Yalanlar, Kuyruklu Yalanlar ve Dr. PrOffit

Yalanlar, Kuyruklu Yalanlar ve Dr. PrOffit

proffit

“Bir bebeğin bağışıklık sistemi 10,000 aşıyı birden kaldırabilir.” — Aşı yobazı, Paul Offit

Aşağıdaki videoda endüstrinin bir numaralı sözcüsü, aşı [RotaTeq] milyarderi Dr. Offit’i herzamanki gibi yalan üzerine yalan sıralarken göreceksiniz.

Kendi kendini aşı, otizm uzmanı ilan etmiş, Amerika’da eyalet eyalet gezdirilip doktorlara, tıp talebelerine aşı hakkında ders veren bu pediyatrist nedense bir türlü canlı bir TV programında bir başka uzmanla tartışmaya yanaşmıyor 15 yıldır.

Bu defa sanal tartışma platformu yaratılmış; Dr. Boyd Haley, Offit’in sorulara [ezberden] verdiği yanıtları yorumluyor.

Bizim için en önemli noktalar:

1. HAYIR, cıva aşılardan tamamen çıkartılmış filan değil! Her zamanki gibi kelime oyunu yapıyorlar!

Aşı üretiminin son safhası olan, sıvıyı flakona koyup ağzını kapatma aşamasında koruyucu olarak eklenen son doz thimerosal artık eklenmiyor grip aşıları ve bir iki difteri-tetanoz aşısı dışında.

FAKAT, aşı üretim aşamasında thimerosal’u HALA kullanıyorlar bakteri, mantar vs üremesini engellemek için ve eskiden kullanılan oranın 10’da biri kadar olsa da, hala aşılarda CIVA MEVCUT.

2. Türkiye gibi ülkelere satılan özellikle Hepatit B aşılarında thimerosal zaten var, prospektüsü kontrol etmeden asla yaptırılmasına izin vermeyin.

Ve thimerosal’lı aşı üretimi de satışı da alımı ve kullanımı da kanunen yasaklanmış filan değil!

Amerika’da dahi salt daha ucuz diye bu cıvalı aşılar veriliyor HALA bazı yerlerde. Insert’ü kontrol edin.

3. Cıvanın toksik etkisi 1’ken, diyelim alüminyum, kurşun, kadmiyum gibi diğer metallerden biriyle dahi aynı ortamda bulunması durumunda etki 100’e çıkıyor!
Otizmli çocukların kanında anormal düzeyde hangi metaller bulunuyordu?? Kurşun, cıva, alminyum, kadmiyum, yanında bir de arsenik??

4. Dr. Haley cıvanın bağırsak, kalp ve damar zarlarında nasıl “geçirgenlik” yarattığını anlatıyor. Patlayan gıda alerjilerini, otoimmün hastalıkları, Alzheimer’sı, türlü bağırsak hastalıklarını düşünün…

5. Şayet çocuğunuza grip aşısı da dahil takvimde önerilen her aşıyı yaptırıyorsanız [Amerika’da], eskiye oranla daha az değil, 1985’teki cıva oranıyla AYNInı çocuğunuz alıyor, üstüne bir de alüminyum yükleniyor demektir. Aşı yalancılarının neden sürekli, “eh aşılardan cıvayı çıkarttık(!) ama otizm daha da arttı” kartının ardına sığınmaya çalıştığını ve bunun nasıl bir aldatmaca olduğunu umarım görebiliyoruzdur artık.

Her şey PR’dan ibaret. Bu insanlar bilim icra etmek, sizin ve çocuğunuzun sağlığını korumak için didinmiyorlar. Tıpkı politikacılar gibi demogoji, duygu sömürüsü ve YALANLARla insanların gözünü bağlıyorlar. Şimdi uyanmazsanız bir sonraki nesil için çok geç olacak!

Altyazıları göremiyorsanız, sağ alttaki CC kutucuğuna tıklayın lütfen.

Video transcriptini ise aşağıda görebilirsiniz.

 

https://www.youtube.com/watch?v=zQR3qLSq55w

 

Aşılar . . .
Güvenli ve etkili midirler?
Dr. Paul Offit’in yanıtı EVET.
Dr. Boyd Haley’nin yanıtı ise HAYIR.

Dr. Offit’e göre insanlığı yığınla enfeksiyonel hastalığın istilasından koruyan tek şey aşılar; evet, bazılarımız aşılardan zarar görüyor görmesine,ancak toplumun büyük çoğunluğu da hastalıktan korunmuş oluyor.

Dr. Haley, aşıların hastalıktan korumada hiç de etkili olmadığını, ve aynı zamanda, yürürlükteki ‘çocukluk çağı aşı programı’nın koca bir neslin özürlü hale getirilmesinin müsebbibi olduğunu söylüyor.

AŞILAR

Çağımızın en şaibeli tıbbi uygulaması hakkında sanal bir tartışma

Soru: Bir pediyatr olarak moleküler biyoloji olsun, beyin veya diğer benzer konular olsun bilginizi geliştirmek için bir çalışmanız olmuyor, öyle mi?

[Paul Offit, Tıp Hekimi, Ruhsatlı Aşı Mucidi, Philadelphia Çocuk Hastanesi Enfeksiyonel Hastalıkları Dalı Başkanı]

Diyelim kafa travması geçirmiş veya beyin hasarı oluşmuş bir çocuk başka bölüme sevk ediliyor, siz görmüyorsunuz, değil mi?

Dr. Offit: Hayır, ben burada enfeksiyonel hastalıkları ana bilim dalı başkanıyım. Biz burada, enfeksiyonel hastalıklar bölümünde; ağır, kronik, geçmeyen veya ne olduğu bilinmeyen enfeksiyonel bir hastalık nedeniyle hastaneye yatmış veya dışarıdan, çözümlenemediği için pediyatristi tarafından hastanemize sevkedilmiş çocuklara bakıyoruz.

Dr. Haley: Dr. Paul Offit gibi insanlarla ilgili asıl sorun şu; toksikoloji konusunda hiçbir(!) eğitimleri yok.

[Dr. Boyd Haley, PhD, Kentucky Üniversitesi, Kimya/Biyokimya Emeritus Profesörü]

Tıp hekimlerinin, vücuda belirli miktarda zerk edilecek ‘thimerosal’ (cıva) gibi zehirli bir kimyasalın toksik etkiye yol açıp açmayacağı hakkında yorum yapabilecek seviyede toksikoloji bilgisi yoktur. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için gerekli eğitimleri yok bir kere.

Dr Offit: Aşıyla bir taşla iki kuş vuruyoruz bakın; doğal enfeksiyonun yaratacağı immün yanıtın aşağı yukarı aynını(!) oluşturduğumuz gibi, bunu bir de doğal enfeksiyondaki bedeli ödemek zorunda kalmadan yapmış oluyoruz.

Dr. Haley: Bu kesinlikle doğru değil.
Hastalığı doğal yoldan kapıp geçirdiğinizde oluşan immün yanıtla aşının oluşturduğu immün yanıt arasında büyük(!) fark var.
Misal olarak, kızamık aşısı oldunuz diyelim, aynen kızamık kapabiliyorsunuz, insanlar bunu yaşıyor.
Kızamığı doğal yoldan geçirdiniz diyelim, bir daha kızamığa yakalanma ihtimaliniz yok.

Dr. Offit: Bir taşla iki kuş; kızamık virüsüyle bir daha karşılaştığınızda size koruma sağlayacak immün yanıtı oluşturuyorsunuz, fakat doğal kızamık enfeksiyonunun bazen pahalıya mal olabilen bedelini(!) ödemek zorunda değilsiniz.

Dr. Haley: Çoğu Amerikalının inanmak istediği senaryo tabii bu; ancak gelin görün ki, Amerika Birleşik Devletleri olarak dünyanın en erken, en sık ve en fazla sayıda hastalığa karşı aşı uygulayan ülkesi olmamıza rağmen,
en modern 43 dünya ülkesi arasında en yüksek yenidoğan ölüm oranına sahip ülkeyiz.
Çocuklarımızı koruma başarısında nal toplamış, en geride kalmış durumdayız.
Hal böyleyken haklı olarak şunu soruyoruz; kullandığımız aşılar enfeksiyonel hastalıkları ve bunlardan dolayı oluşacak ÖLÜM vakalarını önlüyorsa, Amerikan çocuklarını, dünyanın en yüksek bebek ölümü oranlarından birine sahip olacak şekilde patır patır öldüren şey nedir?

Dr. Offit: Boğmaca veya (boğmacadaki kadar olmasa da) difteri gibi hastalıklara baktığınız zaman hakikaten de doğrudur(!), ülkede sanitasyon ve hijyen seviyesinin artmasıyla bu hastalıklarda BİR MİKTAR azalma olmuştur,
ancak aşılar(!) devreye girene kadar öyle ÇOK büyük çaplı düşüşler görmüyorsunuz veya hastalıklar kendi kendine ortadan kalkma seviyesine gelmiyor.

Dr. Haley: Söylediği kesinlikle yanlış ve eldeki veriler de bu “varsayım”ında yanıldığını ortaya koyuyor.
Kayıt tutmaya başlanılan 1900’lü yıllara giderseniz, 1900-1910’lu yıllar ile 1940-1950’li yıllar arasındaki dönemde pekçok enfeksiyonel hastalığın ölüm oranlarında esaslı(!) düşüşler kaydedildiğini, hiçbirinin de o dönemde aşısı filan olmadığını(!) görüyoruz.
Ölüm oranlarında %90’ın üzerinde düşüş var zaten. Yani ölümde ESAS azalma aşılar devreye girmeden ÖNCEKİ dönemde.

Boğmaca

ABD, Boğmacadan Ölüm İstatiskleri, 100,000’lik ölçekte – Aşının yaygın kullanıma giriş tarihi 1940’ların sonu.

 

Pertussis, yani BOĞMACAya ait ölümleri gösteren bu çizelge ‘ABD Önemli Tarihi İstatistikler’ arşivinden olup, aşının geniş kitlelere uygulanmaya başlandığı 1940’lı yıllardan ÇOK ÖNCE, boğmaca ölümlerinde zaten büyük çaplı düşüş yaşanmış olduğu görülüyor.

Ölüm oranı 1918 [Büyük İspanyol Gribi Salgını’nın yaşandığı yıl!]‘de YÜZBİNde 17’den, yaygın kullanımı ancak 1940’ların sonuna denk gelen aşıdan önce(!) YÜZBİNDE 2’nin de altına düşmüş durumda.

difteri

New York şehri Difteriden Ölüm İstatistiği – Difteri anitotksininin devreye giriş tarihi 1895.

 

New York şehrinde 1880 – 1911 yılları arasında bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm vakalarını gösteren bu grafiğe göre, mavi çizgiyle gösterilen DİFTERİ ölümleri, 1882’deki yüzbinde 175 noktasından 1911’de hızla yüzbinde 25’in altına düşmüş durumda.

Krup [larenks difterisi]’ne bağlı ölümlerin de aynı dönemde hızla düşüşe geçtiği görülüyor, halbuki krubun aşısı bile yok!

difteriaşı

ABD Ölüm İstatistikleri, 100-000’lik ölçek – Difteri aşısının devreye girdiği tarih 1920

 

Bu ‘ABD Ölüm Oranları’ grafiğinde, aşı 1920’de devreye girmeden ÖNCE, difteriye bağlı ölümlerin YÜZBİNDE 15’in altına düşmüş olduğu görülüyor.

aydifteri

1907 için yüzbinde 16, 1919 için yüzbinde 17 olan boğmacadan ölüm oranı, 1951’e gelindiğinde 1’in ALTINA düşüyor.

Aşı 1940’lı yıllarda kullanıma alınıyor, ancak ölüm oranlarında görülen hatırı sayılır düşüş, aşı devreye girmeden ÇOK ÖNCE gerçekleşmiş durumda zaten.

kızamıkpic

ABD’de kızamıktan ölüm oranları, 100,000’lik ölçek – Aşının devreye giriş tarihi 1963

 

KIZAMIK -yeşil çizgi – 1940’da, yani aşının ilk kullanıma girdiği 1963 yılından tam 25 koca yıl(!) önce,  yüzbinde 2’nin(!) altına düşmüş durumda!

tifo

ABD, Tifo ve Kızıldan Ölüm Oranları – 100,000’lik ölçek – AŞI YOK

 

TİFO -lacivert çizgi-  ve  KIZIL -kırmızı çizgi- AYNI dönemde, aşıları OLMADIĞI halde(!), aynı şekilde hızla düşüyor.

5li

“5’li karma” grafik! Kızamık, kızıl, tifo, boğmaca, difteriden ölüm oranları – 100,000’lik ölçek, ABD

 

Bu grafik, 5 hastalığın birden ölüm oranlarındaki düşüşü gösteriyor; kimi aşıdan ÖNCE düşüş gösteriyor, kimi ise AŞISIZ, kendiliğinden düşüyor.

Dr. Haley: Bu aşı programının Amerikan halkına kaça mal olduğundan bahsedecek olursak, aşılara milyarlarca dolar harcıyoruz! Milyarlarca dolarlık bu paranın hijyene, iyi/sağlıklı yiyeceğe ve belki ihtiyacı olan bölgelere antibiyotik teminine harcanması daha faydalı olurdu. Çünkü bana göre bu ülkede bulaşıcı hastalıkların azalmasında antibiyotikler ve hijyenin payı, aşı programına göre kat kat fazladır.

Dr. Offit: Philadelphia’da yaşıyorum ya, o yüzden hastanemiz de benim söylediklerimden alıntılar kullanıyor tabii… bu soruya kısa cevap şu; “bir önlem, bin tedaviye bedeldir”.
Bu hep böyledir; iyileştirmek zorunda kalmaktansa hastalığın önüne geçmek her zaman evladır.

Dr. Haley: Katılıyorum buna. Benim de yapmaya çalıştığım, vücutlarına zerk edilen cıvayla bebeklerin ölmesinin ve hastalanmasının önüne geçmek zaten.

Dr. Offit: Bence aşılarla gurur duyabiliriz, çünkü ASİE – aşı sonrası istenmeyen etki- yakalama sistemi gibi bir mekanizma ilaçlar için bile yok açıkçası.

Dr. Haley: Valla, etkin şekilde çalışan böyle bir sistemin aşılar için de mevcut olmadığını düşünüyorum ben. Kendisi madem aşıların bunca güvenli olduğuna kani, dünyanın en erken ve en yoğun şekilde aşılanan ülkesinde yenidoğan ölümlerinin bunca fazla olmasını nasıl açıklıyor acaba? Bizden ÇOK daha AZ aşılayanlara göre ÇOK daha FAZLA hem de . . . Üstelik de aşıları bize göre çok daha GEÇ vermelerine rağmen çocuklara.

