde aşırı yüklenmesi immün sistemi onarılması mümkün olmayacak şekilde bozup, tamamen tahrip edecektir.
  • Aşılardaki kimyasallar alerji, astım ve otizm de dahil olmak üzere otoimmün hastalıklara yol açmaktadır.

Bu arada, sakın ola endoktrine edilmiş bir doktorun size çıkıp aşılar otizme yol açmaz diyerek kestirip atmasına müsaade etmeyin. Konuyu bizzat kendiniz araştırın.

Kızlarımıza rahim ağzı kanserine karşı aşı verilmek suretiyle cinsel ahlaksızlık ve zina teşvik ediliyor. Burada hayret edilecek şey ise, HPV aşısının korusun diye verildiği bazı kişileri kansere daha yatkın hale getirdiğinin gösterilmiş olmasıdır. Pekçok bilimsel rapor, birtakım aşıların kısırlığa yol açtığını ve gizli nüfus kontrolü amacıyla kullanıldığı yönündeki endişeleri destekliyor. Tıbbın asıl rolü, hastalığın altta yatan temel nedenini açığa çıkarıp bunu önlemektir, semptomları tedavi etmek veya bedeni kimaysallarla ve aşılarla doldurmak değil.

İslam ve Tıp Aşılamaya Karşı Çıkmalıdır

Aşı aleyhtarlığı öncelikle İslami bir meseledir; İslami inanca göre insan mükemmel bir doğal bağışıklık sistemi ile donatılmıştır ve peygamber efendimizin yol göstericiliği ile de doğal savunma sistemimiz güçlendirilmiş olmaktadır. Aşının karşısında yer almak için ayrıca tıbbi nedenler de mevcuttur. Çoğunluk habersiz ancak Batı’da aşılılarda başgösteren pekçok ciddi sağlık sorununa ilişkin yığınla kanıt ortaya çıkmıştır.

İslam ve Bağışıklık Sistemi

Muazzam zenginlikte bir antikor kaynağı olan anne sütündeki kolostrum, doğumdan sonraki ilk birkaç gün bebeğin bağışıklanması için son derece elzemdir. İki yıl boyunca çocuğun emzirilmesi ileriki hayatı için inanılmaz güçlü bağışıklık sağlayacaktır. Tıbbi araştırmalar, poliomiyelit de dahil olmak üzere emzirmenin efeksiyonlara karşı sağladığı muhteşem korumayı ortaya koymaktadır. İlk iki sene çocuğun doğal ve olgunlaşmış bir bağışıklık sistemi geliştireceği kritik senelerdir. Aşılama insan gelişiminin doğal sürecini bozup hasar vermektedir.

Yaradan, Allah, çoğu mikrop ve virüs için vücuda doğal yoldan deri, mukoza ve mide yoluyla giriş ve burada gösterilen savunma neticesinde de yok oluş öngörmüştür. Bu proses, vücudun doğal savunma bariyerlerini geçmeden aşı virüslerinin doğrudan vücuda enjeksiyonundan çok farklıdır. Tam da kendi doğal savunma sistemlerini geliştirdikleri dönemde, narin çocuklarımızın vücuduna 25 zayıflatılmış hastalık iğne yoluyla zorla verilmektedir. Enfeksiyon ve hastalığın düzenli olarak kendiliğinden iyileşmeyle sonuçlandığı tıbben kanıtlanmıştır. Çocuklukta enfeksiyonel hastalıklarla girişilen bu kısa mücadeleler ileride karşılaşılabilecek saldırılar için bağışıklık sistemininin kurulmasına yardım eder. Sevgili hekimimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in bizlere dediği gibi, her derdin devası vardır. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim hem hastalık önlemede hem de iyileştirmede muhteşem bir tıbbi kaynaktır. Vücudu en iyi şekilde hazırlamak için müslüman kişi doğal yiyecek ve içeceklerden makbul olanlarını kullanmalıdır. Daha da önemlisi hastalık ve ölümlerin temelinde yatan nedenler ortadan kaldırılmalıdır: yoksulluk, beslenme yetersizliği, temiz içme suyu olmaması, sağlıklı ve doğl gıda bulunamayışı, düzgün kanalizasyon sistemlerinin olmayışı, çevre ve bedendeki toksinler gibi.