Dr. Offit: Bence aşılar ÇOK güvenli. “Güvenlidir” x “Güvenli değildir” zıtlaşmasına takılıp kalıyoruz genellikle.
Fakat bana kalırsa “çok güvenli” demek daha hakkaniyetli olur, çünkü aşılar, vücutta bir “etki” yaratan diğer HER ŞEY gibi, “yan etki” yaratma kapasitesine de sahip ve aşıların yan etkileri elbette ki var.
Ancak tabii sağladıkları faydanın yol açılacak zarardan ÇOK daha fazla olduğu aşikardır denebilir. Ve ne yazık ki aşının taşıdığı riskler halk tarafından çoğu kez yanlış anlaşılmakta.

Dr. Haley: Aşıların en ufak bir zarar vermemesi, tamamen güvenli olması lazım! Toksik olduğu bilinen(!) HİÇBİR şey bir bebeğin bedenine zerk edilmemeli. Bebeğin sağlığıyla oynamış, sağlığını riske atmış olursunuz
Bunca zaman yaptığımız şey de bu işte; alüminyum ve (etil)cıva zerk ediyoruz bu çocukların bedenlerine, bunun yanında bazı aşılarla domuz, inek, tavuk vs gibi hayvan DNA’sı parçacıkları da zerk ediyoruz, bunların güvenli bir tarafı olamaz.

Soru:        Aşılar otizme yol açar mı?
Dr. Offit:  Hayır, aşılar otizme yol açmaz.
Soru:       Yüzde yüz eminsiniz?
Dr. Offit:  Yüzde yüz eminim.
Peki.
Dr. Offit: Ne mantığa ne biyolojiye sığıyor çünkü böyle bir şey. Zaten elimizde de bir dolu EPİDEMİYOLOJİK çalışma var bunun aksini KANITLAYAN.

Dr. Haley: Otizm epidemisine çocukların maruz kaldığı thimerosal (cıva)’nın yol açtığını düşündürtecek son derece mantıklı nedenleri var.
İlk olarak, aşılar ve diğer biyolojik ürünlerde organik cıva kullanımına geçilmeden önce ortada otizm diye bir şey yoktu.
Otizme dair ilk bildirimler 1941’de geliyor; cıvanın aşılar ve diğer biyolojiklerde kullanılmaya başlandığı tarih ise 1933 veya o civarda bir tarih.
Otizm epidemisinin ABD’de ilk tırmanışa geçtiği tarih olan 1988’e baktığınızda, oranların BÜTÜN eyaletlerde birden arttığı görülüyor.
Alaska, Hawaii, Kaliforniya, Florida, Maine ve diğer tüm eyaletler . . .
İşin içinde çevresel bir toksinin parmağının olması lazım. Çünkü otizmin GENETİK faktörlere DAYANMADIĞI ortaya konulmuş durumda.
Daha önce var olan bir şey değil bu ve genetik salgın diye bir şey olmaz.
Toksin hasarına genetik yatkınlıktan bahsedebiliriz, ki sisteme yeni toksini verdiğinizde, işte o zaman salgını oluşturabilirsiniz.
Bence otizmin salgını da bu şekilde oluşmuştur.
Bunlar, yeni bir toksine maruz kalmış, genetik açıdan zarar görmeye müsait insanlar.
Biz de, CDC’nin öngördüğü aşı programının devreye girmesiyle birlikte 50 eyalette birden, aynı anda aynı örüntüyle otizm vakalarının patlak vermesine yol açanın, ‘Thimerosal’ (cıva) olduğunu düşünüyoruz işte.
Bu birincisi . . .
İkincisi ise, bu toksin ne olabilir acaba?
Hani kömür yakan termik santral filan deseniz ülkenin her yanına eşit şekilde yerleştirilmiş olmaları lazım.
Bunun, çocuğun 2 YAŞINDAN ÖNCE maruz kaldığı bir toksin olması lazım, zira ortalama teşhis alma yaşı 4.5 yaş… O zaman bu toksin her neyse, çok çok erken maruz kalmış olmaları lazım.
Aşı programı bu profile uyuyor!
Ayrıca bunun kız çocuklarına göre erkekleri daha fazla etkileyen bir toksin olması da lazım.
Thimerosal (cıva), HİÇ şüphesiz ki, dişiye oranla erkek cinsini kat be kat daha fazla etkilemektedir.
Dördüncüsü, biyolojik etkilerin TÜMÜNE bakmak gerekir.
Dr. Offit, şayet thimerosal ya da cıva sebep olamaz diyorsa, otizmin biyokimyasal mekanizması ile ilgili CEHALET içinde demektir.
Zira hem biz hem de başkaları tarafından ortaya konulan çalışmalar, ki bunlar arasında Alman, Polonyalı, Japon, Koreli bilimadamları var, Thimerosal’ün otizmde görülen biyokimyasal anomalilerin AYNINI oluşturduğunu göstermiştir.

Dr. Offit: Aşıların HERHANGİ bir şekilde otizmle ilişkisi var deyip de bunu epidemiyolojik(!) çalışmaların hiçbirinde gösteremiyorsanız iddianız geçersiz demektir.
Yok ki bulabilesiniz bu ilişkiyi zaten.
Gerçek şu; aşılar otizme yol açmaz.

Soru: Peki ama bütün bu anne-babalar niye “aşıları vurdurduk, sonra, hatta aşılardan hemen(!) sonra çocuğum otistik oldu”, diyor o zaman?

Dr. Offit: Kesinlikle anlaşılabilir bir durum bu esasında..
Anne-babanın açısından bakarsanız çocuklarının sağlığı yerindeydi, aşı vurdurdular ve çocukların sağlığı bozuldu…
Ancak soru şu: Buna AŞILAR mı neden oldu??
Sırf bir olay diğerinden sonra(!) oldu diye bunlardan birinin diğerine yol açtığını söyleyemezsiniz ki.
Bu gibi soruların yanıtını bulmak için yapılıyor işte uygun tipte(!) çalışmalar.

Dr. Haley: Thimerosal’ün inanılmaz derecede toksik olduğunu gösteren su geçirmez kanıtlar ortada.
Ölçülebilir EN KÜÇÜK dozda, kültürdeki her ne tip hücreye verirseniz verin, hangi hayvana zerk ederseniz edin, yavru hayvanın cildine sürseniz dahi öyle büyük zehirlenme geçiriyorlar ki hepsi ölüyor.

Soru: Peki, diyelim Chicago’da sağlık sisteminde kaydı olan, aşısız ve aynı zamanda otizmsiz bir topluluk var mı diye baksak, sorunun cevabını bulamaz mıyız?

Dr. Offit: Chicago’da aşılanmamış, evokulunda öğrenim gören bir nüfus grubuna bakıp, sonra bunları civarlarında yaşayan ve aşılanma oranları OLMALARI GEREKEN düzeyde olan diğer gruplarla karşılaştıracasanız eğer,
böyle bir çalışma ancak geleceğe dönük olarak yapılabilecektir ve bu çocukların bakımlarında farklılıklar olabileceğini de çalışmada gözönüne almanız gerekecektir.

Yani, sonuçta evet, böyle bir çalışma yapılabilir ama bu hiç de ETİK bir çalışma olmayacaktır! Her şeyden önce çocukları aşısız bırakmak ETİĞE SIĞMAZ! Yoksa çocuklar aşıyla önlenebilir(!) hastalıklardan ÖLEBİLİR!
Peki bu olduğunda bunun SORUMLUSU kim olacak?!

Dr. Haley: İmmünoloji dalındakilerin ve aşı programı çalışanlarının yapmaya hiçbir şekilde yanaşmadıklar ve var güçleriyle karşı koydukları tek çalışma bu;
aşılanMAmış, thimerosal’a maruz kalmamış nüfus gruplarıyla AŞILI, cıva almış nüfus gruplarındaki otizm oranlarının karşılaştırması.
Bu çalışmayı yapmamak için ne gerekiyorsa yapacak, size olmadık bahanelerle geleceklerdir.
Bu aktardığınız bahanenin ipe sapa gelir yanı yok;
Gayet basit şekilde sistemden girip genel popülasyondan aşılanmamış geniş çapta bir gruba dair verileri alabilir bu insanlarda otizm var mı yok mu, oranlar nedir görebilirsiniz.
Devletin elinde VAR bu veriler, talep edip alabilirler.
Gelin görün ki aşı üreticileri ve aşıdan para kazanlar buna bakılmasını istemiyorlar, zira bu veriler dün de bugün de aynı şeyi gösteriyor, yarın da aynı şeyi gösterecek;
aşı olmamış veya thimerosal’e maruz kalmamış olanlardaki otizm oranı aşılıların yanında solda sıfır kalıyor.

Dr. Offit: Esasında bu çalışma Amiş cemaatinde yapıldı da ve Amişlerdeki otizm oranının da civar nüfus gruplardakiyle muhtemelen(!) tıpa tıp AYNI olduğunu öğrendik.
Hatta otizmli Amiş çocuklara özel klinikler var! Demek ki orijinal hipotezimiz yanlışmış!

Dr. Haley: UPI haber ajansından Dan Olmsted Pensilvanya’nın Lancester şehrine gidiyor o kliniklerde otizmli Amiş var mı bakmak için.
Amişlerin genele göre çok daha az aşı yaptırdıklarını şahsen biliyorum, çoğu insan gibi bebeklerini hastanede bile doğurmuyorlar.
Bu da, büyük çoğunluğunun doğumda vurulan aşıyı almadıkları anlamına gelir.
Peki Amişlerdeki otizm oranları neymiş diye bakıyor Olmsted, ve tek tük vaka bulabiliyor.
Onlar da AŞILANMIŞ olanlar çıkıyor. O yüzden de bana kalırsa bu opsiyon hala açıktır.

Şunu da belirteyim, aradan geçen zamanda bir çalışmaya, hatta epidemiyolojik bir çalışmaya da rastladım; çocuklarına evde öğrenim veren ebeveynlere form gönderiliyor ve çocukları aşılı mı aşısız mı, tıbben otizmzatürre vs gibi herhangi bir sağlık sorunları var mı, cevaplamaları isteniyor.
Bu çalışmadan çıkan sonuç şu; aşısız çocuklar aşılılardan ÇOK DAHA SAĞLIKLI. Otizm, astım gibi sorunlar da bu çocuklarda ÇOK daha az. Aşılıların örneğin, ileride ZATÜRREye yakalanma ihtimalleri ÇOK daha YÜKSEK çıkıyor.
Hastane ziyaretleri filan da daha fazla bu çocukların.

Soru:        Thimerosal hakikaten aşılardan çıkartılmış durumda mı?
Dr. Offit:   Evet.
Soru:        Tamamen mi?
Dr. Offit: – Iııh, çoklu doz flakonlar halinde hazırlanan influenza (grip) aşıları, ki 2 yaş üstündeki çocuklara verilir, koruyucu seviyesinde Thimerosal ihtiva edebilir.
Ve sanırım bir de DT – Difteri, Tetanoz aşısında var yine koruyucu seviyesinde, hepsi bu!
Etilcıvayı aşılardan, hele hele 2 yaş altında verilen TÜM çocuk aşılarından kaldırmış olmamıza RAĞMEN, koruyucu seviyesinde etilcıva bile almıyorlar, otizm oranları düşeceğine daha da arttı?!

Dr. Haley: Her şeyden önce, bu söylediği doğru değil. Thimerosal AŞI ÜRETİM SÜRECİNDE HALA KULLANILMAKTA, son aşamada koruyucu olarak ekstradan ilave edilmiyor artık, hepsi bu.
Ancak aşılarda HALA thimerosal bulunuyor, eskiden koydukları miktarın ONDA BİRİ kadar HALA VAR.
Ve 6 aylık çocuklara önerdikleri grip aşılarında olduğu gibi, çok dozluk [büyük] flakonlar halindeki aşıların hepsinde(!) hala thimerosal mevcut!
Bebeğinize gidip mahallenizdeki kilinikte grip aşısı yaptırıyorsanız, bolus doz cıva alıyor demektir.
Oldukça yüksek seviyede cıvadan bahsediyoruz: doz başına 12.5 mikrogram.
EPA’nın ‘balık yendiğinde’ aşılmaması gereken cıva miktarı için koyduğu standartlara bakacak olursanız, bir bebeğin bu dozda cıvayı zarar görmeden alabilmesi için 125 kg olması lazım.
Thimerosal’lu aşı yapmak kanunen yasaklanmış filan değil bakın.
Bir HMO (sağlık hizmeti veren özel şirket) aşı üreticisi firmaya veya eyaletin halk sağlığı kurumuna gidip, “aşı satın almak istiyoruz ama en ucuzunu istiyoruz, çünkü bütçemiz müsait değil”, diyebilir.
“Bulunduğumuz eyalette, kurumumuza bağlı sağlık hizmeti alan çocuklarımız için bu thimerosal’lu [UCUZ] aşıları satın alabilir miyiz?”
Yanıt, evet, alabilirler! Yasaya aykırı filan değil bu.
Sonuçta thimerosal’suz aşıları tercih edip etmemek bu şirketlerin elinde ve siz de onlara itimat etmiş oluyorsunuz bu kararda.
Ve herzaman thimerosal’sız aşıları tercih etmediklerini de biliyoruz!
Çünkü beni arayan anneler soruyor, “Dr. Haley, çocuğumu aşılatmak zorundayım, ne yapmam lazım?
Aşının ürün bilgisini göstermelerini talep edin, diyorum onlara.
Aşının thimerosal’suz olup olmadığı ancak bu belgeden kesin olarak anlaşılabilir.
Kağıtta “koruyucular” başlığı altına bakıyorsunuz ve thimerosal geçiyor mu, bakıyorsunuz.
Geçtiğimiz son birkaç yıl içinde öyle çok anne geri arayıp, “çocuğuma vermek istedikleri aşı thimerosal’lu çıktı” dedi ki…
Sonuç olarak, Amerikan çocuklarının thimerosal’a maruziyetinin ortadan kaldırılmış olduğuna dair hiçbir kanıt yok ortada.
İnsanları, benim gibileri yatıştırmak için söyleyip durdukları bir şey bu sadece.

Soru: Boyd Haley ya da Calgary Üniv’den biriydi sanırım, ha evet Kanada’dan gelen çalışmaydı ama Boyd Haley de aynını gösterdi,
salyangozların beyin nöronlarını alıp farklı ağır metallerle dolu solüsyon veriyorlar nöronlara ve kamera çekimiyle nörona cıvalı solüsyon verildiğinde nasıl parçalandığını gösteriyorlar.
Benim anladığım kadarıyla bu kullanılan, tepkimeye girmemiş metalik (elemental) cıva ama emin değilim, yanlışsa düzeltin lütfen, ve ayrıca bu karışıma bir de alümimyum eklediklerinde reaksiyonu katalize ettiğini söylüyorlar.

Video: Burada, salyangoz beyin dokusundan alınmış canlı beyin nöronu aksonunu büyüme konisi aktivitesi uyarınca linear büyüme gösterirken görüyoruz. Büyüme konilerinin salyangozdan insana, tüm hayvan türlerinde tıpatıp aynı yapı ve davranış özellikleri gösterdiğinin ve aynı yapıda proteinleri kullandıklarının bilinmesi önemli. Bu deneyde, yine salyangoz beyin dokusundan alınmış nöronlar birkaç gün boyunca kültürde büyütüldükten sonra, Takip eden 30 dakika boyunca, akson membranının hızla dejenerasyona uğrayıp ardında, ekranda görünen çıplak kalmış bir sinir telciği bıraktığı görülüyor. Oysa, aynı konsantrasyona ilave edilen alüminyum, kurşun, kadmiyum ve manganez gibi diğer ağır metaller bu etkiyi GÖSTERMİYOR.
Elde edilen bu yeni bulgular, cıvanın nasıl nörodejenerasyona yol açtığına dair önemli görsel kanıtlar ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, bu çalışma, çok düşük seviyede cıvanın hakikaten de beyinde bu nörodejeneratif prosesi başlatabilecek presipitan bir faktör olduğuna dair İLK DİREKT KANIT olmuş oluyor.

Soru: Bu çalışmadan haberdar mısınız? Başka şekilde bir açıklama getirmek istersiniz ya da?

Dr. Offit: Yo yo, tıp tarihine bakacak olursanız bence hücre üzerinde yapılmış laboratuvar çalışmaları olsun veya kobay hayvanlar üzerinde yapılmış deneyler olsun, bunların çocuklarda ortaya çıkacak etkiyi her zaman tahmin edemediğini görürsünüz.

Dr. Haley: Bilme bakmayalım diyor yani.
Her zaman birebir aynı etkiyi tahmin edebiliyor muyuz? Elbette ki hayır.
Ancak esas olarak, herhangi bir materyalin toksik etkiye sahip olup olmadığını çoğu zaman açıklayabiliyor, tıpkı bu çalışmadaki gibi, görülen etkiyi biyolojik olarak açıklayabiliyoruz laboratuvar deneyleriyle.
Calgary’den gelen bu çalışma, benim çalışmalarımı da aynen destekliyor ve şunu gösteriyor; Cıva, normal insan beyni dokusuna verildiğinde, Alzheimer’slı beyinle aynı biyokimyasal anomalileri oluşturuyor.
Bu da, cıvaya maruziyetin, her neden kaynaklıyor olsursa olsun Alzheimers’a fazlasıyla müsait kişiler için çok önemli boyutta etkisinin olacağı alamına gelir.
Calgary’deki ekiple beraber bir çalışma yaptık; fareleri alıp ‘cıva buharı odaları’na koyduk. Ve farklı sürelerle cıva buharı soluttuktan sonra farklı farklı zamanlarda hayatlarına son verdik.
Beyinlerindeki cıva miktarına ve Alzheimerslı beyinde en fazla zarar gören protein olan ‘tubulin’in ne durumda olduğuna baktık.
Elde ettiğimiz sonuçlar yine aynı oldu; cıva buharına maruz bırakılan farelerde tubulin ve beyinde TAM fonksiyon kaybı meydana geldi.
Hatta daha sonra Calgary Üniv’de, aynı çalışma kültür nöronları üzerinde yapıldı. Burada da cıvanın, (benim de bulduğum gibi) SADECE cıvanın normal beyne, insana beyniyle türdeş bir beyne verildiğinde bu biyokimyasal anomalilere yol açtığı gösterildi.
Kültürdeki nöronlarda da yine aynı şey çıktı ortaya; çok çok düşük dozlarda verilen cıva, YALNIZ cıvada tubulin bütünüyle dağılıyor, parçalanıyor.
Cıva aynı zamanda beyin hücrelerinde aynı Alzheimers’da görülen patolojik sinir ucu uzantıları oluşturuyor.
O zaman beri başka çalışmalar da yayımlandı, hatta daha geçenlerde Kore’den bir çalışmada kültürdeki sinir hücrelerine cıva verildiğinde, ‘beta amiloid plak’ oluşturduğu tespit edildi.
Yani başka bir deyişle, bugün artık cıvanın ‘nörofibriler yumaklar’, ‘beta amiloid plaklar’ ve ‘tau proteini hiperfosforilasyonu’ oluşumunu arttırdığı gösterilmiş durumda.
Ve bu üç durum da Alzheimer’s hastalığınına ait teşhis kriteridir.
Ve fakat devletimiz, bu ülkede Alzheimer’s hastalığını azaltmak için gerekli inisiyatifi ele alıp da hem bizzat ülkemizden hem de dünyanın dört bir yanından gelen sağlam, güvenilir bilimsel çalışmalara bakmayı reddediyor!
Alzheimers’ı önlemenin yolu, cıva maruziyetini ortadan kaldırmaktan geçer.

Soru: Aynı noktaya dönmek istiyorum; Burbucher’ın çalışmasında ortaya konan şey şu: Etilcıva vücuttan TAMAMEN ATILMIYOR, sadece kandan temizleniyor, kanda görememenizin nedeni ORGANLARA gitmesi.

Dr. Offit: Burbucher’ın gösterdiği şey . . .

Soru: Bu YENİ bir bilgi mi yoksa aksi gösterildi mi?

Dr. Offit: Yo yo, Burbucher’ın bulduğu şey şu; ister ‘ETİL’ ister ‘METİL’ cıva olsun, esas itibariyle İNORGANİK haldeki cıva beyne ulaşabiliyor. Burada etil veya metil cıva molekülünü serbest bırakıyor.
Peki bu toksik midir? Tehlikesi var mıdır? Öyle olduğuna dair HİÇ KANIT YOK Kİ!
Maymunlardaki(!) deneyi evet ilginç bir şey gösteriyor, fakat benim bildiğim kadarıyla burada herhangi zararlı bir etki olduğuna dair bir bulgu yok.

Elbette organik cıvanın metilcıva halinin zararlı olabileceği gayet iyi biliniyor veya aşılardan alacağınızdan logoritmik olarak daha yüksek miktarlardaki etilcıva da zararlı.
Fakat burada önemli nokta şu; gerçek hayatta böyle bir etki var mı yok mu, ona bakacaksınız!
[Etil cıva] Gerçekten zararlıysa, çalışma yapıp göstereceksiniz o zaman bu zararı!
Ve bu sorunun cevabını en iyi verebilecek olan da bir EPİDEMİYOLOJİ çalışmasıdır, hayvan modelli deney veya laboratuvarda hücrelerle yapılmış bir deneyler değil.
Bir şeyin çocuklara zararı olup olmadığını mı öğrenmek istiyorsunuz, o zaman bunu ÇOCUKLARDA TEST EDECEKSİNİZ.
Ve bu da ziyadesiyle yapılmış durumda zaten.

Soru: Yani size göre elemental cıvanın beyne herhangi bir zararı yok, öyle mi?

Dr. Offit: Bilmiyorum! BİLMİYORUM. Yani ilginç bir bulgu tabii . . .

Dr. Haley: Yani, hakikaten akıllara durgunluk verici bir yorum bu . . .
Bakın, farelerde yapılan deneyler, ve aynısı tavşanlarda da yapıldı, tavşanlara radyoaktif thimerosal zerk edildi ve 6 saat içinde thimerosal’ün %75’inin kandan temizlendiği görüldü, ancak kandaki değerler düşerken ne oldu, thimerosal vücudun diğer tüm organlarında hızla birikmeye, artmaya başladı.
Yani cıva tavşanın vücudunu terk etmiş filan değil bakın tavşan idrarla filan atmış değil, o kadar hızlı atılmaz bu zaten vücuttan.
Bunlar belgeli, ispatlı bilimsel çalışmalar;
Thimerosal vücuttan kısa sürede atılan bir şey değil!
Kanı terk etmesi, diğer dokulara yerleşme prosesinde –ki dokulara da toksik etkisi vardır– ilk adım sadece.
Ve hatta cıvanın vücuttan TAMAMEN temizlenmesi için katedilmesi gereken uzuuun yolun daha belki ilk adımı.
Ama bu cıvanın toksik etkisini değiştirmiyor!
Esaslı toksik etki yaratacak denli uzun kalıyor çünkü vücutta.
Bu bilim caimasında gayet iyi bilinen bir gerçek, o halde neden kalkıp çocukları aşıladığınızda thimerosal’un vücuttan 6 saatte veya şu kadar saatte temizlendiğini söylüyor ki?
Söyledikleri tamamen yanlış! Yayımlanmış hiçbir çalışma yok bu söylediklerini destekleyen.

Dr. Offit: Aşıların HERHANGİ bir şekilde otizmde rolü, hani GERÇEK, elle tutulur bir rolü olduğunu iddia edip de bu ilişkiyi hiçbir epidemiyolojik çalışmayla ortaya koyamıyorsanız olmaz bakın.
Niye bulunamıyor bir türlü bu ilişki peki? Ortada böyle bir ilişki YOK da ondan!

Dr. Haley: Bahsettiği epidemiyolojik çalışmalar için şunları söyleyebiliriz:
neredeyse tamamı CDC tarafından fonlanmış çalışmalar bunlar;
hiçbiri(!) Amerikalılar tarafından yapılmış değil;
ağırlıklı olarak Danimarka’da yürütülmüş çalışmalar;
yaptığı bu çalışma için tahsis edilen fondan zimmetine para geçirdiği için Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından “en çok aranan” listesine alınmış biri tarafından yapılmış bunlar da;
mantığa aykırı sonuçlar çıkarma pahasına bir dolu istatistiki manipülasyonda bulunulmuş çalışmalar…
Örneğin, bahsettiği çalışmalardan biri, MADSEN çalışması …
Bunda diyorlar ki, bir NÖROTOKSİN olan thimerosal adlı zehirli materyalin, yenidoğanlara [aşı yoluyla] verilmesinden vazgeçildi diye otizm oranları 20 kat artmış!
Çalışmanın ilk grafiğinde gösterdikleri bu.
Böyle SAÇMA bir şey olabilir mi?!
Saçmalıktan başka bir şey değil bu!
Bu çalışmayı alıp yakında inceledik tabii sonra ve verilerin ne kadar yanlı şekilde toplanmış olduğunu gördük.
CDC’nin bu şekilde Avrupa’da fonladığı o 6 yayınla ilgili sorunları sıralayan bir çalışma da biz yayımladık ve burada istatistiğin temel kurallarının nasıl hiçe sayıldığını tek tek gösterdik, sırf istedikleri sonucu çıkartmak için(!) yok saydıkları kurallar bunlar.
Mark Twain’in o meşhur sözündeki gibi; “Yalancılar, kuyruklu yalancılar ve istatistikçiler”…
Parayla tutulmuş, görevi de Thimerosal’u güvenli göstermek, herhangi toksik bir etkiye yol açmıyormuş gibi göstermek olan insanlar bunlar.
Bunu da istatistiksel analizin her ne kuralı varsa çiğneyerek yapmış durumdalar.
Bunların tümünü yayımlanmış çalışmamızda ayrıntılarıyla gösterdik zaten.

Dr. Offit’in bahsini ettiği epidemiyolojik (ya da istatistiki) çalışmalardan biri hariç diğer hepsinin gözden geçirildiği, 2003 yılından öncesine dayanan daha eski bir çalışma da mevcut.
Bu çalışmalar, o sene sona erecek olan toplam 3 yıllık bir kongre soruşturması kapsamında masaya yatırılıyor.
[TIPTA CIVA KULLANIMI İLE İLGİLİ RAPOR, Temsilciler Meclisi Üyesi, Sn. DAN BURTON, ABD Kongre Kayıtları – 20 Mayıs, Salı]

Soruşturma sonuçlarının yer aldığı rapora göre,
“Bugüne kadar, otizm ile aşılar arasında hiçbir tür bağıntı olmadığını gösteriyor diye tarafımıza iletilen,
bizzat CDC tarafından yapılmış veya fon sağlanmak suretiyle sipariş edilmiş çalışmaların
kötü dizayn edilmiş, temsil gücü zayıf ve hayati kusurlar taşıyan çalışmalar olduğu görülmüştür.
CDC’nin böylesi çalışmaların promosyonuna verdiği ivedi destek ve ehemmiyet,
aşılamadan kaynaklı olumsuz reaksiyonlarla ilgili ortaya çıkmakta olan teori ve klinik verilere
tarafsız ve adil şekilde bakmalarına engel teşkil eden felsefi bir çıkar çatışması içinde olduklarını göstermektedir.

Dr. Offit: Cıvanın bir toksin olduğu kesin, buna şüphe yok zaten. Ve fakat, 16. yy’da Paracelsus’un dediği gibi, “zehir ile ilacı ayıran DOZdur”. Her koşulda doğru bir söz bu.

Dr. Haley: Paracelsus’un dediğindeki mantığı anlıyoruz elbette; gidip 1 bira içtiğinde 10 bira içtiğindeki kadar sarhoş olmayacağını herkes bilir.
Fakat Thimerosal için düşündüğümüzde, “Bir BEBEK ne seviyede Thimerosal alırsa zehirlenir?”, hangi seviyede thimerosal toksik etki göstermeye başlar ve tabii bu madde aşıyla verildiğinde o toksik seviyeye ne kadar yaklaşmış oluyorsunuz diye bir parça düşünürseniz, bu çocuklara zerk edilmekte olan miktarın HAYLİ toksik olduğunu anlarsınız.
Çok düşüncesizce laflar ediyor hakikaten.

Artı, cıvanın KURŞUN, KADMİYUM ve ALÜMİNYUM gibi başka şeylerle SİNERJİK etki gösterdiğini yapılan çalışmalardan biliyoruz, ki alüminyumla bu etkiyi nöron çalışmamızda göstermiş bulunuyoruz.
Thimerosal’u verdiniz, üzerine bir de kurşun, kadmiyum ve alüminyumdan herhangi birini eklediğiniz takdirde, cıva dozunun toksisitesini kat be kat arttırmış oluyorsunuz.
Çoğu diğer metalin mevcudiyetinde, cıvanın etkisi sinerjetik olarak artıyor.
Yayımlanmış bir çalışmada hatta, toksik olmayan dozda CIVA ve (bunun 20’de 1’i kadar) yine nontoksik KURŞUNu alıp karıştırıyorlar ve fareleri 100’de 100 öldürecek güçte bir karışım elde etmiş oluyorlar.
Farelerin hepsini öldürüyor bu karışım.
Ki, iki nontoksik maddeyi karıştırıyorsunuz, hiçbirini öldürmemesi gerekiyor normalde.