İslami teamüldeki haramdan kaçınıp helale yönelmenin sağlıkla ilişkisi başta koruyucu tıp alanından olmak üzere pekçok müslüman doktor ve bilimadamı tarafından ortaya konulmuştur. Kişisel hijyene çok dikkat edilmeli, eller günde yaklaşık 25 defa yıkanmalıdır (günde beş vakit namaz öncesi alınan abdestle 15 kez eller yıkanmış olur). Günlük olarak kişisel hijyene gösterilecek özen pekçok enfeksiyonel hastalığı öneleyecektir. İslamiyette yenilmesi öngörülen pekçok meyve ve diğer sağlıklı yiyeceğin hastalık önleyici ve bağışıklığı kuvvetlendirici etkisi gösterilmiştir. Bu gıdalar arasında zeytin ve zeytinyağı, zencefil, üzüm, nar, sirke, biberiye, incir bulunmaktadır. İslam’ın öngördüğü tamamlayıcı tıp bizleri hastalıktan korur ve doğal bağışıklık sistemimizi güçlendirir; bal, oruç tutma, namaz kılma (meditasyon), hastalar için okunan özel dualar, çörek otu, hacamat, kutsal meyve ve gıdalar, anne sütü, aromaterapi, zemzem suyu, şifacı kişinin özel dualar eşliğinde elle tedavisi. D vitamini için sık sık güneşe çıkılması ve D vitamini içeren gıdalar alınması pekçok hastalığı önler. İslam dini müslümanların zararlı ilaç veya madde kullanımını yasaklar. Şüpheli bir durum veya şaibe olması durumunda bile İslam maddenin tümüyle bırakılmasını emreder. Bu kural aşılar için de geçerlidir.

Söylenmesi Gereken Gerçekler

Aşılardaki haram maddeler arasında insan ceninleri, domuzdan elde edilmiş jelatin, alkol ile insan ve hayvan parçaları bulunmaktadır. Bu temiz olmayan haram içerik öyle acil bir durumda hayat kurtarmak için de verilmemektedir. Bir dolu enfeksiyöz ajanın milyonlarca insana ileride olması muhtemel bir enfeksiyon için “ne olur ne olmaz” mantığıyla verilmesi gülünçtür. Müslüman hekimlerin bunca haram ve zararlı kimyasal içeren bir tıbbi müdahale yöntemini benimsemiş olması çok yanlıştır.

İslam’da insan bedeni kutsaldır. Bedenimizi korumamız, doğallığını ve saflığını bozmadan sağlıklı tutmamız gerekir. Aşılar ne saf ne de doğal olduğundan, bilim ve tıbbın aşıları son derece tehlikeli addetmesine şaşırmamak gerekir. Çocuklarını aşılatmayan anne-babaları korkutmak için ilaç ve ecza endüstrisince dikkatle planlanmış bir korku propagandası sahnelenmektedir. İnanılmaz güce sahip dev endüstri tarafından endoktrine edilmiş ve rüşvete bağlanmış hekim ve hükümetler hertürlü sağlık, insan ve dini hakka aykırı bir biçimde zorunlu aşılama uygulamasını savunur hale getirilmiştir. Bu, sağlık kazandırmak için değil, kar elde etmek için yapılmaktadır. Hiçkimseye aşı dayatması yapılmamalı, zorla kabul ettirilmeye çalışılmamalıdır.

Aşıya Niçin Muhalifiz?

• Masum çocukların doğal bağışıklık sistemlerinin işleyişini bozup harap ediyor.
• Pekçok fiziksel ve tıbbi soruna yol açıyor.
• Pekçok hastada antibiyotiğe direnç gelişmesine neden oluyor.
• Pekçok kişide kısırlığa yol açabiliyor.
• Cıva ve alüminyum gibi pekçok zararlı kimyasal madde içeriyor.
• İşe yaradığına ve güvenli olduğuna dair ortada bağımsız ve bilimsel kanıt yok.
• Dünyadaki 1600 milyon müslüman için haram olan maddeler içeriyor (en son hacı adaylarına yapılması öngörülen menenjit aşısında domuzdan elde edilmiş maddeler çıktı).
• Ayrıca musevi, hindu ve vejetaryenler için de yasak olan maddeler içeriyor; sağlığa elverişsiz ve pislik dolular.
• Aşılar için harcanan trilyonlarca dolar para, 3. dünya ülkelerinde yaşayan insanları ve devletleri borç batağına saplayarak daha da fakirleştirirken, ilaç firmaları paraya para demiyor.
• Tıbben ahlak dışı bir uygulama; hastalıkların asıl sebeplerinin bulunması ve önleyici tedbirler üzerinde çalışılmasından insanlığı alı koymuştur. Her hastalığa karşı aşı kullanmak çok yanlış bir tıbbi uygulamadır.
• Ne şeffaflık var ne de kişinin aydınlatılmış rızası alınıyor. Çoğu ebeveyn, halk ve hatta hekimler aşıların zararlarından, içeriğinden ve nelere mal olduğundan habersiz.
• Giderek sayıları artan bir grup hekim, sağlık profesyoneli ve ebeveyn aşı muhalifi harekette yerini alıyor (ilgili websitesi adresleri aşağııdadır).
• Çoğu enfeksyionel hastalığı yenmek için vücudun bağışıklık sistemini doğal yoldan güçlendirebileceğimiz pekçok doğal yöntem mevcut.
• Pekçok emin, doğal alternatif mevcut.
• İnanılması güç bir biçimde BigPharma’ya mensup aşı üreticileri her ne sayıda insan zarar görüp ölürse ölsün herhangi bir yasal kovuşturmadan muaf tutulmakta.
• Her şeyden habersiz, masum çocuklarımız zarar görüyor ve bu çocukların hiçbiri kendilerine dayatılan aşılar için rıza göstermiş değil. Bu tıbben adam yaralamaktır.