Dr. Offit: Ancak alüminyum ıııh thimerosal kadar iyi ıııh çalışılmış değil kesinlikle.
“Aluminyum alanlar x alüminyum almayanlar” diye karşılaştıran bir çalışma yok, OLAMAZ da zaten, çünkü aşılarda, BAZI aşılarda ‘adjuvan’ kullanılması ŞART.

Güney Illinois Üniversitesi Tıp Fakultesi’nden Dr. David Ayoub’un hazırladığı bu grafikte, 18 aya kadar çocukların aşılardan aldığı alüminyum ve ek etilcıva miktarları karşılaştırılıyor.

alüminyum

1970’ten 1985’e kadar çocuklar içinde HEM cıva HEM de alüminyum olan 4 aşı oluyor.

Bu rakam 1986'da 5'e,
1994'te 10'a,
2000'de de 11'e çıkıyor.

Sonra, 2001’de, aşılara koruyucu olarak sonradan(!) ilave edilmiyor cıva,
ancak HALA eski seviyenin ONDA BİRİ kadar da olsa aşılarda mevcut,
ve diğer yandan alüminyumlu aşılar 15’e (!) yükseliyor.

2004’te alüminyumlu aşı sayısı değişmezken, koruyucu olarak cıva ihtiva eden 3 aşının yeniden takvime alındığını görüyoruz.

2007’ye gelindiğinde, 18 aydan küçük çocuklar cıva içeren 3, alüminyum içeren 17 aşı olmaktalar.

2015 itibariyle çocuklara önerilen aşılardan 10’una koruyucu olarak cıva, 6’sına ise adjuvan olarak alüminyum ilave edildiğini görüyoruz
Soru: Vücudumuzun verdiği immün yanıt bize zarar verebilir mi? Aşılarla ilgili problem, immün sistemimizin gördüğü yabancı proteinlere verdiği tepkiden kaynaklanıyor olabilir mi?

Dr. Offit: BAZI enfeksiyonel hastalıkların vücudun kendine reaksiyon vermesine yol açabileceği bir gerçek.
Kampilobakter mesela… vücutta aşağıdan yukarıya doğru gelişen bir çeşit felç olan Guillain-Barre sendromuna bizzat yol açabilen, bakteriyel bir bağırsak enfeksiyonu bu.
Ve tabii “Borrelia Burgdorferi” denilen LYME bakterisi, vücudun bakteriye reaksiyon verirken aynı anda da eklem yerlerinizdeki hücrelere de saldırıp kronik artrit geliştirmenize neden olabilir.
Fakat aşıların(!) böyle bir şey yaptığına dair herhangi bir kanıt yok elimizde.

Dr. Haley: Cıvanın canlıları immünolojik sorun gelişimine ve ayrıca bakteriyel enfeksiyona yatkınlaştırdığı dünya kadar araştırmayla gösterilmiş durumda.
Örneğin, bir bakteri tipinin enjeksiyonuyla artrit geliştirmeye yatkın, aşırı kilolu boz fareleri ele alalım.
Bakteriyi enjekte etmeden önce bir doz cıva verildiği takdirde çok daha çabuk ve kolay şekilde artrit geliştirdikleri gözlemlenmiştir bu hayvanların.
Bir başka deyişle cıva, bakterinin eklem yerlerine nüfuz edip artrit oluşturma kabiliyetini arttırıyor.

Yaptığımız çalışmalarda, ki bunlar dünyanın en iyi birtakım toksikoloji dergilerinde yayımlanmıştır, kardiyovasküler sistem zarlarına VE bağırsakların iç yüzeyini kaplayan zarlara baktığımızda;
metil cıva, etilcıva ve thimerosal, hepsinin de bu zarları SON DERECE GEÇİRGENLEŞTİRDİĞİNİ tespit ettik.
Bu zarlar geçirgenleştiğinde ise bağışıklık sistemi kompartmentalizasyonunu kaybediyor. Yani, immün sistemin kompartmentalize halde kanda bulunması gerekiyor;
immün sistem bileşenlerinin bağırsaklarımızda işi yok, bağırsak partiküllerimizin de kan dolaşımına yıkımlanmadan hiçbir şekilde girmemesi lazım.
İşte siz gider cıvaya maruz kalırsanız, bu belirli bir seviyeye ulaştığında, bu zarlar gerçirgenleşebiliyor ve tıpkı “sızıntılı bağırsak sendromu” veya kolit vs’de olduğu gibi(!) sızdırmaya başlıyor.
Bu sızıntı hali oluştuğunda bağışıklık sistemi görev yerini şaşırıyor ve saldırmaması gereken yerlere saldırmaya başlıyor, normal şartlarla hiçbir şekilde oluşturmayacağı antikorlar üretmeye başlıyor.
Bugün bu kadar çok insanın kanında, oraya hiçbir şekilde ait olmayan ve geçmemiş olması gereken gıda proteinlerine karşı antikor taşıyor olmasının nedeni budur işte.
Ve bu antikorların oluşmasının tek yolu da, mikromoleküllerine ayrılmamış gıda partiküllerinin, geçirgenleşmiş zarlardan geçerek kana karışmış olmasıdır.
Bu da ya arter membranlarınız ya da bağırsak yolunu kaplayan zarlarınızın geçirgenleşmesiyle mümkündür.

Dr. Offit: Fakat bana kalırsa artık elimizde aşılanmış ve aşılanmamış çocuklarda astım, alerji gibi sorunlardaki risk analizini yapmış mükemmel çalışmalar var.
Ve aşılanmış çocuklar daha fazla risk altında mı derseniz, bana kalırsa yanıt, hayır.

Dr. Haley: Kanada’dan bir çalışma var; 2. ayda aşılananlarla aşıyı 4. ayda alanlar arasında astım oluşumu oranlarında fark olup olmadığına bakıyor.
Ve burada, 2. ayda aşılananlarda çok daha yüksek çıkıyor astım oranları.
Belli ki özellikle işine gelen, inanmak istediği çalışmaları seçiyor kendisi. Kendi inanç sistemine uymayan çalışmaları ise görmezden geliyor.

Soru: Genetiktir açıklamasını eleştirenler, ‘genetik salgın’ diye bir şey olmaz diye itiraz edeceklerdir. Sizce itirazlarında haklı olabilirler mi?

Dr. Offit: Bence ortada otizm salgını diye bir şey yok.
Zaman makinemiz olup da bir 30 veya 40 yıl öncesine gidebilseydik ve bugünün otizm teşhis kriterlerini aynen o dönemde de kullanarak baksaydık eğer ve tabii toplumda da farkındalığı bugünkü kadar üst seviyeye çıkarmış olsaydık
ve ayrıca da otizm teşhisi aldıkları takdirde sosyal hizmetlerden faydalanabileceklerini bugünkü gibi açık ve net ifade etmiş olsaydık, bana kalırsa bir 30 sene önce de şimdikiyle aynı çıkardı otizm oranları.

Dr. Haley: Otizm oranlarının 30 sene de önce de bugünküyle aynı olduğunu düşünmesi, bu adamın literatürden de bilimden de bihaber olduğunu gösteriyor.
Eğitim bakanlığı bile dünya kadar veri sağlıyor; erkek çocuklarıyla ilgili sorun var, bu çocukların okul başarıları giderek düşmekte, üniversiteye girmeyi bırakın eskiye oranla liseyi bitirebilenlerin bile sayısı düştü diyorlar.
Nörolojik hastalıklardan muzdarip, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozuklukları olan bu çocukların tedavisine harcanan paraya bakıyorsunuz…
Böyle bir şey nasıl söyler, aklım almıyor.
Demek ki tıp literatürünü okumuyor kendisi ve umud ediyorum sözümona uzmanı olduğu aşı geliştirmede literatür okurken otizmde olduğundan daha eleştirel düşünebiliyordur.
Verdiği cevaplara bakılacak olursa, otizm konusunda uzman görüşü filan bildirebilecek biri değil kesinlikle.

 

1943’te ilk defa Leo Kanner tarafından keşfedilinceye dek herhangi bir Otizm vakasına rastlanmıyor literatürde.

Onyıllarca nadir bir hastalık olarak kaldıktan sonra giderek yükselişe geçiyor.

Şu anda, CDC’ye göre her 68 çocuktan birini etkilemekte.

Kızlara göre erkek çocuklarda görülme oranı 4 kattan daha fazla.

Kızlar: 189’da 1
Erkekler: 42’de 1

Cıvayle ilintili hastalıkların ABD’de görülme oranları:
Otizm Spektrumundaki Bozukluklar –  4.9 milyon (çoğunluk çocuk)
Alzheimer’s Hastalığı –  5.4 milyon.
Kanser:  14.48 milyon.
Otoimmün hastalıklar:
Alerjiler, Kronik Yorgunluk Sendromu, Diyabet, Fibromiyalji, Lupus, Lou Gherig’s, Romatoid Artrit, Multipl Skleroz  –  15 ila 25 milyon.
Astım  –  43 milyon
Kardiyovasküler Hastalıklar  –  88.6 milyon
Obezite  –  97.4 milyon

Cıvaya bağlı oluşan ani ölümler:
Anafilaktik şok  –  1,500
Ani Bebek Ölümü  –  2,300
Astım  –  3,300
Ani Kalp Durması  –  381,600
ABD’de Kronik Hastalık Sahibi Çocuk Oranı  –  %54.1

Çocuklar için Aşı Detoksu Protokolü

Çocuklar için Aşı Detoksu Protokolü

Doğal tıp metodolojisine göre yaşanılan rahatsızlığın temelinde iki unsur yatar: toksisite ve beslenme zafiyeti. Detoksla vücudun toksin arındırma kanalları desteklenerek metal, kimyasal ve toksinlerin vücuttan güvenli şekilde atılabilmesi sağlanır, böylelikle vücudun iç dengesini yeniden kurmasına çalışılır. Aşılar bu açıdan değerlendirildiğinde kesinlikle toksiktir.

Çocuklar için Aşı Detoksu Protokolü

Sadece şelasyon ve açlık yaparak detoks yapılabileceği kanısı yanlıştır. Özellikle çocuklarda detoksun yavaş ve incinmeye sebep olmayacak basit ve güvenli yöntemlerle yapılması son derece büyük önem taşır. Detoks süreci genellikle 1 aydır, ancak çocuğunuz aşı kaynaklı bir istenmeyen etki yaşadıysa bu süre uzayabilir. Detoks tamamlandıktan sonra çocuğunuzun sağlık sorununa (eğer varsa) odaklanabilirsiniz artık. Bunun için Naturapat, Homeopat, Fonksiyonel Tıp Hekimi, Şiropraktör gibi hekimler rahatlıkla tercih edilebilir.

Aşılanmış çocuğun almış olduğu toksik maddelerin bir kısmından kurtulabilmesi ve aşıların zararlı etkilerinden bazılarının geri çevrilebilmesi için kullanılabilecek detoks yöntemlerinden bazıları şunlar:

Arınma banyosu – Bu banyo omuriliği tutmuş bakteri ve virüslerin temizlenmesi, vücuttaki hücresel atıklar, metaller ve kimyasalların atılmasında kullanılabilir. Bunun için çocuğunuzun banyo suyuna 5 damla Purification Esansiyel Yağı damlatıyor ve iyi kalite deniz tuzundan bir iki çay kaşığı ilave ediyorsunuz. Bunu aynı şekilde ayak banyosu olarak da uygulayabilirsiniz.

Probiyotikler– Bağırsak florasını toparlamak ve bağışıklık sistemini dengelemek için probiyotikler olmazsa olmazımız. Çocuk aşı sonrası herhangi bir reaksiyon (örn. egzema, kulak enfeksiyonu, artrit, diyabet, mide-bağırsak rahatsızlıkları gibi) yaşamışsa bu daha da önem kazanıyor. Bunun için Natren’den Life Start adlı probiyotik tercih edilebilir, süt enteloransı olanlar için laktozsuz seçenekleri de bulunuyor.

Omega3 Balık Yağı – Çocuğunuz istenmeyen etki yaşadıysa veya KKK, DtaB veya su çiçeği aşılarından birini olduysa mutlaka kullanmalısınız. Fermente morina karaciğeri yağı (tereyağlı olanı) tüm balık yağları içinde en üstün olanı kabul edilmekte.

Kişnişle Şelasyon Terapisi – Kişniş (coriander) bitkisinin yapraklarının vücuttan cıva ve alüminyum atılımını hızlandırabileceğini keşfeden Dr. Yoshiaki Omura’dır. Vücuda ihtiyacı olanı verirseniz, kendi kendini iyileştirecektir. Kişnişte ağır metallere bağlanıp vücuttan söküp atmaya muktedir moleküler bağ yapısı olduğunu görüyoruz. Kişniş terapisi hem çocuğunuzu zorlamayacak hem de bütçenizi yormayacak bir yöntem.

Kullanımı: Kişniş hapları şelasyonda etkili değil. En iyisi suyunu çıkarıp içmek, çiğden yemek veya pesto sosu tarzı gıdalara katıp tüketmek. Çocuğunuzun 2-3 hafta boyunca günde en az 1 çaykaşığı kişniş alması gerekiyor. Buna ilaveten banyo suyuna 2 damla kişniş suyu ve biraz da tuz da katabilirsiniz.

Mürver– Çocuklar için mükemmel bir şifalı bitki olup şurup şeklinde veya gıda desteği olarak alınabilir. Araştırmalara göre mürver virüslerin sağlıklı hücrelere işleyip enfekte etmede kullandığı enzimleri etkisiz hale getiriyor.

Bir diğer seçenek de içinde ekinezya, arı sütü ve zeytin yaprağı olan Elderberry Defense adlı ürünü kullanmak. Ekinezya bağışıklık sistemini güçlendiriyor, vücutta viral enfeksiyonlarla savaşıyor ve bakteriyel toksinlerle mücadele için gerekli T-lenfositlerin çoğalmasını sağlıyor, ayrıca (lenfatik sistemimizdeki yabancı partikülleri, bakteri ve toksinleri filtreleyip yok etmekle görevli) makrofajları stimüle ediyor.

Arısütü yoğun besleyici özellikte bir gıda, toplam 8 adet olan esansiyel amino asitlerin tümüne sahip, hastalıkları önlüyor, aşıların vücutta yarattığı stresi alıyor.

Zeytin yaprağının ise hastalık yapıcı mikroorganizmaların neredeyse tümüne karşı etkisi gösterilmiş durumda. Pekçok sağlık sorununu ortadan kaldırıyor, 130’un üzerinde enfeksiyonel hastalıkla mücadelede etkisi kanıtlanmış. Canlı virüs aşılarından herhangi birini (KKK, su çiçeği, grip aşısı, OPA gibi) ve ayrıca DtaB aşısını olmuş çocukların bu remedy’yi kullanmaları yerinde olacaktır.

Wellness Mama’nın verdiği mürver şurubu tarifi 2 yaşın altındaki çocuklar için ideal, onun dışında yumuşak çiğneme tabletleri veya bitkisel destek olarak (elma sosuna karıştırılmış 1-2 kapsül halinde günlük kullanım) veya bitki çayı şeklinde kullanılabilir. 6 yaşın üzerindeki çocuklar için (daha düşük dozda olmak kaydıyla) Nature’s Sunshine tarafından üretilen Elderberry Defense harika bir seçenek.

C Vitamini– Aşılardaki ağır metaller, kimyasallar ve toksinlerin yarattığı hasarı gidermede etkilidir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. C vitaminini almanın en iyi yolu bu vitaminden zengin gıdaları tüketmek, ancak detoks aşamasında gün içinde sık sık alacağımız destek ürünlerle prosesi desteklemek faydalı. Genellikle çiğnenebilir tabletler öneriliyor, fakat toz veya lipozomal halde de kullanılabilir.

Silika– Dokulardaki toksinleri yavaşça çekip vücuttan atılımını sağlamak üzere kan dolaşımına verir. Silisit asit üzerine yapılmış çalışmalar bunun, alüminyumun vücuda yükünü azaltan, alüminyumun beyin ve gastro-entestenal dokuda birikimini yavaşlatan, alüminyumun insanlardaki biyolojik yararlanım özelliğini büyük oranda azaltan, bitki ve hayvanlarda toksisiteyi azaltan ve negatif yan etki oluşturmadan alüminyumun idrar yoluyla vücuttan atılımını sağlayan etkili ve invazif olmayan bir terapi olduğunu gösteriyor. Sözün özü, iyi bir detoks için silika kullanılmalı. Likid mineral halde veya hücre tuzu olarak ya da bitkisel destek olarak (horsetail– kırk kilit otu?) alıp kullanabilirsiniz.

Homeopatik Antidotlar – Bazı çocuklar homeopatik antidotlardan büyük fayda görüyor. Homeopat veya naturapat hekimler ya çocuğun bünye tipine ve aşı sonrası yaşadığı yan etkilere bakarak bir remedy önerecek ya da “aşı antidotu” dediğimiz, homeopatik remedy olarak potansize edilmiş bir aşı önerecektir.

Çocuğunuz su çiçeği, kızamık, kabakulak, kızamıkçık ve polio aşılarını olduysa buna uygun olarak su çiçeği antidotu, KKK antidotu ve İPA antidotu alacaksınız demektir. K vitamini iğnesi veya Hepatit-B aşısı olmuşsa, K vitamini ve Hep-B antidotu alacaksınız. Antidotların genellikle olumsuz yan etkisi olmadığı gibi, dil altında çabucak eriyen küçük şekerli toplar halinde veya dövüp toz haline getirerek kolaylıkla kullanılabiliyorlar.

Su– Vücuttan çekilen toksinlerin taşınarak vücuttan dışarı atılabilmesi lazım. Böbreklerin tam kapasite çalışabilmesi vücutta yeterli su bulunmasına bağlı. Gazlı içecek, kola, konvansiyonel süt ve süt ürünleri ile hazır meyve sularını kesip çocuğunuzu günde 5 bardak su içmeye teşvik edin. Suyu bir parça balla tatlandırıp (C vitamini için) biraz da limon sıkabilirsiniz veya likid klorofil ilave edebilirsiniz.

Masaj– Detoks sırasında “lenf düğümlerini açmak” için hafif masaj uygulaması özellikle önemli. Lenfatik sistem vücudumuzun temizlikten sorumlu bölümü ve masaj da lenf düğümlerinin toplayıp biriktirdiği hücre atıklarının, proteinlerin, sıvı fazlasının, virüs ve bakterilerin temizlenmesine yardımcı oluyor.

Hindiba Kökü – Detoks sürecinde karaciğerin desteklenmesi çok önemli, zira karaciğerin toksin filtrasyonu da dahil olmak üzere 5000’i aşkın işlem gerçekleştirmesi gerekiyor. Karaciğeri destekleyip temizleyecek şifalı bitki çok, ancak hindiba kadar güvenlisi, etkilisi veya ucuzu yok. Hindiba karaciğer ve safra kesesinin toksinleri filtrelemesine, kanı temizlemesine yardımcı olduğu gibi böbreklerin idrar yoluyla toksinleri vücut dışına atmasına ve hücre metabolizmasına da yardımcı oluyor.

Karahindiba otlarından edinip/toplayıp suyunu içebilir veya smoothie’lerde kullanabilirsiniz veya hap şeklinde alabilir ya da bitki çayı olarak içebilirsiniz. Arka bahçenizde biten alalade bir ayrıkotunun böylesine önemli işler yapabileceğine inanmakta güçlük çekenlerimiz PubMed veritabanından bu bitki üzerine yapılmış bilimsel çalışmaları okumak isteyebilirler.

Çiğ Gıdalar, Sıkılmış Sebze Suları ve Smoothieler – Aşıların zararlı etkilerini azaltmanın en iyi yolu hiç tartışmasız beslenme! Çocukların gıda yoluyla desteklenmesi için ise en etkin ve kullanışlı yöntemler çiğden sıkılmış meyve-sebze suları ile smoothieler. Detoks süresince normal öğünlerinin haricinde günde en az 2 ila 3 bardak da çiğden sıkılmış meyve-sebze suyu içmelerini sağlamamız gerekiyor çocukların. Sıkılacaklar veya blenderdan geçirilecekler arasında mutlaka brokoli, lahanagiller, beyaz turp, sarmısak, soğanlar, baharatlar ve güvenilir kaynaklardan alınmış köy yumurtası sarısı bulunmasına dikkat edilmeli.

Detoks sürecinde ortaya çıkabilecek yan etkiler

Detoks sürecinde “iyileşme krizi” denilen hafif yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Çocuğunuz ilk birkaç gün asabileşebilir, semptomlarında ağırlaşma görülebilir, kakada yumuşama/ishal olabilir, daha fazla uyuyabilir veya gribe benzer semptomlar olabilir. Ancak yine de, hiçbir rahatsızlık verici yan etki ortaya çıkmaması çok daha büyük bir ihtimal.

Detokstan sonra yapılması gerekenler

Henüz herhangi bir doğal tıp hekimi ile iletişime geçmemiş olanlarımız öncelikle bunu gerçekleştirmeli. Bu hekimler beslenme ve alternatif terapiler üzerine eğitim görmüş olup size çocuğunuzun ihtiyaçlarına özel bir plan sunabilirler.
Yazar bu bilgileri aldığı Naturapati eğitimi, kişisel araştırma ve deneyimlerine dayanarak vermiştir.

Amerika Disneyland’de Hak ve Özgürlüklerini Kaybetti, Hükümsüzdür!

Amerika Disneyland’de Hak ve Özgürlüklerini Kaybetti, Hükümsüzdür!

Amerikan vatandaşları Disneyland’da başgösteren kızamık vakaları sonrasında bireysel hak ve özgürlüklerinden biraz daha kaybetmiş buldular kendilerini. 320 milyon nüfuslu ülkede 50 kişilik “salgın” herzamanki gibi medya ve “seçilmiş” halk sağlığı uzmanları tarafından bütünüyle perspektiften çıkartılıp objektif değerlendirme kriterlerinden tamamen yoksun bir şekilde bir halkla ilişkiler ve propaganda kampanyasına dönüştürülmüş ve her zamanki gibi gerçekler ve sağduyu pencereden uçup gitmiş gözüküyor.

Bundan sadece birkaç ay önce KKK aşısı üreticisi Merck’ün ve CDC’nin başını çok ağrıtması gereken, bizzat CDC’den üst düzey bilimadamının KKK aşısı ve otizm bağlantısını kasıtlı şekilde nasıl örtbas ettiklerini itirafı internette otizm aileleri nezdinde fırtınalar koparırken “penguen belgeseli oynatmayı” tercih eden basın yayın kuruluşlarından şimdi günün her saati “korkunç kızamık salgını”na dair gelişmeleri dinliyor olmamız manidar elbette. Burada da kalınmıyor artık… Medyada açıkça çocuğunu aşılatmayanların hapse atılmaları, çocuklarının ellerinden alınıp zorla aşılanması gerektiği haykırılıyor. Kimileri muzdarip oldukları miyopiden burunlarının ucundaki gerçekleri görmekten aciz olsa da, Amerika’nın dümen suyundaki Türkiye’de çok yakında aynı medikal faşizmin beyaz önlük altı siyah postalları altında ezilirken bulacağız anne baba olarak kendimizi ve çocuklarımızın sağlığını.

İlaç sanayii Amerika’da ve esasen dünyanın her yerinde devlet aygıtı olarak çalışmakta artık. Tüm bu tartışmalar arasında dikkatten kaçmaması gereken bir gerçeği de hatırlatalım. KKK aşısının üreticisi Merck’in aşı departmanı başında şu an kim var dersek hatırlayacaksınız sanırız; CDC’nin önceki şefi sayın Dr. Julie Gerberding.

Devletteki “görev”ini tamamlar tamamlamaz, yani ulusal aşı takvimine aldırttığı dünyanın en pahalı aşısı (yine Merck’ten) Gardasil’i hem kız hem de erkek çocuklara mecburi tuttuktan ve otizm bağıntısında tüm dünyada tartışmaların baş aktörü, Merck’ün yıldız aşısı KKK ile ilgili gerçekleri inkar için sipariş ettiği dev epidemiyolojik çalışmaların sonuçlarının kendi idaresi altında kasten çarpıtıldığından haberdar olduğuna dair kanıtlar bugün su yüzüne çıkmış büyük şef görevini bir sonraki meslektaşına devrettikten sonra doğrudan Merck’ün üstün hizmetleri için kendisine tahsis etmiş olduğu koltuğa yerleşiyor. Ne güzel değil mi? Devletin aşı politikalarına yön veren idari merciinin en tepedeki ismi gerekli düzenlemeleri yaptıktan ve Pharma sağlığı, pardon, “halk sağlığı” için halka rağmen üstün hizmette bulunduktan sonra eski iş ortağı, şimdiki işvereni tarafından bol sıfırlı maaş çekiyle ödüllendiriliyor.

Bir başka manidar gelişme de, bu kızamık “salgını”nın yine Merck’ü KKK aşısı deneylerine sahtekarlık karıştırmakla ve FDA’yi de görevini ihmal etmekle itham eden kendi virologlarının davasında bir sonraki aşamaya ulaşılmış olması. Çok yakında ifşa olacak gerçeklerden önce birkaç eyalette daha aşı reddini yasaklatarak önlemlerini şimdiden almaya çalışıyor proaktif ilaç firmaları. Ne de olsa paranın konuşulduğu yerde gerçeklerin hiçbir ehemmiyeti yok, can sıkıcı teferruatlar bunlar [linkte aşılar ve otizm bağlantısını gösteren 86 çalışmayı görebilirsiniz] …

50 kızamık vakası, 10 senedir tek bir ölüm yok kızamıktan, diğer yandan her 50 çocuktan 1’i otizm spektrumunda … Durum böyleyken yetkililer odadaki fili (otizmi) görmezden gelip halkı kızamık öcüsüyle korkutmayı ve bunun için tıp etiğini, insan haklarını süresiz olarak rafa kaldırmayı tercih ediyor.

Reklam gelirlerinin aslan payını ilaç firmalarına borçlu olan Amerikan medyasının elbette bu konuda sadakatinin kime olacağını tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Ancak, hep dediğimiz gibi, büyük birader Amerika’da sahnelenen oyunun en fazla 2-3 yıl içinde aynı replikler ve fakat bu defa yerli “yıldız”larla Türkiye’de perde açacağını bildiğimizden önümüzü görelim, yarınımızda bizleri neler bekliyor önizleme yapalım istiyoruz.

NVIC’dan Barbara Loe Fisher’ın sunumunda bakın hangi soruların cevabını bulacağız:

1. Kızamık, boğmaca veya grip gibi aşıları olanların bu hastalıkları aşıdan kapıp, aşılı veya aşısız, başkalarına geçirme ihtimali var mı?

2. Evetse, aşılılardan diğer aşılı ve aşısızlara hastalık bulaşının kontrol ve izlemi sağlık birimlerince yapılıyor mu?

3. Hayırsa, ortaya çıkan herhangi bir salgında öncelikle ve sadece aşısız popülasyonu suçlamak ne derece mantıklı ve bilimsel?

4. Bundan sadece bir 20 sene önce tek doz aşıların ömür boyu koruduğunu düşünen tıp camiasının gözbebeği aşıların koruyucu süresi hakkında itiraf etmek zorunda kaldıkları son gelişmeler neler ve buna karşın önerdikleri “çözüm yolu” ne?

5. İşe yaramadığı tescillenmiş aşılarla sürü bağışıklığı sağlanması mümkün mü?

6. Hemen her sene koparılan salgın yaygarasının altında insanların aşı ret hakkını tümden yasaklama motifi yatıyor olabilir mi ve bundan çıkarı olabilecek kimleri tanıyoruz?

Bu sunumda yer almasa da bir ek bilgi daha vermek gerekiyor burada. Disneyland’da tespit edilen kızamık virüsü tipinin Orta Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerine has kızamık virüsü tipi olduğu anlaşılmış durumda. Yani Merck’ün KKK aşısını istediğiniz kadar olun, bu yabancı tip virüslere karşı korunmasızsınız. Tüm dünyada kızamık eradike edilemeden sizin herhangi bir aşıyla bir ülkeden kızamığı eradike etmeniz sadece bu nedenden dolayı bile imkansız.

Ama biz koltuğumuza kurulup sahnelenen oyunun heyecanına bırakalım kendimizi yine de …

Hep aynı düzenlemeyi görüyoruz bu oyunlarda; problem – reaction – solution. Önce bir problem var et, ardından tepki topla, insanlar bizi kurtarın bu dertten desin ve baştan hazır çözümünüzü kucağını açmış bekleyen halka sunuverin, günü kuratın, ajandanızı aksatmadan yürütün. Her defasında ayakta alkışlanıyor, kapalı gişe oynuyor bu şov, kaçırmayın …

 

https://www.youtube.com/watch?v=NciXSnb2n6A

 

Barbara Loe Fisher, NVIC

Disneyland ziyaretçileri arasında kızamığa yakalananlar olduğu ve tahminlere göre Kaliforniya, Washington, Utah ve Colorado eyaletlerinden kişilerin buradan kızamık kaptığına dair ilk bildirimin geldiği 14 Ocak 2015 tarihinden bu yana ABD ve dünya medyasında konuya dair yüzlerce haber yapıldı. (1)

Toplum sağlığı yetkililerinin ‘dünya üzerindeki en mutlu yerle bağlantılı’ dedikleri 51 laboratuvar teyitli kızamık vakası hakkında daha elde çok fazla veri olmamasına rağmen haber yıldırım hızıyla tüm dünyaya yayılmış durumda.