A. Majid Katme, MBBCh, DPM (tıp hekimi)
İngiltere İslami Tıp Birliği Sözcüsü

İnternetten takip edilebilecek web siteleri

Zengin sağlık ve aşı bilgisi sunan müslüman site:http://www.missionislam.com/health
http://www.healthymuslim.com
International Medical Council on Vaccination www.vaccinationcouncil.org

Internetteki Ek Kaynaklar:

http://avn.org.au
http://www.mercola.com
http://childhealthsafety.wordpress.com
http://www.naturalnews.com
http://www.theoneclickgroup.co.uk
http://www.nccn.net/~wwithin/vaccine.htm
http://inquirer.gn.apc.org/vaccio.html
http://www.novaccine.com
http://vaccinationdangers.wordpress.com
http://www.philipincao.com
http://vran.org
http://www.themothermagazine.co.uk
http://www.arnica.org.uk/resources.html
http://www.thenhf.com/page.php?id=9
http://www.beyondconformity.co.nz/sites-of-interest
http://www.thinktwice.com
http://www.cryshame.com
http://www.vaccineriskawareness.com
http://www.drtenpenny.com
http://www.vaccine-side-effects.com
http://www.fourteenstudies.org
http://www.vacinfo.org
http://www.informedparent.co.uk
http://www.vaclib.org
http://www.jabs.org.uk
http://www.vactruth.com
http://www.jayne-donegan.co.uk
http://www.whale.to/vaccines.html
________________

OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar – VİDEO

OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar – VİDEO

Cady Wellness Institute’ta biyo-medikal tedavi danışmanlığı yapan ve Vaxtruth.org adlı websitesinin kurucusu Marcella Piper-Terry’den, tamamen resmi dokümanlar ve yayımlanmış bilimsel çalışmalara dayalı olarak hazırlamış olduğu “OTİZM: Aşılar Üzerine Soru ve Cevaplar” başlıklı sunumu izleyeceksiniz.

Sunumda ele alınan konular:

1. En tehlikeli 4 aşı nedir, bu aşılarla ilgili sorunlar nelerdir?

2. Aşılar – Otizm ilişkisine dair şu ana kadar yapılmış çalışmalar nelerdir, bu çalışmalarla ilgili ne tip sorunlar bulunmaktadır?

3. CDC’nin kendi bilimadamları arasından çıkan ihbarcı kimdir, neleri ifşa etmiştir ve neden konu medyaya yansımamaktadır?

4. Aşılarda adjuvan olarak kullanılan Alüminyum ilgili olarak bilimsel çalışmalar bize ne demektedir?

5. Dünyada uygulanan farklı aşı takvimleri var mıdır, ABD’nin takviminden farkları nelerdir?

Sunumda yer alan bilimsel çalışmaların orijinallerine erişim sağlamak isteyen izleyiciler için bu çalışmalardan birkaçı:

Influence of pediatric vaccines on amygdala growth and opioid ligand binding in rhesus macaque infants: A pilot study.

Do aluminum vaccine adjuvants contribute to the rising prevalence of autism?

International Comparisons of Infant Mortality and Related Factors: United States and Europe, 2010

Acellular pertussis vaccines protect against disease but fail to prevent infection and transmission in a nonhuman primate model

Rapid Increase in Pertactin-deficient Bordetella pertussis Isolates, Australia

California Department of Public Health – July 2011 B. parapertussis Infection: Public Health Recommendations

Acellular pertussis vaccination enhances B. parapertussis colonization

CANLI VİRÜS AŞILARI HAKKINDA BİLİM NE SÖYLÜYOR – VİDEO

CANLI VİRÜS AŞILARI HAKKINDA BİLİM NE SÖYLÜYOR – VİDEO

Ed-Not: Bu yazı ve video çalışması TDDP tarafından hazırlanmıştır.

Taş Devri Diyeti Platformu (TDDP) haziran ayı ortasında Dr.Miller’ın alternatif aşı takvimini paylaşmıştı!