23 Ocak tarihinde CDC’nin yayımladığı Sağlık Bülteni’ne göre, “salgını başlatanın kim olduğu belirlenebilmiş değil”. (2)

Ebeveyn ve Çocuklarının Şeytanlaştırılması

ABD’nin nüfusu 320 milyonun üzerinde, Kaliforniya’da ise 38 milyon kişi yaşıyor. Öyleyse bir avuç kızamık vakasından yola çıkarak Kaliforniya’da yayın yapan gazetelerden biri nasıl oluyor da suçu derhal çocuklarını araştırmaları sonucunda aşılatmamayı seçmiş anne-babalara atıp, bu kişileri “keyfe keder şekilde bilimi reddeden” “cahiller” olarak yaftalayabiliyor? (3)

Astrotürf (kime denir buradan okuyun, 4) ve troller (5, 6) de bunu kendilerine yeşil ışık olarak görüp sosyal siteler ve forum alanlarında, aşıya bağlı beyin özrü geliştirmiş çocukların genetik mutantlar, çocuğunun aşılardan zarar gördüğünü söyleyen annelerin ise “yalancı” ve “cadı” olduklarını ileri sürüyorlar. (7)

Suç Atma ve Yaftalama Yarışında Başı Çeken Pediyatrist

UCLA Üniversitesi’nin önde gelen pediyatrist ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. James Cherry, (8) çıktığı TV programında kamuoyu önünde alenen bu suç atma ve yaftalama oyunun bir parçası olarak, devletin önerdiği ve aralarından KKK’nın da olduğu 16 aşıyı 69 doz halinde çocuğuna vurdurmayı reddeden anne-babalara hakaretler savuruyor.

Dr. Cherry’nin ifadelerinden bazıları şöyle: “Hakikaten kafası hiç çalışmıyor bu insanların,” (9) ve “Bazı insanlar gerçekten de inanılmaz bencil olabiliyor.” (10)

İsim takma ve yaftalama elbette insanların dikkatini habire sınıfta kalan, korumayan aşılar ve kendi kendine çözülüp dağılmakta olan sürü bağışıklığı efsanesiyle ilgili uygunsuz gerçeklerden başka yöne çekmek için iyi bir yol. (11)

Aşılanma Oranı Hayli Yüksek ABD Popülasyonu

Şöyle ki: 2014 yılında Amerika’da bildirimi yapılmış 644 kızamık vakası var, (12) oysa anaokuluna başlayan çocukların %95‘i iki doz KKK aşısı almış durumda (13), aynı şekilde 13 ila 17 yaş grubu okul çağı çocuklarının da %92‘si iki doz KKK ile aşısı tam çocuklardan oluşuyor. (14)

Ayrıca, ABD’de üç yaş altındaki çocukların yalnızca %1‘i hiç aşılanmamış çocuklardan oluşuyor, yüzde 92‘si ise en az bir veya daha fazla KKK aşısı almış durumda. (15) Bazı eyaletlerde, KKK ile aşılanma oranları yüzde 100‘e yaklaşıyor. (16)

Dr. Cherry’ye göre aşılanma oranı yüzde 90’ın üzerinde olduğu takdirde kızamık için sürü bağışıklığının devrede olduğunu söyleyebiliyoruz. (17) Ve fakat tek doz KKK aşılaması için bu durum Amerika’da 1981 yılından beri geçerli zaten (18) ve iki dozluk KKK uygulaması için de 2000’den beri geçerli, kaldı ki CDC’nin tam da bu yüzden 2000 yılında kızamığın ABD’de kökünün kazındığını ilan etmişliği vardır. (19)

Fakat belli ki ABD’de kızamık eradike filan edilmiş değil, tıpkı bunun başarılabildiği başka bir ülke de olmadığı gibi… En son bilimsel kanıtlara göre zaten dilerseniz dünyadaki herkesi,–kadın, erkek, çoluk çocuk– dilediğiniz dozda aşılayın KKK ile, kızamığı ortadan kaldırmanız mümkün değil. (20, 21, 22, 23)

ABD’de epi topu 51 kızamık vakası için koparılan bu yaygaranın nedeni nedir?

İşe Yaramayan Grip Aşıları

Belki kamuyounun ilgisinin sadece bu sene milyonlarca Amerikalı’nın korumayan grip aşılarını olduğu ve bu işe yaramayan grip aşılarını olmadıkları takdirde sağlık çalışanlarının işten atıldıkları gibi gerçeklere odaklanması yerine Disneyland’daki bir avuç kızamık vakasıyla oyalanması işlerine geliyordur halk sağlığı yetkililerimizin. (24, 25)

Bu seneki grip aşısını olduysanız, dolaşımdaki influenza suşuna karşı sizi hiçbir şekilde korumayacak mesela. (26, 27, 28) Daha fenası, senelik grip aşılarını ne kadar sık olursanız korunma şansınızın bir o kadar düştüğü bilimadamları tarafından teyit edilmiş durumda! (29, 30)

Aşıyı olup da belirti geliştirmediği veya sadece hafif grip berlirtileri oluştuğu için virüsü “shedding” dediğimiz yolla etrafa yaydıklarından, insanlara bulaştırdıklarından bihaber şekilde okuluna giden, çarşı pazar alışverişini yapan, hastanede, klinikte çalışan kaç kişi vardır dersiniz? (31, 32)

Ve tabii kimbilir kaç çocuk o burunlarına sıkılan canlı influenza virüslü grip aşısından hasta oluyor (33) veya canlı aşı virüsünü etrafındakilere bulaştırıyor?! (34, 35)

Korumayan Boğmaca Aşısı

Boğmaca aşısı da sınıfta kalan aşılardan. (36, 37) Tıpkı kızamık gibi son yıllarda Kaliforniya ve diğer eyaletlerde hem çocuklar hem de yetişkinlerde ‘B. Pertussis’ ile boğmaca enfeksiyonu vakalarında büyük artış gözleniyor ve boğmacaya yakalananların pekçoğu aşılı. (38, 39)

30 sene önce de boğmaca salgınları için durum aynıydı ABD’de. (40, 41)

Bilimadamlarının bunca zamandır yazıp çizdiği gerçeği halk sağlığı yetkililerinin anca kabul ettiğini görüyoruz: boğmacaya karşı tam aşılı olsanız da boğmaca geçirebilir, ve fakat hastalığınız atipik veya belirtisiz seyredebilir ve boğmacayı aşılı veya aşısız kişilere bulaştırabilirsiniz. (42, 43, 44)

Esasına bakılacak olursa Dr. Cherry bizzat kendi kabul ediyor Amerika’da okul çağındaki çocukların yüzde 95 ve hatta daha fazlası çoklu kereler boğmacaya karşı aşılanmış olmalarına rağmen (45) her yıl teşhis almayan milyonlarca B. Pertussis boğmaca vakası yaşandığını. (46)

2013’te Dr. Cherry şöyle yazıyor, “Ne B. Pertussis enfeksiyonu ne de pertussis (boğmaca) aşısı uzun vadeli bağışıklık sağlar. Enfeksiyon ve hastalık yaşam boyu, her yaşta tekrar tekrar geçirilir.” (47) Bu demektir ki, boğmaca aşılamasıyla sürü bağışıklığı sağlama efsanesini çöpe atabiliriz. (48)

Korumayan Kızamık Aşısı

Boğmaca veya grip salgınları için aşısızları suçlamak pek bilimsel değil gördüğümüz gibi. Kızamık salgınları için aşısızları suçlamak da aynı şekilde.

Kaliforniya’da geçtiğimiz sene yaşanan bazı salgınlarda kızamık geçirenlerin neredeyse yüzde 20’si aşılıydı. (49) CDC’ye göre Disneyland’deki vakaların yüzde 12’si aşılı, hatta bazıları KKK’dan en az 2 doz almış gözüküyor. (50)

Kızamık aşısıyla sürü bağışıklığı sağlama efsanesi de ilmek ilmek çözülmekle meşgul. (51, 52, 53) Halk sağlığı hekimleri kızamık aşısıyla bağışıklamadaki sızıntıları nasıl açıklasak diye çabalamaktalar (54, 55) ve bula bula şu sudan bahaneyi bulabilmiş durumdalar. Diyorlar ki, efendim kızamık aşısının sağladığı bağışıklık zamanla azalıp yok olduğundan her 10 aşılı yetişkinden 1’i kızamık enfeksiyonuna açık durumda şu an. (56) Bu fenomene de “bağışıklığın zamanla kaybolması” (waning immunity) diyorlar. (57)

Ufukta Ek KKK Dozları mı Var?

Şimdi asıl bombaya hazır olun: Dr. Cherry geçen hafta bir TV kanalında yayınlanan röportajında bu “kızamığa karşı azalan bağışıklık” fenomeni karşısında çözümün yetişkinlere verilecek ek KKK aşıları olduğunu söylüyor. (58, 59) Tabii ya, haydi milyonlarca Amerikalı’ya birkaç doz KKK daha dayatalım, Merck hissedarlarını iyice bir mutlu edelim. (60)

İyi de Dr. Cherry kimi kandırdığını sanıyıor? Yetişkinleri öyle kolay kolay yakalayıp aşılayamayacaklarını hepimiz biliyoruz—tabii işten atmakla, sağlık hizmeti vermemekle veya hapse atmakla tehdit etmediğiniz sürece—o yüzden benim tahminim bu bahsi geçen üçüncü KKK dozu büyük ihtimalle lise öğrencilerini ve üniversite eğitimi almaya çalışanları hedef alacak. (61)

Dr. Cherry’nin Disneyland’deki kızamık vakaları ile ilgili öne sürdüğü çözüm bana doktorların 1990‘da halka ‘efendim bu tek doz KKK’nın ömür boyu bağışıklık sağlamayacağını fark edememişiz n’apalım, o yüzden çocuklar bir ikinci doz daha alacak KKK’dan’ dedikleri zamanı hatırlatıyor. (62)

Kızamık Aşısıyla ilgili Uygunsuz Bilimsel Gerçekler

Disneyland ve hatta dünyada görülen kızamık vakalarıyla ilgili nahoş bilimsel gerçek şu ki, halk sağlığı hekimleri aşılanmış insanlardan kaçı kızamığı belirtisiz veya çok hafif belirtilerle geçirecek ve etrafındakilere bulaştıracak, bilmiyorlar. (63)

Resmi sağlık yetkilileri aşılanmış kişilerin rutin kontrolünü yapıp asemptomatik (belirtisiz) veya atipik kızamık geçirip geçirmediklerini ve bunu başkalarına bulaştırıp bulaştırmadıklarını takip etmiyor.

Dahası, canlı kızamık aşısını almış kişilerin aşı virüsünden kızamık kapabildiğini ve shedding dediğimiz etrafa canlı organizma saçma yoluyla aşı virüsünü temaslılara bulaştırabildiğini gösteren bilimsel çalışmalar da mevcut. (64, 65, 66) Halk sağlığı yetkilileri, canlı KKK aşısı olmuş kişileri aktif izleme alıp aşı tipi virüsle enfeksiyon olup olmadığını, shedding’in gerçekleşip gerçekleşmediğini ve hastalığın başkalarına bulaşının sözkonusu olup olmadığını araştırmıyor bile.

Bu kızamık mı yoksa başka bir şey mi?

Hekimlerin ve ebeveynleri çoğu CDC’nin şu ihtarından habersiz: “Salgın durumunda hastalığı kontrol altına almak için kızamık aşısı uygulanmaktadır ve böyle durumlarda aşı reaksiyonları yanlışlıkla kızamık enfeksiyonu olarak kayda geçirilebilmektedir. Kızamık aşısı olanların küçük bir bölümünde aşılamadan 10 ila 14 gün sonra döküntü ve ateş görülebilmektedir.” (67)

Evet, KKK aşısı aynı kızamığa benzer aşı tipi kızamık enfeksiyonuna yol açabiliyor. (68) Artı, aynen kızamık gibi döküntü, ateş ve konjunktivit belirtileriyle seyreden adenovirüs enfeksiyonları gibi sık görülen başka viral enfeksiyonlar da var (69, 70) ve son derece pahalı RNA laboratuvar testiyle teyit edilmedikçe bu enfeksiyonların gerçekten doğal virüsten kaynaklı kızamık olup olmadığı tam anlaşılamıyor ve olgular yanlışlıkla kızamık teşhisi alabiliyor. (71)

 

Kaliforniya Eyaletindeki Aşı Ret Hakkını Gasp Etme Planları

Ve şimdi ikinci bombaya hazır olun, en azından Kaliforniyalılar gardlarını alsınlar: 2013’te aşısız çocukların devlet okullarına kayıt olabilmek için kullanabilecekleri tıbbi nedenler dışındaki aşı ret hakkı seçeneklerine kısıtlama getirilmesi amacıyla düzenlenen bir yasa teklifi için lobi faaliyeti yürüten pediyatrist politikacı Dr. Pan, yerel bir gazeteye verdiği röportajda ebeveynlerin çocukları için aşıların yarar ve zararlarını tartıp kendi hür iradeleriyle aşı konusunda bir tercih yapma haklarına daha da zarar verecek yeni bir yasa tasarısı üzerinde çalışmakta olduğunun müjdesini verdi. (72) Kaliforniya eyaletinin sağlık yetkilileri dini ve felsefi aşı ret hakkını kaldırıp, kimin eğitim hakkından yararlanıp yararlanamayacağı kararını Dr. Pan ve Dr. Cherry gibi doktorların insafına mı bırakacak, göreceğiz.

 

Disneyland Bahane, Kale Direklerini Oynatmak Şahane

Disneyland’le bağlantılı olduğu öne sürülen bu 51 kızamık vakasıyla ilgili bir kaşık suda koparılan fırtınanın (73) halk sağlığını koruma çabasından ziyade, işe yaramayan/korumayan aşıların başarısızlığını gizleme ve aşıyla sürü bağışıklığı sağlama efsanesinin yıkılmakta olan kumdan kalesini toparlayıp destekleme telaşı olduğunu biliyoruz. Kendilerine ve sürekli oynattıkları kale direklerine (74) bekledikleri akıldışı itimatı reddeden ve bunun yerine düşünmeyi ve rasyonel şekilde hareket etmeyi seçen bir avuç anne-babayı suçlama telaşındaki defansif doktorları görüyoruz. (75)

O üçüncü KKK dozu Amerika’ya geliyor evet, hem de ilaç sanayiinin önderliğinde aşılar da dahil olmak üzere aldığı herhangi bir medikal risk konusunda aydınlanmış rıza hakkını kullanma taraftarı olan tüm Amerikalıları şeytanlaştıp cezalandırmaya çalışan muazzam boyutta lobi faaliyetleri ile birlikte. (76, 77, 78) Devletin sürekli genişleyen mecburi aşılar listesindeki her bir dozu harfiyen almayanları devre dışı bırakmaya yönelik çağrılar en üst perdeden yapılmakta. (79, 80) Aşısız olanların bir vatandaşlık hakkı olan eğitim-öğretim haklarının ellerinden alınması, tıbbi bakım görme haklarının engellenmesi, aşısız olanların işlerine son verilmesi ve diğer pekçok vatandaşlık ve insan haklarının ayaklar altına alınması planlanmakta.

Amerikalılar bir seçim yapmak durumunda

Taraflar belli oldu ve kılıçlar kınından çekildi artık. Amerikalılar karar vermek durumunda: Hangi aşıyı satın alıp neyi yaptırıp yaptırmayacağımıza özgür irademizle karar verme hakkımızı savunacak mıyız, yoksa hertürlü yasal kovuşturmadan muaf ilaç firmaları ve resmi sağlık yetkililerinin bu özgürlüğü elimizden almasına izin mi vereceğiz? (81)

NVICAdvocacy.org adresine gidip yaşadığınız eyalette aşı ret hakkınızı korumak için neler yapabileceğiniz hakkında bilgi alın. NVIC.org adresinden kızamık ve aşısının taşıdığı riskler ve oluşlabilecek komplikasyonlar neler, öğrenin. Ve eğer çocuğunuz aşılandı, fakat buna rağmen hastalıktan korunmadıysa veya aşıdan zarar gördüyseniz NVIC’a durumunuzu bildirebilir ve deneyiminizi başkalarıyla paylaşabilirsiniz.

Sağlık sizin. Çocuk sizin. Karar sizin.

Bilim Kimin Cebinde?

Bilim Kimin Cebinde?

tilki

“Aşıyı ret, bilimi inkar demektir.”

“Google Üniversitesi Mezunları sizi.”

“Tıp diploman var mı da konuşuyorsun?”

“Devlet hiç öyle bir şirketin bize zarar vermesine izin verir mi?”

“Blogger bir anneye mi koskoca bilimadamlarının araştırmalarına mı inanacağız, hadi canım sen de!”

 

Devletin ilaç ve tıp endüstrilerini denetlediği, gözünü bir an dahi ayırmadan 7/24 vatandaşını istismara karşı koruyup kolladığı bir ülkede yaşıyor olmak ne şahane bir şey, öyle değil mi?

Bilmem. Siz de bilmiyorsunuz aslında.

Her şeyin mükemmel olduğu, ideal bir dünyada Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), ki sadece bu yılın rakamlarıyla bütçesi vatandaşın 11 milyar dolarlık vergi katkısıyla oluşur, yansız, bağımsız bir kuruluştur. Bizzat ürünlerinin güvenliğini denetlediği şirketlerle ortaklık yapmasına izin verilmez. Hele hele kar-amaçsız uzantısı, CDC Vakfı aracılığıyla o şirketlerden on milyonlarca dolar hibe almasına hiç izin verilmez.

Oysa 1992’den beri CDC Vakfı, dünyanın dört bir yanındaki favori projelerine özel çıkar gruplarının parasını yatırmakla meşgul. Para bağışında bulunan bu özel çıkar grupları arasında hepimizin baş tacı, sevgili Bill ve Melinda Gates Vakfı, Kaiser Permanente Health Plans, Merck, Sanofi-Aventis, Pfizer, Eli Lilly, GlaxoSmithKline ve elbette Voices for Vaccines [adlı sözümona ebeveyn insiyatifli aşı yanlısı grup] oluşumunu idare eden, sonsuz hayırseverliğiyle tanınan Task Force for Global Health var. Vakfa bağışta bulunan, kendini toplum sağlığına adamış diğer kuruluşlar ise Coca-Cola, McDonald’s ve KFC ile Taco Bell’in sahibi Yum Brands! şirketi.

Listeden mideniz mi kalktı? Durun daha, bitmedi. CDC Vakfı ayrıca, hani şu sahip olduğu “Vaccine Study Center” (Aşı Çalışma Grubu) ile Merck, GSK ve Sanofi gibi diğer CDC Vakfı donörlerinin ürünlerini onaylayan Kaiser Permanente’nin genel başkanı gibi ahbap çavuşlarına da bünyesinde idari pozisyonlar tahsis ediyor.

Yani elimizde aşıları Kaiser’in Aşı Çalışma Grubu’nca güvenlidir diye onaydan geçirilmiş aşı ve ilaç üreticilerinden para kabul eden, sonra da Kaiser’in genel başkanını tutup kar-amaçsız vakfın gidişatını yönlendirsin diye yönetim kuruluna koyan bir CDC vakfı var. CDC Vakfı, aşılama programlarını büyütüp genişletmek için ilaç endüstirisinin parasını mı yiyor? Aynen öyle.

CDC Vakfı’na en büyük bağışçılardan biri de General Electric, hani şu Autism Speaks’in kurucusu Bob Wright’ın uzun dönem başkan yardımcılığını yaptığı şirket. Bob Wright’ın aynı zamanda GE’ye ait NBC’de başkanlık ve CEO’luk görevini yürütüyor olması, Autism Speaks’in aşı kaynaklı Otizm’in varlığını reddedişinin nedeni olarak gösteriliyor–sonuçta bu NBC’ye reklam veren ilaç firmalarının işine gelmeyecek bir durum.

2010’da GE başkan yardımcılarından birinin hiçbir yere değil, evet evet doğru tahmin ettiniz, CDC Vakfı’nın başına geçmesi tesadüf değil. Kümesi bekleyen tilki misali. Anaakım medyanın mütemadiyen aşı halkla ilişkilerine yönelik haber yaptığı yetmiyormuş gibi bir de CDC’ye tahakküm mü ediyorlar?

Tahmin edin CDC Vakfı’nın düzenli bağışçılarından bir diğeri kim? Eşsiz insan Dr. Paul Offit, 2012’de bir değil, tam iki kez bağış yapmış. Philadelphia Çocuk Hastanesi, patentine ortak olduğu rotavirüsü aşısının haklarını sattıktan sonra belli ki görmüş Offit’i.

Soru şu: dünyanın en büyük ulusal toplum sağlığı kuruluşu, gözde projelerini yürütmek için cebini ilaç endüstirisinden gelecek paralara açıyor, en büyük bağışçı şirketlerin idarecilerini kalkıp kendi yönetim kuruluna sokuyor ve tüm CDC aman ne hayırlı işler yapıyoruz diye kendi kendini kutluyorken, CDC’deki araştırmacıların tutup kendilerini besleyen finansörlerin çocuklarımızı sakatlayıp öldürdüğünü gösteren bulguları yayımlayacağına bir anlığına dahi olsa inanabilir miyiz?

Bilim kimin cebinde? İlaç şirketlerinin tabii ki. Devlet denetleme kurumları ve dahi akademik kuruluşlar ile ilaç firmaları arasında bu tür ortaklıklar olduğu, bağış adı altında paralar alındığı sürece de bu böyle olmaya devam edecek. CDC şu noktada “esir kuruluş”tur, pekçok üniversite ve tıp fakültesinin olduğu gibi.

Biri size “Biliminsanları aşıların güvenli olduğunda hemfikir ve ben onların sözüne güveniyorum” dediğinde bir an durup bunun gerçekte ne anlama geldiğini bir düşünün. O bilim bugün Amerikan iş dünyasının cebinde; vergi verenlerin değil, ülkeyi yönetenlerin değil, adlarının önünde bol ünvan taşıyan CDC araştırmacılarının değil.

Gerçek şu:

“Sadece ürettikleri aşılardan değil, bu aşılarla yarattıkları kronik hastalıklardan bunun bir 20 katı daha kar eden ilaç şirketleri, CDC’ye aşılarının güvenli olduğunu söylettirecek nüfuz ve kontrole sahip.” Güveniyor musunuz onlara?

 

Bu yazı, LivingWhole.org sitesinden alınmıştır.

 

CDC: Kovuldun! Üzeri kapatılan Otizm gerçekleri.

CDC: Kovuldun! Üzeri kapatılan Otizm gerçekleri.

kelly

Sahtekarlık.

Kuvvetli bir suçlama bu, sansasyonel, provokatif. Sahtecilik, dolandırıcılık dendiğinde akla gelen resim nedir mesela? Gözünü para hırsı bürümüş, kendisinin ve dar çevresinin çıkarını daha geniş kitlelerin önünde tutmuş adamlar canlanır gözümüzde. Ya maskenin ardındaki bir kadınsa? CDC’nin hizmet düsturu “Hayat kurtarmak. halkı korumak”la yükümlü kadının ta kendisiyse? Risk altına sokulan o geniş kitle yenidoğanlarımız, bebeklerimiz, çocuklarımızdan oluşuyorsa?

Bugün tüm kadınlara sesleniyorum. Bu haberi duyun. En temel içgüdülerinizin iliklerine işlesin. Ve bu kadarı da fazla, yeter artık! deyin.

Biz ki bu kapitalist devletin vatandaşlarıyız, hakikati öğrenmek için şirketlerin para musluğundan beslenen haber medyasına bel bağlayamayız. Bunun için bilgi kaynağımız güvenilir bağımsız kanallar, konuya tam hakim uzmanlar olmalı ve hatta bilim bu konuda ne diyor, bizzat kendimiz bakmalıyız. Sağlığımızı, ailemizin sağlığını devrettiğimiz ellerden geri almanın zamanı geldi de geçiyor. Allah vergisi içkin bilgeliğimizi, zihin ve bedenlerimizin asli gücüne olan inancımızı bırakıp, en öncelikli hesabı hissedarlarının çıkarını kollamak olan şirketlere teslim ediyorsak sağlığımızı, kendimizi de çocuklarımızı da gözden çıkardığımızın resmidir. Kadın ve çocuklar bugün uçurumun kenarına sürülen koyunlardır. 2009/10 grip sezonunda gebelere vurulan aşılardan dolayı yaşanan düşüklerdeki %4250’lik artışla, gebelere dayatılan boğmaca aşısının koruyucu etkisinin olmadığını ve taşıdığı riskleri gösteren bilimsel kanıtlarla, Gardasil aşısının dünya genelinde öldürdüğü sağlıklı kız çocuklarıyla, esasen çocuk doktorlarına yapılan o ziyaretler nedeniyle oluşan Ani Bebek Ölümü ile ilgili estirilen korku rüzgarlarıyla ve bebeklerin dünyaya gelişini Hepatit B aşısı ile kutlamanın çürümüşlüğüyle ilgili yazılar kaleme almıştım. Aşılama paradigmasının reddi, bugün her Amerikalı çocuğun [aynı zamanda tüm dünya çocuklarının] kol (bacak ve kalçalarına) saplanması istenen aşıların ardında yatan politik canavarın doğasını iyi tanımaktan geçiyor.

Bu hafta, ortodoks tıbbın kutsal aşı mabedinin yobazlarını hesap vermeye çağırıyoruz.

Dr. Brian Hooker, KKK çalışmasının orijinal veri ve belgelerini Bilgiye Erişim Özgürlüğü yasası yoluyla istetince, CDC’nin Bağışıklama Programı Güvenlik Birimi çalışanlarından Dr. William Thompson vicdanına yenik düşüyor ve kendisine çok önemli itiraflarda bulunuyor. Bu belgeler, Amerika’daki siyahi erkek çocuklar için otizm riskinde oluşan %340’lık artışın, bilimsel sahtekarlığa imza atılarak nasıl çalışma sonuçlarına yansıtılmadığını gösteriyor. Yeni ele geçirilen ve Dr. Thompson’ın bu bulguya dair görüşlerini aktardığı mektuba CDC’nin yanıtı, aşının sebep olduğu zararın izlerini ortadan kaldırmak için geriye dönük olarak çalışma verilerini değiştirmek oluyor.  CDC’nin bu bilgiye haiz olduğu halde saklama yoluna gittiğini gösteren 2004 tarihli bu mektup aynı zamanda, CDC’nin o dönemki şefi Dr. Julie Gerberding’in, Merck’ün Aşı Departmanı’nın başına geçmeden önce yalan beyanda bulunduğunu kanıtlıyor. [Merck’ün aynı zamanda dünya KKK aşısı piyasasında lider konumda olduğunu bu noktada hatırlatmak gerekir.] Dr. Hooker, çalışmanın protokolüne sadık kalarak bu defa üzerinde oynanmamış, orijinal verilerle yaptığı hesaplamaların sonuçlarını burada yayınlamış durumda.

Dünyanın dört bir yanındaki ebeveynlerin 7 onyıldır bildiği ve temel bilimlerin de desteklediği gibi, evet, aşılar otizme yol açıyor. Yapılması gereken en temel çalışma, yani geriye dönük olarak aşılı ve aşısız çocuklarda görülen otizm oranlarını karşılaştıran vaka kontrol araştırmasını CDC istediği kadar yapmayı reddetsin, bilim bu bağlantıyı yıllardır gösteriyor zaten. Bu konudaki tartışmaları paralize etme çabası aşikar olan Tıp Enstitüsü (IOM) ise aralarında bizzat bu çalışmanın da olduğu 4 çalışma, bunun yanında dolandırıcılık suçundan hala aranmakta olan firari doktor Paul Thorsen‘ın çalışması ve bir de KKK aşısı sonrası %50’nin üzerinde otizm regresyonu gösterdiği halde ‘bağlantı olmadığını kanıtlıyor’ diye lanse edilen bir çalışmaya daha dayanarak aşıların otizme yol açmadığını ilan etmiş durumda. İlaç endüstrisinin çek defterinden bağımsız yapılmış analizler ise aşılar ve otizm arasında istatistiksel olarak önem arz eden bir bağıntı ortaya koyuyor ve otizmin önlenmesinin daha az hatta hiç aşı olunmamasından geçtiğini gösteriyor.

Herkese tek beden elbise anlayışıyla yürütülen bu farmakolojik saldırının çirkin yüzünü görmenin zamanı geldi artık. Zararsız aşı diye bir şey olmadığı gibi “ağırdan alınacak veya alternatif bir takvimle uygulanabilecek” aşılama diye bir şey de yok, zira aşılama dediğimiz şey bağışıklanmanın bir bireyden diğerine değişiklik gösteren yapısını hiçe sayan köhne bir yanlış anlayış üzerine kurulu. Metaller, antibiyotikler, kimyevi koruyucular ile manipüle edilmiş hayvan ve insan dokularının insan ekolojisinde asla yeri yok. İşte bu uyumsuzluğu şimdi insan türünün neredeyse tersine evrime dönüşmüş içleracısı halinde; kuşaktan kuşağa aktarılmakta olan mitokondriyal işlev, detoks kapasitesi ve mikrobiyota destekli bağışıklıktaki çözülmeyle görüyoruz.

Şaşırdık mı?