Dr. Miller thimerosal ve canlı virüs içeren aşılardan kaçınmayı tavsiye ediyor, çocukların beyin gelişiminin %80’inin gerçekleştiği ilk iki yaşta beynin bağışıklık hücreleri olan mikrogliyaların aşılama sonucunda aşırı uyarılarak nöronlara ve bağlarına zarar verebilen kimyasalllar ürettiğini, bu nedenle iki yaşa kadar aşı yapılmaması gerektiğini, takip eden dönemde ise D, T, aB ve P aşılarının uygun tiplerinin karma olarak değil tekli ve araya altı ay boşluk koyarak yapılmasını öneriyordu.

Genel olarak çok beğenilen bu paylaşımımız aşı karşıtı bir paylaşım olmamasına rağmen bazıları hekim olmak üzere bazı takipçilerimizden tepki aldı. Bu takipçilerimiz sürü bağışıklığından, aşılanmış çocukların sayısının çok olmasının aşılanmamış olan çocukları da koruduğundan, bulaşıcı hastalık salgınlarına aşılanmamış çocukların yol açtığından , aşıların sağlık faydalarının zararlarından fazla olduğundan bahsediyorlardı.

Tepki gösterenlerden bazıları bu paylaşımı bilime aykırı buluyor, bir yandan bilimden söz ederken diğer yandan bilime aykırılıktan ziyade adeta kutsallarına dokunulmuş gibi hakaret ve nefret söylemleri kullanıyorlardı.

Peki paylaşımımız sahiden bilime aykırı mıydı? Hatırlayacağınız üzere Dr. Miller bütün aşılara değil faydasını ve zararını tartarak sadece thimerosal içeren aşılara ve canlı virüs aşılarına karşı çıkmıştı. Acaba bilim canlı virüs aşıları hakkında neler söylüyordu?

TDDP özellikle hekim takipçilerimizin yararlanması için bu konudaki hakemli makaleleri, CDC, FDA gibi ABD’de bulunan bilimsel otoritelerin görüşlerini toparlayan bir değerlendirme videosunu Türkçe’leştirerek ekte bilginize sunmaktadır.
Bu videoda yer alan bilgiler canlı virüs aşıları konusunda gerçek bilimin aşı propagandistlerinin inanmamızı istediğinden oldukça farklı ve ezber bozucu şeyler söylediğini göstermektdir, bir kaç çarpıcı örnek vermek gerekirse:

-Sürü bağışıklığı önermesi canlı virüs aşıları için geçersizdir ve önermenin tam tersi geçerlidir! Canlı virüs aşıları ile aşılanan çocuklar (henüz) aşılanmamış çocuklara hastalık bulaştırarak salgınlara yol açabilmektedir!

-Bazı hastalıklar bazı yaş gruplarında aşılanmamış çocuklar arasında değil aşılanmış çocuklar arasında (aşıya rağmen) görülebilmektedir!

-Canlı virüs aşılama kampanyalarının ilk başlatıldığı dönemde aşının yol açtığı salgın hastalıklar çok artmaktadır.

Örneğin Hindistan’daki ağızdan çocuk felci aşı kampanyasından önce 50’nin altında çocuk felci vakası görülürken , aşılama kampanyasının ardından akut flasid paralizi (NPAFP) vaka sayısı 47.500’e çıkmıştır. Polio paraliziyle (çocuk felciyle) klinik açıdan aynı olmakla birlikte iki kat ölümcül olan NPAFP’nin görülme sıklığı, alınan oral polio dozlarıyla (çocuk felci aşısı sayısıyla) doğru orantılıydı.

Yani Hindistan’da canlı virüs aşısı ile çocuk felci aşı kampanyası yapılmasaydı bin senede sakatlanabilecek kadar çok çocuk, aşı kampanyası nedeniyle sadece bir kaç sene içerisinde sakatlamış, bunun arkasından çocuk felci vaka sayısının çok azalmış olması başarı olarak sunulmuştu. Bunun bilime ve vicdana ne kadar uygun bir kampanya olduğunu takipçilerimizin takdirine bırakıyoruz! Eğer çocuk felci aşı kampanyası yapılacaksa batı ülkelerinde olduğu gibi canlı virüs içermeyen aşılar ile yapılmalıydı.

-Canlı virüs aşıları biyolojik süreçlerle elde edildiği için aşı dışı virüslerle kirlenebilmektedir, bu virüslerin bazıları sessiz ve tümörojen virüsler olabilmektedir.

-Bugün gelişmiş ülkelerde ağızdan çocuk felci aşısı (yani canlı virüs aşısı) ekteki videoda sunulan olumsuz vaka örnekleri nedeniyle artık uygulanmamaktadır! Peki Rotavirüs, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su çiçeği ve Grip gibi canlı virüs aşıları niçin uygulanmaya devam edilmektedir?

TDDP

Dr. Miller’ın alternatif aşı takvimi
Orijinal Video