Tam bir vücut bombası sayılabilecek KKK aşısındaki rekombinan [farklı biyolojik türlerden elde edildikten sonra genetik mühendisliği yoluyla birleştirilen] insan albümini, fötal buzağı serumu ve civciv embriyosu fibroblastlarının yanısıra henüz varlığı dahi bilinmeyen retrovirüslerin türlerarası aktivasyonu, moleküler benzeşme [molecular mimicry] ve kullanılan enfeksiyöz virüsün virülansının yeniden aktivasyonu ihtimali bulunmakta, kaldı ki bu risklere dair tıbben hiçbir çalışma yapılmamıştır dahi. Ortodoks tıp, özellikle de enfeksiyonel hastalıklar dalı ortaya konulan yeni bilimsel gerçeklerden hala bihaber; herbir bireye göre ayrı risk analizi yapılmasının şart olduğu bu çalışmalarla ortaya konmuş durumda. Aşı denilen tıbbi müdahale için ne bir öntarama yapılıyor ne de kişilerin genetiği, yaşam tarzı veya bağışıklık sisteminde değişiklik olduğunu gösteren belirti taşıyıp taşımadığına göre bireysel uygulamaya gidiliyor. Elimizde tek beden bir kask var, bunu uydurmak için önümüze gelen çocuğun kafasına çekiçle çakıyoruz, bu barbarca işlem sırasında aralarından bir kısmının yaralanacağını ve hatta öleceğini gayet iyi bildiğimiz halde … Buna bir de gebelikte annenin yetersiz beslenmesini, ameliyatla gerçekleştirilen doğumları, formül mama kullanımını, ultrasonu, pestisitleri ve Paracetamol gibi farmasötik ilaç kullanımını ekleyin, eh, tüm bunların birbiriyle oluşturduğu sinerjik etkiye bağlı riskleri görmezden gelmekte ısrar eden bir toksikoloji modelini de ancak bir yere kadar savunabiliriz herhalde.

Ortaya yeni çıkan bir diyagnoz; Kızamığa Bağlı Nöro-otistik Ensefalopati [ Measles-Induced Neuroautistic Encephalopathy (MINE)], kızamığın en ağır komplikasyonu olan ve kızamık virüsünün vücuttan temizlenememesi sonucu oluşan Subakut Sklerozan Panensefalit’in [Subacute Sclerosing Panencephalitis (SSPE)] bir varyantı gibi gözküyor. İşe bakın ki bu MINE denilen yeni hastalık, sadece KKK ile aşılanmış çocuklarda görülüyor. MINE ve SSPE hastalıkları henüz olgunlaşmamış veya bir şekilde baskılanmış immün sisteme sahip çocuklarda ortaya çıkıyor. Aşı yapacağı çocukları bu risk faktörleri açısından değerlendiren sağlık çalışanı var mı acaba? Bu değerlendirmeyi nasıl yapacağını bile bilen yokken?

Otizm, bugünün modern insanının sağlık amblemi. Bu çocuklar kömür madenindeki kanaryalar. Kovası zaten ağzına kadar dolmuş olanların, o son birkaç davetsiz damla da eklenince kovası taşıyor işte. Oksidatif hasarları, mitokondriya işlev bozuklukları, disbiyosisleri, beyin enflamasyonu ve otoimmün sorunları var bu çocukların. Aşıların icat edildiği dönemde ne beynin kendine ait bağışıklık sisteminden, ne bağırsaklardaki mikrobiyal evrenin bağışıklık sistemimizi yönettiğinden ne de vucüdumuzun orta yerindeki bu bakteri ve virüslerle elele çalışmamız gerektiğinden haberimiz vardı. Dışarıda yenilen hiçbir öğle yemeği, mikroplara karşı yapılan hiçbir taarruz yoktur ki sağlığımızı bozmasın.

Tufan

Anne-babalar hakikati görüyor artık. Baraj duvarındaki bu çatlak önünde sonunda alarm sirenlerini çaldıracak. Kadınları uyandırmak için. Annelik içgüdülerinden nasıl feragat ettiklerini ve artık söke söke gücü yeniden ellerine alma zamanının geldiğini onlara göstermek için. Dan Olmsted‘in dediği gibi:

Daha geniş bakacak olursak, ortodoks aklın siperleri uzun zamandır “sızdırıyor” zaten ve sadece “içeriden” sızanlarla sınırlı da değil bu. Başka hangi bilgiler mi sızdı bugüne kadar?

 

Yüksek risk istatisklerinin işaret ettiği, madalyonun diğer tarafındaki çocukların anne-babalarının bildikleri var – 12. ayda alınan KKK aşısı, hastalık, regresyon, otizm.

 

Diğer zamanlarda olunmuş başka aşılardan sonra aynını yaşamış anne-babalar da biliyor – başkalarının da başına gelmesin diye olan biteni anlatmaya, paylaşmaya çalışan anne-babaların sızdırdıkları da cabası.

 

Hayatın ilk ayında en yüksek doz etilcıvayı almış çocukların geri kalanlara oranla otizm riskinin çok daha yüksek olduğunu bulan CDC’deki orijinal Verstraeten çalışması var mesela.

 

New Jersey’nin Brick Township kasabasında fırlayan otizm oranlarını CDC’nin örtbas edişi var.

 

‘Az ya da sıfır aşı’ almış popülasyonlarda ‘az ya da sıfır’ otizm gösteren deliller var. Halk sağlığı yetkililerinin bu konuyu araştırmak dahi istememesi var.

 

Devletin regresyona girerek geliştirdiği otizmi aşıların tetiklediğini mahkemede kabul ettiği Hannah Poling davası var, hani sonra üzeri bir sır perdesiyle örtülen o dava…

 

Aşı “mahkemesi”nce verilen kararlarda hakkında ret kararı çıkmış binlerce otizm vakasını gösteren Yanıtlanmamış Sorular çalışması var.

 

SafeMinds kuruluşundaki ebeveynlerin on seneden uzun bir zaman önce otizmi “yeni bir çeşit cıva zehirlenmesi” olarak tanımlamış olması var.

 

KKK aşısındaki kabakulak kompanentini koruyormuş gibi göstermek için aşı üreticisi firmanın veride sahtecilik yaptığını söyleyen Merck çalışanı bilimadamları var.

 

1943 yılında tıp literatürüne geçmiş ilk otizm vakalarındaki ailelerin yeni kullanılmaya başlanan etil-cıvalı aşılar ve mantar ilaçlarına maruziyetini gösteren çalışmalar var.

 

Tıp endüstrisi ve cıva arasında, otizm tsunamisi Amerika’nın çocuklarını önüne katıp götürmeden çok önce bitirilmiş olması gereken ancak yarım binyıl süregiden aşk ilişkisi var.

 

En barizi – Kongre’nin bu ülkedeki yozlaşmış ilaç firmalarına yasal kovuşturmadan muafiyet tanıyıp da Amerika’nın aşı malülü çocuklarının ve bu yükün altında tökezlemekte olan ailelerinin sırtına bindirmesiyle birlikte takvime dolduruluveren aşılar ve aynı anda otizmde yaşanan patlama var.

 

Bı sızıntılar artık sele, sel de tsunamiye dönüşme yolunda, tıpkı otizm tsunamisi gibi ve sel dalgaları şu an elde ayakta ne kadar parmak varsa delikleri kapamaya çalışmakla meşgul olanların ördüğü inkar duvarını önüne katıp götürmekte.

En ilkel dürtülerine işlenmiştir annenin çocuğunu koruma içgüdüsü. Eskiden yavrusunu vahşi hayvanlardan, kışın soğuğundan korur, karnını doyurmak için yiyecek aramaya çıkardı anne. Bugünse biz annelerin o korku tanımaz gözüpeklik mertebesine ulaşmamız lazım yeniden. Şu “ilaç daya, öldür, baskıla!” refleksini bırakmamız, tabiatla beraber geçirmekte olduğumuz evrime saygı duymamız ve geçen her dakika bizi daha da hasta eden şu yıkık-dökük sağlık modelini artık reddetmemiz gerekiyor. İçinizdeki sesi dinleyin, derinlere inin, o korkusuzluk mertebesine ulaşın, Thompson marifetiyle ortaya çıkan bu gerçekler de ‘kendi’nize dönmek için yola çıktığınız bu yolculukta size güç versin.

kelly2

Kızamık aşısının SSPE ve Otizm bağıntısı

Kızamık aşısının SSPE ve Otizm bağıntısı

SSPE

Enfeksiyonel hastalıklara karşı sağlık ve ilaç endüstrilerinin giriştiği savaşta kolaylıkla gözardı edilebilen tıbbın temel ilkeleri ve tıp etiğinin altın kurallarını hatırlatıyor Sn. Yıldıran bu yorumunda da.

Aşılarla sürü bağışıklığı oluşturmaya kalkmanın getireceği olumsuzluklara değiniyor ve en önemlisi de, dünyada bazı hekimlerin en başından beri öne sürdüğü gibi kızamık aşılamasının SSPE’ye yol açabileceğini beyan etmesi oluyor.

İngiltere’de 30 yıl sonra bilgiye erişim yasası kapsamında elde edilen gizli resmi belge ve tutanaklarda da, devletin aşı konusunda karar alıcı mercilerinin tekli ve karma kızamık aşılaması ve SSPE bağıntısını bildikleri halde halkı bilgilendirmedikleri, bunun yerine ilaç firmaları temsilcileriyle birlikte aşı kapsayıcılığının artması için projeler geliştirdikleri, yakın zamanda ortaya çıkmış skandallardan biriydi.

Başta Dr. Rebecca Carley olmak üzere dünyada pekçok hekim otizmin aslında SSPE’nin ölümcül olmayan şekli olduğunu 20 senedir söylüyor, ancak bu hekimler tıp mafyasınca lisansları iptal edilmek suretiyle aforoz ediliyor.

Bu noktada, Türkiye’de geçtiğimiz senelerde özellikle Güneydoğu Anadolu’da uygulanan toplu kızamık aşılaması sonrası görülen yüzlerce SSPE vakasının, bırakın uygulanan tekli kızamık aşısından kaynaklanmış olabileceğini, aksine yetersiz aşı dozundan meydana geldiğini öne süren ve TC. Sağlık Bakanlığı’nın aşı bilim ve danışma kurulunun başkanlığını yürüten hekimlerimiz var hala. Devletin karar alıcı mekanizmalarında görev almakta olan hekimlerimizin umuyoruz ki İngiliz meslektaşları gibi ilaç/aşı firmaları ile doğrudan veya dolaylı bir çıkar ilişkisi, finansal bağlantısı yoktur; aşı üreticilerinin yeni gözdesi Türkiye pazarında ulusal aşı takvimine eklenen her bir yeni aşı ile muazzam oranda ve sürekli şekilde kar elde edecek aşı üreticilerinin ajandasını ve bağışıklama programının bekasını değil, halkın ve bireyin sağlığını ön planda tutuyorlardır.

Şimdi yine sözü Sn Prof. Dr. Alişan Yıldıran’a bırakalım:

Değerli yorumlar ve katkılar için teşekkürler. Muhterem Prof. Dr. Hakan Hakeri’den özür dileyerek bir yorum daha eklemek istiyorum.

Tıbbın birinci ilkesi ‘primum non nocera’dır. Üçüncü kişilerin sağlığını korumak amacı ile kendini koruyamayacak konumdaki bir bebeğe zararlı olma ihtimali olan, antidotu olmayan bir uygulamanın mantıki, bilimsel, ahlaki ve vicdani olmadığı kanaatindeyim.

Aslında aşıları zorla uygulamada aynı mantıkdan kaynaklanıyor, buna herd immünite ‘sürü bağışıklığı’ deniliyor.

Herd immünite doğal veya aşıya bağlı olarak gelişmekdedir. Doğal kızamık ile toplumun %68’i kalan kişileri kalıcı olarak koruyabilirken, aşı ile bu ancak %95 ile ve geçici olarak sağlanabilmekde, yani yüz kişinin 95’ini aşıladığınızda, kalan beş kişiyi koruyabiliyorsunuz (1).

Kızamık aşısının SSPE’ye yol açabildiğinin bilinmesi çok önemlidir. SSPE çok muhtemeldir ki bir immün yetmezlikdir, bu konuda yakın zamanda ülkemizden aynı ekibin iki yazısı çıkdı (2, 3). Bu çalışmalar SSPE’nin immün yetmezlik olduğu düşüncemi kuvvetle desteklemekdedir.

Bu konuyu meşhur immünolog Dr. Casanova’ya sorduğumda yorum yapmakdan kaçındı. Bu durumda sağlıklı kişilerde SSPE gelişmeyeceği, immün yetmezlikli kişilerde ise aşıya bağlı olarak kaçınılmaz şekilde gelişeceği açıkdır. Bu durumda aşı yapmak hem mantıksız, hem de haksız bir uygulama durumuna düşmekdedir. Geniş bilgi için makaleme bakılabilir (4).

Aşıların hastalıkları kesin olarak önlediği gibi bir algı maalesef çok yaygın. Oysa hastalıkların azalmasının aşılardan çok önce hayat şartlarının iyileşmesine ve sanitasyona bağlı olduğu aşikardır (5).

Ancak, salgın hastalık durumu ve risk gruplarında aşı aydınlatılmış muvafakat şartı ile elbette yapılabilir.

Aşıların yan etkilerinin ve yol açdığı hastalıkların ise çok önceden beri, idari mekanizmalar tarafından bilinmekde olduğu da ortaya çıkmışdır (6).

Aşılar hakkındaki yanlış algılar ile ilgili geniş bilgiye şu yazıdan erişebilirsiniz (7).

Halk sağlığı, aile hekimliği ve enfeksiyon uzmanlarına bir atasözünü hatırlatmak isterim: ‘cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir’.

 

1. Fine PE. Herd immunity: history, theory, practice. Epidemiol Rev 1993, 15: 265-302.

2. Piskin IE, Karakas-Celik S, Calik M, Abuhandan M, Kolsal E, Genc GC, Iscan A. Association of interleukin 18, interleukin 2, and tumor necrosis factor polymorphisms with subacute sclerosing panencephalitis. DNA Cell Biol. 2013, 32(6):336-40.

3. Piskin IE, Calık M, Abuhandan M, Kolsal E, Celik SK, Iscan A. PD-1 gene polymorphism in children with subacute sclerosing panencephalitis. Neuropediatrics. 2013, 44(4):187-90.

4. http://iospress.metapress.com/content/e78n0861qlv220x7/

5. http://anheurope.org/ANH+Book+Review+Dissolving+Illusions+by+Suzanne+Humphries+MD+and+Roman+Bystrianyk

6. http://www.globalresearch.ca/the-vaccine-coverup-30-years-of-secret-official-transcripts-show-uk-government-experts-cover-up-vaccine-hazards-to-sell-more-vaccines-and-harm-your-kids/5354241

7. http://www.whale.to/v/phillips.html